Djembe, M.Ö. 5 bin yıl öncesine dayanan tarihiyle Afrika’nın en eski perküsyon enstrümanlarından biri olarak bugün hala ritimlerin gücünü taşıyor. Haber Ekspres Gazetesi'nden Burcu Yanar'ın röportaj haberine göre, İzmir’de bu eşsiz ritimlere hayat veren Hüseyin Ülkü, djembe ile İzmirlilere Afrika’nın geleneksel ritimlerini tanıtıyor. Küçük yaşlardan itibaren müzikle iç içe olan Hüseyin Ülkü, djembe çalmanın sadece bir enstrüman çalmak değil, aynı zamanda tarihsel bir yolculuğa çıkmak anlamına geldiğini vurguluyor. Ülkü, müzik ve ritmin insanların ruhsal sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini de deneyimlerle anlatırken, herkese açık ritim atölyelerinde müzik kulağına sahip olmasa da herkesin bu müziği keşfetmesini sağlıyor.
- Öncelikle sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Ben müzik öğretmeni ya da konservatuar mezunu değilim ama küçük yaşlardan beri müziğin içindeyim. Benim babam bir ilkokul öğretmeniydi çok iyi bağlama çalardı ve türkü söylerdi. Ailede herkes eğitimciydi ama ben Makine Mühendisliği okudum. Müzikle hep ilgileniyordum. Evde hep müzik olurdu. Ama ben buna profesyonel olarak eğilmemiştim. Üniversiteyi bitirdikten sonra İzmir’e tekrar geldiğimde Latin danslarıyla tanıştım.
Keçi derisi ve ahşaptan
- Djembe müzik aleti hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?
Djembe tarihteki en eski perküsyon enstrümanı. Yerel yapılmış djembelerin gövdesi ahşap. Afrika’da çok değişik ve güzel ağaçlar var. Derisi de keçi derisi. Ancak bizim keçilerimizden daha farklı ve derisi kalın. Takip edebildiklerimize göre tarihi milattan önce 5 bin yıl öncesine kadar gidiyor. Tüm bu çaldığımız ritimler geleneksel Afrika ritimleri. Bu ritimler dededen toruna geçerek günümüze kadar ulaşmış. Bu inanılmaz bir şey. Benim burada tüylerimi ürperten şey ise; bizim çaldığımız bu ritmi 10 bin yıl önce de başka bir insan birebir çalıyordu. Biz bunu aynen çalıyoruz. O insanların duygulandığı, sevindiği duygularla ürettiği ritimleri çalıyor olmak çok ayrı bir duygu. Bu yüzden ritim enstrümanı çalmanın çok farklı olduğunu söyleyebilirim.
- Bu müzik aletiyle ilk tanışmanızı anlatır mısınız?
2007-2008 yılları arasında Latin dansları ve müziği beni çok içine çekti. İki yıl böyle geçti. Latin müziği beni içine hapsetti ve bende bir tutku oldu. O dönem İzmir’de Enrique Maestre isimli birisi vardı. Kendisi Latin müziği tarihçisi. Onun büyük bir şansım olduğunu düşünüyorum. Latin perküsyon müziğiyle ilgili kurslar veriyordu. Ben iki yıl o kurslara devam ettim ve perküsyona dair algılarım çok açıldı. Orada ritim enstrümanlarına aşık oldum. Bu zamanla bende danstan ve müziğin diğer dallarında da öte bir hastalık seviyesine geldi. Perküsyon çok büyük bir alan ve dünyada en fazla enstrüman çeşidine sahip enstrüman grubudur. Afrika, Güney Amerika, Kuzey Amerika, Japonya ve Çin hepsini sayabiliriz. Çünkü perküsyon en temel enstrümanlardan biridir. Bu kapı benim için açıldığında Afrika perküsyonuyla tanıştım. 2010 yıllarında Türkiye’de Afrika müziği yapan İstanbul’da Okay Temiz vardı. İzmir’de ise Afrika ritimleri üzerine eğitim veren kimse yoktu. O dönemde hala gündüz mühendisliğe devam edip akşamları müzikle ilgileniyorum. 2012 yılında Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde İzmir Perküsyon ismiyle kendi okulumu açmıştım. 3 yıl işlettikten sonra farklı sebeplerden dolayı okulu kapattım. Sonrasında araya pandemi girdi ve kendi kabuğuma çekildim. Normal hayata dönmemizle birlikte tekrar dersleri vermeye başladım.
- İsteyen herkes çalabilir mi, kurslar nasıl ilerliyor?
Bu müzik aletini normalde geleneksel olarak erkekler çalar. Günümüzde ise kadınlar da çalabiliyor. Benim amacım herkese bu müziği ve ritimleri duyurabilmek. Afrika ritimleri daha farklı aynı anda 4-5 ritim bir arada gidiyor. Gelenler ilk başta bunun şaşkınlığını yaşıyor. Ben en basitinden başlayarak en karmaşık ritme kadar kursiyerleri götürüyorum. Bunun için bir nota öğrenmenize gerek yok. İsteyen herkes çalabilir. Müzik kulağım yok diye düşünmesin gelmek isteyenler. Sadece hislerimiz çalmak için yeterli.
Ruhsal olarak olumlu
- Müzik ve ruh sağlığı ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz, dikkat eksikliği olanlara odaklanma açısından önerir misiniz?
Ruh sağlığına etkileri üzerine belirli okumalar yaptım. Muhakkak ki bir rehabilitasyon ve ruhsal anlamda olumlu etkiler katıyor. Perküsyonun diğer müzik dallarından ayıran etkileri ise; toplu yapılan ritim çalışmaları insanları birleştiriyor. Alzheimer üzerinde yapılan araştırmalar ritim aktivitelerinin hastalığın ilerlemesini yavaşlattığını gösteriyor. Benim gözlemlediklerime gelecek olursak ise şu an birçoğumuz masa başında rutin işler yapıyoruz. Bu durum beynimizi daha az kullanmaya sebep oluyor. Bilmediğiniz bir enstrüman çalmaya başladığınızda beyninizin hiç kullanmadığınız alanları çalışmaya başlıyor. Bir anlamda yeni bir dil öğreniyorsunuz. Afrika müziği kolektif bir müziktir. İnsanlar burada bir saat bile olsa hep yükselerek çıkıyor. Hiç tanımadığın insanlarla birlikte müzik yapmaya başlıyorsunuz. Bu müthiş bir şey. İnsanlar kendilerini bir gruba ait hissediyorlar. Biyolojik olarak ise bu alete vurmanın vücuda verdiği çok farklı bir etki var.
İlk ders çok heyecanlı oluyor
- Djembe çalmayı öğreten bir öğretmen olarak en keyif aldığınız anlar nelerdir?
İlk ders benim için çok heyecanlı oluyor. İlk dersin sonunda insanların gözündeki şaşkınlığı görebiliyorum. Azim gösterip 5-6 ay devam edenler olursa ve gösteriye çıkarlarsa o zaman da ayrı bir şaşkınlık oluyor. Bunu görünce çok mutlu oluyorum.
- Müzikle ilgili kariyeriniz de ne büyük hayaliniz nedir?
Bütün dünya perküsyonu olmasa bile mümkün olduğunca farklı Brezilya, Küba, Latin, Afrika, Hindistan gibi ülkelerin perküsyonlarının hepsinin eğitiminin verildiği ve çalındığı bir okulun İzmir’de olmasını çok isterdim. Bu hayalim ama ömrümün sonuna kadar görebilir miyim bilemiyorum.