Dünyanın gözü bir kez daha Orta Doğu’ya çevrilmiş durumda. Bir yanda İsviçre’de diplomasi
masasında süren görüşmeler, diğer yanda ise ABD ile İran arasında giderek sertleşen
açıklamalar. Özellikle Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gerilim, yalnızca bölge ülkelerini
değil, küresel ekonomiyi de yakından ilgilendiriyor. Çünkü Hürmüz Boğazı, dünyanın enerji
damarlarından biri olarak kabul ediliyor.
Uzmanlar, tarafların sert söylemlerinin yeni bir askeri çatışmaya dönüşmesini istemediğini
belirtse de karşılıklı tehditlerin tonu yükseldikçe piyasalardaki tedirginlik de artıyor. Petrol
fiyatlarından deniz taşımacılığına kadar birçok alanda yaşanabilecek olası gelişmeler dünya
ekonomisinin geleceğini etkileyebilecek güçte görülüyor.
DÜNYANIN EN STRATEJİK SU YOLLARINDAN BİRİ
Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi’ni Umman Denizi’ne bağlayan dar bir geçit. Ancak bu dar
geçitten her gün milyonlarca varil petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz taşınıyor. Körfez
ülkelerinin enerji ihracatının büyük bölümü bu güzergâh üzerinden dünya pazarlarına
ulaşıyor.
Bu nedenle boğazda yaşanacak en küçük bir güvenlik sorunu bile uluslararası piyasaları
sarsabiliyor. Petrol fiyatlarının birkaç saat içinde yükselmesi, sigorta maliyetlerinin artması ve
ticaret rotalarının etkilenmesi ihtimali yatırımcıları endişelendiriyor.
İran uzun yıllardır, kendisine yönelik baskıların artması halinde Hürmüz Boğazı'nı kapatma
seçeneğini gündeme getirebileceğini söylüyor. ABD ise boğazdaki uluslararası deniz
ulaşımının engellenmesine izin vermeyeceğini vurguluyor. İşte gerilimin merkezinde de bu
karşılıklı pozisyonlar bulunuyor.
İSVİÇRE'DE DİPLOMASİ TRAFİĞİ
Gerilimin yükseldiği dönemde İsviçre’de devam eden görüşmeler dikkat çekiyor. Taraflar
doğrudan veya dolaylı temaslarla tansiyonu düşürmeye çalışırken, diplomasi kanallarının açık
tutulması uluslararası toplum tarafından olumlu karşılanıyor.
Diplomatik çevreler, görüşmelerin tamamen sonuçsuz kalmadığını ancak taraflar arasındaki
güven eksikliğinin önemli bir sorun olmaya devam ettiğini belirtiyor. Özellikle İran’ın nükleer
programı, yaptırımlar ve bölgesel güvenlik meseleleri masadaki en önemli başlıklar arasında
yer alıyor.
İsviçre, geçmişte de benzer krizlerde arabuluculuk ve diplomatik temaslar için tarafsız bir
platform görevi üstlenmişti. Bu nedenle gözler şimdi burada yürütülen görüşmelerden
çıkabilecek olası uzlaşma mesajlarına çevrilmiş durumda.
KARŞILIKLI MESAJLAR SERTLEŞİYOR

Görüşmeler sürerken hem Washington hem de Tahran’dan gelen açıklamalar dikkat çekiyor.
ABD yönetimi, bölgedeki askerî varlığını ve müttefiklerini korumakta kararlı olduğunu ifade
ediyor. İran ise dış baskılara boyun eğmeyeceğini ve ulusal güvenliğini tehdit eden adımlara
karşılık vereceğini söylüyor.
Bu açıklamalar her ne kadar siyasi mesaj niteliği taşısa da bölgede görev yapan askeri
unsurlar nedeniyle yanlış hesaplama riskini de artırıyor. Tarihte birçok kriz, tarafların
doğrudan savaş istememesine rağmen sahadaki küçük olayların büyümesi sonucu ciddi
çatışmalara dönüşmüş durumda.
Uzmanlar, sert söylemlerin iç kamuoylarına yönelik olabileceğini ancak buna rağmen dikkatli
olunması gerektiğini vurguluyor. Çünkü bölgedeki herhangi bir askeri hareketlilik yalnızca
ABD ve İran’ı değil, çok sayıda ülkeyi etkileyebilir.
PETROL PİYASALARI NEDEN ENDİŞELİ?
Hürmüz Boğazı'nda yaşanabilecek bir krizden en hızlı etkilenecek alanların başında enerji
piyasaları geliyor. Petrol ve doğal gaz arzında yaşanabilecek aksaklıklar, fiyatların
yükselmesine neden olabilir.
Petrol fiyatlarındaki artış ise yalnızca enerji sektörünü değil, ulaştırmadan sanayiye kadar
birçok alanı etkiliyor. Yakıt maliyetlerinin yükselmesi üretim giderlerini artırırken, bu durum
enflasyon üzerinde de baskı oluşturabiliyor.
Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler açısından da Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmeler yakından
takip ediliyor. Çünkü küresel enerji fiyatlarında yaşanacak dalgalanmalar doğrudan ekonomik
dengeleri etkileyebiliyor.
BÖLGE ÜLKELERİ TEMKİNLİ
Körfez ülkeleri ve diğer bölgesel aktörler, gerilimin daha fazla yükselmesini istemiyor. Çünkü
olası bir çatışmanın ekonomik ve siyasi maliyetleri oldukça yüksek olabilir.
Birçok ülke, diplomasiye fırsat verilmesi gerektiğini savunuyor. Özellikle enerji ihracatına
dayalı ekonomiler için deniz ticaret yollarının güvenliği büyük önem taşıyor. Bu nedenle
bölge yönetimleri, taraflara itidal çağrıları yapıyor.
Uluslararası kuruluşlar da aynı görüşte. Gerilimin tırmanmasının küresel büyüme üzerinde
olumsuz etkiler yaratabileceği ve yeni ekonomik sorunlara yol açabileceği belirtiliyor.
DİPLOMASİ Mİ, ÇATIŞMA MI?
Bugün gelinen noktada dünya iki farklı senaryoyu dikkatle izliyor. Birinci senaryo, İsviçre’deki
görüşmelerin ilerlemesi ve tarafların ortak bir zeminde buluşması. Bu durumda piyasalardaki
endişelerin azalması ve bölgedeki tansiyonun düşmesi bekleniyor.

İkinci senaryo ise karşılıklı tehditlerin daha da sertleşmesi ve sahada yaşanabilecek bir olayın
krizi büyütmesi. Böyle bir gelişme yalnızca Orta Doğu’yu değil, enerji güvenliğinden küresel
ticarete kadar birçok alanı etkileyebilir.
Şimdilik diplomasi kapısı tamamen kapanmış değil. Ancak masadaki görüşmeler devam
ederken yapılan sert açıklamalar, krizin ne kadar hassas bir dengede ilerlediğini gösteriyor.
Dünya kamuoyu da bu nedenle İsviçre’den gelecek haberleri dikkatle takip ediyor. Çünkü
Hürmüz Boğazı’nda yaşanacak her gelişme, yalnızca bölgenin değil tüm dünyanın ekonomik
ve siyasi geleceği açısından önem taşıyor.
Kaynak: Euronews
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]