Pazar sabahlarının kendine has bir ahlakı duruşu ,ayrıcalığı ve şımarıklığı vardır; kimseyi aceleye getirmez, kimseye hesap sormaz, “hadi kalk, üretken ol” diye kulağına bağırmaz. Kendine de sevgi dolu ve çocuksudur…Çünkü bu gün sadece senin zevkine hitap eder,diğer günler gibi kendine mecbur etmez.
Pazar sabahları kahvemizi biraz daha yavaş içeriz, telefona biraz daha az bakarız, insan biraz daha kendine benzer. Ve hayata biraz uzaydan bakarız…İşte tam böyle bir sabaha bu sabah; hem 12 Nisan: “Uluslararası İnsanlı Uzay Uçuşu Günü” hem de “Sürpriz Yap Günü”. Yani biri sana “gökyüzünü aş” diyor ruhani olarak, diğeri “kalbe dokun.”diyor insani olarak. Ben de dedim ki, madem ikisi de aynı gün gelmiş, neden işi büyütmeyelim? Çiçek yerine arkadaşlara galaksi, kahve yerine kozmos, sürpriz yerine... uzay bileti hediye edeyim.
Şimdi dürüst olalım, kimse sabah uyanıp “Bugün kime sürpriz yapsam, acaba birine uzay bileti mi alsam?” diye düşünmüyor. Ama düşünse fena mı olur? Biz günlerde hayal gücümüzü ve (…Dikkat edin güç diyorum..acaba bu gücün hala farkındamıyız) sürprizlerimizi çok küçülttük. Sosyal medyadan; Not bırakmak, mesaj atmak, en fazla pasta kesmek,selfi çekmek… Halbuki insan bazen abartılmayı hak ediyor. Yani düşün, kapı çalıyor, bir zarf geliyor, ya da telefondan bir mesaj geliyor. Açıyorsun: “Tebrikler! Bugün uzaya çıkıyorsunuz.” Şok şok şok. “Neden ben?” diye düşünür insan. Cevap çok basit aslında: Sevgili okur…seninde hayatında bir soluklanıp, yavaşlayıp bir Pazar günü olsun kendine uzaydan bakma zamanın geldi…Farkındalık için, kendine değer vermen, özgüvenini tekrer sağlaman ve yeniden güç toplayabilmen için ; pazar günü hayatının astronotu olman gerekiyor.
Pekiiii kimlere alacağız bu biletleri? Çünkü sürpriz dediğin şey biraz karakter analizi ister. Herkese aynı hediyeyi veremezsin. Bazı insanlar çiçekten mutlu olur, bazıları çiçeği görünce “toprağa yazık” der. Uzay bileti daha da hassas bir konu. Yanlış kişiye alırsan, adam döner gelir, sana hayatı zehir eder.
Mesela o her ortamda “Ben farklı düşünüyorum” diye söze giren her şeyi spiritüel (ruhsal/tinsel düşünen), maddi dünyanın ötesinde, içsel huzur, anlam arayışı ve evrenle bağlantı kurma çabası ile yaşayan ve böyle bir yaklaşım ve yaşam tarzı olan bir kankan varsa bu bilet tam ona göre. Çünkü konu ne olursa olsun, adam mutlaka başka bir boyut açar. Çay mı içilecek? “Aslında çay dediğimiz şey…” diye başlar. İşte o arkadaşa uzay bileti almak hem mantıklı hem de toplumsal bir hizmettir. Çünkü zaten zihinsel olarak bizden ışık yılı uzakta. Fiziksel olarak da gitsin, dengesini bulsun. Gerçi dönüşte yine; “Uzayda aslında zaman kavramı…” anlatmaya devam edecektir …
Eski sevgili konusu biraz karışık. Orada duygular devreye giriyor, ama biz bugün mantık insanıyız. Eğer hâlâ içinde bir yerlerde “acaba” varsa, gidiş-dönüş al. Hani belki uzayda kendini bulur, gelir daha iyi bir insan olur diye. Ama gerçekçiysen, yani “ben bu filmi izledim” diyorsan, tek gidiş. Hatta bilete küçük bir not iliştir: “Dönüş bileti, karakter gelişimine bağlıdır.” Bu cümle o kadar güçlü ki, insan uzayda kendini sorgular. Zaten yerçekimi yok, bahanesi de yok.
Eğer işinden memnunsan, patrona uzay deneyimi hediye ederbilirsin. Eğer iş yerinde her pazartesi bir varoluş krizi yaşıyorsan mutlaka dönüşte sana zam yapma ihtimali doğar, çünkü adam “Dünya’yı uzaktan gördüm, her şey çok anlamsız” moduna girer. Fakat bunu açık açık yapama, zarif olacaksın. “Sizin vizyonunuza uygun bir deneyim düşündüm” diyerek gönderiyorsun. Adam uzayda vizyon ararken, sen aşağıda huzur buluyorsun.
Komşular var bir de. Özellikle sabah erken saatlerde matkapla sanat icra edenler. Onlara uzay bileti almak bir ihtiyaçtır. Bu artık sürpriz değil, savunma mekanizması. Tek gidiş, tartışmasız. Yanına da matkabını koy, çünkü insan sevdiği şeyden ayrılmamalı. Belki Ay’da yeni bir site yapar, orada kimse şikâyet etmez.
Ama bütün bu listenin ortasında asıl önemli bir kişi var: Sen. Evet, sen okur. Çünkü biz genelde herkese sürpriz yapmayı düşünüyoruz ama kendimizi hep listenin sonuna yazıyoruz. “Ben sonra bakarım” diyoruz. O “sonra” hiçbir zaman gelmiyor. O yüzden bugün kendine de bir uzay bileti al. Ama burada kritik nokta şu: Bu bir kaçış değil, bu bir mola. Gidiş-dönüş alıyorsun. Çünkü mesele kaçmak değil, biraz uzaklaşıp geri dönebilmek.
Kendine uzay bileti almak demek, aslında şunu demek: “Ben biraz kafamı dinleyeceğim.” Kimden? Sürekli yazan mesajlardan, bitmeyen bildirimlerden, “bir şey soracağım” diye başlayıp hayatını sorgulatan konuşmalardan. Uzay burada metafor, yeter ki hayal gücünü aktive et... Yani gerçekten roketle gitmek zorunda değilsin. Bazen telefonu kapatmak da uzaya çıkmak sayılır. Bazen bir yürüyüşe çıkmak, bazen kimseye açıklama yapmadan bir kahve içmek… Bunların hepsi küçük kaçışlar.
Zaten Yuri Gagarin tarihte bugün uzaya çıktığında, aslında sadece bir görev yapmadı. İnsanlığa şunu gösterdi: “Bak, çıkılabiliyor.” Biz de kendi hayatımızda aynı şeyi yapabiliriz. “Bak, biraz uzaklaşılabiliyor.” Her şeyden değil belki ama bazı şeylerden. Ve o mesafe, geri döndüğünde sana iyi geliyor.
Sürpriz dediğimiz şeyin özü de bu zaten. Birine “Seni düşündüm” demek. Ama bunu bazen abartmak lazım. Çünkü hayat zaten yeterince ciddi. Faturalar, işler, sorumluluklar… Arada bir saçmalamak gerekiyor. Birine uzay bileti almak fikri tam olarak bu saçmalığın en güzel hali. Gerçek olmasına gerek yok. Düşünmesi bile eğlenceli.
Bugün birine gerçekten bir şey almak zorunda değilsin. Ama birine mesaj atabilirsin. “Seni düşündüm” diyebilirsin. Ya da kendine küçük bir iyilik yapabilirsin. Çünkü en büyük sürpriz bazen şu oluyor: Kimse senden beklemezken, sen kendine iyi davranıyorsun.
Ve belki de en önemlisi şu: Bazı insanlar hayatında yıldız gibi olmalı. Yakınında değil, uzakta. Ama orada olduklarını bilmek güzel. Herkesin yanında olması gerekmiyor. Hatta bazıları uzakta daha anlamlı. Parlıyorlar, ama gözünü almıyorlar. Isıtıyorlar, ama yakmıyorlar.
Bugün o dengeyi kurma günü. Kimi yakın tutacağını, kimi nazikçe uzaya göndereceğini seçme günü. Kimi arayıp “iyi ki varsın” diyeceğini, kimiye içinden “sen orada daha mutlusun” diyeceğini anlama günü.
Pazar günleri biraz da bunun için var zaten. Hayatı yeniden düzenlemek için. Büyük kararlar almak zorunda değilsin. Ama küçük farkındalıklar yaratabilirsin. Mesela şu farkındalık: Herkes hayatında aynı mesafede durmak zorunda değil.
Sonuçta uzay dediğimiz şey sadece gökyüzünde değil. İnsan ilişkilerinde bir uzayı var. Kimisi çok yakın, kimisi ışık yılı uzakta. Ve bazen en sağlıklısı bu mesafeyi kabul etmek ve kendi hayatının astronotu olarak evrende hangi gezegenlere gideceğini bilmek.
O yüzden bugün kendine küçük bir söz ver: Gereksiz kalabalıkları azalt, güzel insanları koru, kendine de arada bir uzay izni ver. Çünkü insan biraz uzaklaşmadan, neyin gerçekten değerli olduğunu anlayamıyor.
Ve eğer bugün illa bir sürpriz yapacaksan… büyük düşün. Belki gerçekten bilet alamazsın ama fikrini verebilirsin. Birine gülümsetecek bir cümle kurabilirsin. Çünkü bazen en iyi sürpriz, tam zamanında gelen küçük bir şeydir.