Eskiden bir iş kaliteli olsun diye uzmanına yaptırılırdı. Bugün ise uzmanlık, parçalara bölünüp standartlaştırılıyor ve benzer şablonlara, benzer teslim sürelerine sahip işler ortaya çıkıyor. Sermayedar açısından risk dağıtılıyor, maliyet düşürülüyor, verimlilik ve kâr artıyor. Ancak işin ruhu kayboluyor.

İşverenler düzenli istihdamın getirdiği maliyetlerden ve sosyal yüklerden kaçınmak için taşeronlaşmaya daha fazla yöneliyor. Uzmanlık, bir bütün olmaktan çıkıp küçük parçalara ayrıldıkça ortaya çıkan iş, artık kimsenin tam anlamıyla sahiplenmediği bir ürün hâline geliyor.

Uzman bütünü göremez hâle geliyor. İş, süreçlere bölündükçe sorumluluk da dağılıyor. Sonuçta ortaya çıkan şey ne gerçekten nitelikli bir üretim ne de gerçek bir mesleki tatmin oluyor.

Daha da ilginci, işi alan kişinin uzmanı olmadığı, hiç bilmediği işi, ilişki ağı ve bağlantıları sayesinde aldığı ve ardından bütünüyle başkalarına devrettiği durumlar. Burada artık taşeronlaşmadan daha öte bir tablo ortaya çıkıyor: İşi yapan uzman başka, işi alan başka, müşteriye karşı sorumluluk üstlenen bambaşka biri olabiliyor. Sonunda uzmanlık bir meslek olmaktan çıkıp, sadece bir maliyet kalemi görüntüsüne bürünüyor.

İşin bir diğer yüzü de kalite. Nihai işi yapan da çoğu zaman en ucuza razı olan oluyor. Bu da ister istemez kaliteyi aşağı çekiyor.

Elbette her işin mutlaka yüksek maliyetli bir uzmanlık hizmetine dönüşmesi de doğru değil. Bugün bazı alanlarda, aslında belli ölçüde standardize edilebilecek işler, karmaşıklaştırılarak, uzmanlık etiketiyle olduğundan daha pahalıya sunulabiliyor. Böylece bir tarafta gerçek uzmanlık değersizleştirilirken, diğer tarafta uzmanlık görüntüsü bir pazarlama aracına dönüşebiliyor. Basit bir işlem için “özel danışmanlık”, “kişiye özel analiz” veya “premium hizmet” adı altında yüksek ücretler talep edilmesi gibi…

Oysa ki standartlaştırma, tekrar eden işler gerekli, kaliteyi koruyor ve maliyeti düşürüyor. Ancak standartların dışına çıkan, yorum ve muhakeme gerektiren durumlarda uzmanlığın devreye girmesi gerekir. Bir muhasebecinin rutin işlemleri yazılımlarla yürütülebilir. Ama karmaşık bir vergi veya şirket yapısında sadece program kullanmak yetmez. Bir mimarın çizdiği her projenin sıfırdan bir sanat eseri olması gerekmez; standart çözümler kullanılabilir, fakat her arsayı ve kullanıcı ihtiyacını aynı şablona sıkıştırmak da gerçek mimarlığı öldürür. Bir doktorun her hastalıkta yeni bir yöntem icat etmesi gerekmez ama hastayı sadece ekrandaki birkaç tahlil verisine indirgemek de doğru değil.

Sonuç olarak gerçek uzmanlık, gerçekten gerektiği yerde değer görmeli; standartlaştırılabilecek işler ise gereksiz bir uzmanlık gösterisine dönüştürülmemeli.

Her şeyi daha ucuz ve hızlı yapmak mı istiyoruz, yoksa bazı işlerin gerçekten iyi yapılmasını mı?..