Cemil Tugay’ın AK Parti’ye katılım töreninde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yanında durması, yaptığı konuşma ve salondaki atmosfer, İzmir siyaseti açısından son derece güçlü mesajlar içeriyordu. Erdoğan’ın memnuniyeti yüzünden okunuyordu. Tugay konuşmasıyla salonu coşturdu, ayakta alkışlandı. AK Parti teşkilatı, Cemil Tugay’ı tam kadro bağrına bastı.
Bu tablo sıradan bir siyasi katılımın çok ötesindeydi. Cemil Tugay, daha ilk günden AK Parti içerisinde önemli bir siyasi aktör olacağının işaretlerini verdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı yakından tanıyanlar bilir; çalışma arkadaşlarına gösterdiği ilgi her zaman aynı ölçüde olmaz. Tugay’a gösterilen yakınlık ve muhabbet, bu buluşmanın siyasi anlamını daha da güçlendirdi. Tugay da konuşmasında Cumhurbaşkanı’na bağlılık ve birlikte yürüme iradesini ortaya koydu.
Benim kanaatim açık: İzmir siyasetinde önümüzdeki dönemin en önemli aktörlerinden biri Cemil Tugay olacaktır. Erdoğan’ın İzmir’deki siyasi ve hizmet hamlesinde Tugay’ın nasıl bir rol üstleneceğini önümüzdeki süreç gösterecek. Ancak törendeki tablo, bu yeni dönemin ilk işaretlerini şimdiden verdi.
İZMİR’DE PROTESTOLARLA SİYASET DİZAYN EDİLEMEZ!
Gelelim Cemil Tugay’a yönelik protestolara…
İzmir’de küçük bir grubun sloganlarıyla, sokak gösterileriyle ve siyasi baskı girişimleriyle milyonların iradesinin yönlendirilebileceğini sananlar büyük yanılıyor. Bir avuç insanın sesini bütün İzmir’in sesiymiş gibi sunmak, demokratik siyasete yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir.
Cemil Tugay CHP’den seçildi. Ancak bu, yalnızca CHP’lilere hizmet etmek üzere seçildiği anlamına gelmiyor. Belediye başkanlığı makamı bir partinin değil, bütün kentin emanetidir. Tugay’ın görevi kendisine oy verenlerin de vermeyenlerin de hakkını korumak, İzmir’in menfaatlerini savunmaktır.
Üstelik seçim sonuçlarını da unutmayalım.
Hamza Dağ 977.895, Cemil Tugay ise 1.292.118 oy aldı. Aradaki fark, Tugay’a yönelik eleştirilerin bir kesimin bütün İzmir adına konuşabileceği anlamına gelmediğini gösteriyor. Kaldı ki seçimde kullanılan her oy, demokratik iradenin bir parçasıdır. Hamza Dağ’a verilen oylar da yok sayılamaz, Cemil Tugay’a verilen oylar da birilerinin siyasi baskısıyla değersizleştirilemez.
Cemil Tugay’a oy vermek, ona bir irade emaneti teslim etmektir; bu emaneti istediği gibi kullanması için sınırsız yetki vermek değil, İzmir’e hizmet etmesini istemektir. Tugay’ın siyasi tercihi tartışılabilir, eleştirilebilir. Fakat asıl ölçü, bu tercihin İzmir’e ne kazandıracağıdır.
İZMİR BİR AVUÇ ZENGİNİN TAPULU MALI DEĞİLDİR!
İzmir’in asıl meselesi, yıllardır kendi ayrıcalıklarını kentin çıkarlarının önüne koyan anlayıştır.
Çeşme’de villalarda oturanların, lüks hayatın konforunu yaşayanların İzmir’in sorunları hakkında konuşmaya hakkı elbette vardır. Ancak mesele, kendi çıkarlarını İzmir’in ortak menfaatiymiş gibi sunmak ve kentin geleceğini dar bir çevrenin siyasi hesaplarına mahkûm etmektir.
İzmir’in gelişmesini, büyümesini, yatırım almasını ve hizmete kavuşmasını isteyen herkesin önünü açmak gerekir. Kente yapılacak hizmetleri siyasi hesaplarla engellemek, belediye başkanlarını dar kalıplara hapsetmek ve farklı siyasi tercihlerde bulunan insanları düşmanlaştırmak İzmir’e hiçbir şey kazandırmaz.
Yıllardır Atatürk’ün adı üzerinden siyasi üstünlük kurmaya çalışanlara da bir hatırlatma yapmak gerekiyor: Atatürk, hiçbir grubun şahsi mülkü değildir. Cumhuriyet değerleri, kimsenin kendisini diğer yurttaşlardan üstün görmesinin gerekçesi olamaz.
İzmir’in sahibi bir avuç zengin, belli bir siyasi çevre ya da kendisini kentin tek söz sahibi sananlar değildir. İzmir’in sahibi İzmirlilerdir!
Esnafın dükkânını su bastığında, işçinin yolu çukurlarla dolduğunda, emeklinin yaşadığı mahallede altyapı çöktüğünde kimsenin siyasi kimliği sorulmuyor. Yağmur yağdığında lüks villalar değil, dar gelirli vatandaşın evi ve esnafın iş yeri zarar görüyorsa belediyeciliğin gerçek sınavı tam da burada başlıyor.
İzmir’i ideolojik tartışmalardan çıkarıp hizmet yarışına sokmak zorundayız.
TUGAY’IN EN BÜYÜK SINAVI HİZMET OLACAK!
Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçişini, yıllardır İzmir’de kendisini ayrıcalıklı gören çevrelere karşı siyasi bir meydan okuma olarak değerlendirenler var. Bu tercihin gerçek anlamı, önümüzdeki dönemde ortaya çıkacak sonuçlarla ölçülecek.
Eğer Tugay; esnafın, işçinin, emeklinin, köylünün ve özellikle gençlerin sorunlarına çözüm üretirse, İzmir’in yıllardır beklediği yatırımların önünü açarsa, bu değişim yalnızca bir parti değişikliği olmaktan çıkar ve kentin geleceğini etkileyen bir siyasi dönüşüme dönüşür.
Ancak bunun için söz yetmez. Projeler, yatırımlar, şeffaflık, hesap verebilirlik ve somut sonuçlar gerekir. Cemil Tugay’ın önündeki fırsat da sorumluluk da büyüktür.
İzmir’de yıllardır belediyeyi kendi siyasi mülkü gibi gören anlayışın değişmesi gerektiğine inanıyorum. Hiç kimse belediye başkanlığı makamını şahsi hesapların aracı hâline getiremez. Hiç kimse İzmirlilerin iradesini kendi siyasi konforuna göre şekillendiremez.
Tugay’ın zincirleri kırıp kırmadığını zaman gösterecek. Fakat İzmir’de yeni bir siyasi sayfanın açılması için önemli bir fırsat doğduğu açık.
AK PARTİLİ DE CHP’Lİ DE BU KENTİN EVLADIDIR!
AK Parti tabanıyla CHP tabanı arasında düşmanlık üretmeye çalışanlara karşı da sözümüz var.
AK Parti emekçisiyle CHP emekçisi aynı sokakta yaşar, aynı pazardan alışveriş yapar, aynı yollardaki çukurlardan geçer. Annelerin, babaların çocukları için beklentileri aynıdır. Herkes daha iyi bir yaşam, daha güvenli sokaklar, daha iyi ulaşım, daha güçlü bir ekonomi ve daha temiz bir İzmir ister.
Siyasi tercihler farklı olabilir; komşuluk, dostluk ve ortak yaşam bu farklılıklardan daha büyüktür.
Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçmesine samimiyetle üzülen, kendisine oy verdiği için hayal kırıklığı yaşayan yurttaşlar da olabilir. Onların duygularını küçümsemek doğru değildir. Demokratik siyasette seçmenin eleştiri hakkı vardır. Tugay’ın yapması gereken, bu insanları da dinlemek ve kendisine duyulan güveni hizmetleriyle yeniden kazanmaktır.
Buradan açıkça ifade ediyorum: Cemil Tugay’ın görevi CHP’lileri cezalandırmak değil, bütün İzmirlilere eşit hizmet etmektir. CHP’li olduğu için hiç kimse işinden edilmemeli, siyasi görüşü nedeniyle hiç kimse haksızlığa uğramamalı, kimsenin ekmeğiyle oynanmamalıdır. Liyakat, hukuk ve adalet herkes için geçerli olmalıdır.
İzmir’in ihtiyacı yeni bir siyasi kavga değil, yıllardır biriken sorunlara çözüm üretecek güçlü bir hizmet iradesidir.
SON SÖZ: İZMİR İÇİN OMUZ VERELİM!
Bugün yapılması gereken, kışkırtmalara kapılmak ve siyasi kamplaşmayı derinleştirmek değildir. Yapılması gereken, İzmir’in geleceğini önceleyen bir anlayışla hareket etmektir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın desteği, AK Parti teşkilatının yaklaşımı ve Cemil Tugay’ın ortaya koyduğu siyasi irade, İzmir için önemli bir fırsata dönüşebilir. Bu fırsatın gerçek değeri, kentte yaşayan milyonların hayatına dokunan hizmetlerle ölçülecektir.
Tugay’a güvenen de eleştiren de aynı şeyi takip etmelidir: İzmir kazanıyor mu, kaybediyor mu?
Ben İzmir’in kazanmasını istiyorum. Esnafın yüzünün gülmesini, gençlerin geleceğe umutla bakmasını, köylünün emeğinin karşılığını almasını, emeklinin insanca yaşamasını, işçinin daha iyi koşullarda çalışmasını istiyorum.
Bunun yolu, bir avuç insanın siyasi hesaplarına teslim olmaktan değil, İzmir’in ortak menfaatleri etrafında birleşmekten geçiyor.
Cemil Tugay’a düşen görev büyük, sorumluluğu ağırdır. İzmirlilerin kendisine emanet ettiği iradeyi korusun, herkese eşit davransın, hizmet üretsin ve İzmir’in önünü açsın.
Çünkü İzmir hiçbir partinin, hiçbir zümrenin, hiçbir çıkar grubunun tapulu malı değildir.
İzmir İzmirlilerindir. Şimdi kavga değil, hizmet zamanıdır!