Türkiye ekonomisinin en önemli sorunlarından biri olan enflasyonla mücadelede son dönemde belirli
bir mesafe alınmış olsa da vatandaşın günlük hayatında en fazla hissedilen alanların başında gıda
fiyatları geliyor. Eylül 2026 verileri de sofradaki fiyat baskısının henüz ortadan kalkmadığını
gösteriyor. Resmi TÜİK Eylül enflasyonu henüz açıklanmamış olsa da öncü araştırmalar, gıda
fiyatlarında aylık artışın yeniden hızlandığına işaret ediyor.
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) Gıda Fiyat Endeksi’ne göre, 1-25 Eylül
döneminde gıda fiyatları aylık yüzde 2,23 arttı. Yıllık gıda enflasyonu ise yüzde 30,1 olarak hesaplandı.
Ağustos ayında aylık gıda enflasyonunun yüzde 1,07 seviyesinde olduğu dikkate alındığında, Eylül
ayında yeniden hızlanma dikkat çekiyor.
Ancak farklı araştırmaların farklı sepetler ve yöntemler kullandığını da özellikle belirtmek gerekiyor.
KAMU-AR'ın 64 temel gıda maddesinden oluşturduğu sepete göre Eylül ayında gıda fiyatları bir önceki
aya göre yüzde 2,73 yükseldi. Aynı çalışmada yılın ilk dokuz ayında gıda fiyatlarındaki toplam artış
yüzde 40'ın üzerinde hesaplandı. Bu farklılıklar, gıda enflasyonunun ölçümünde kullanılan sepet ve
yöntemin sonuçları etkilediğini gösteriyor.
Benim açımdan burada asıl dikkat çekici nokta, vatandaşın markette karşılaştığı fiyatların resmi
enflasyon tartışmasından daha önemli hale gelmesidir. Çünkü dar ve sabit gelirli bir ailenin
bütçesinde gıdanın payı yüksektir. Et, süt, yumurta, sebze, meyve, ekmek ve bakliyat gibi temel
ürünlerde meydana gelen artış, hane bütçesinin diğer ihtiyaçlara ayırabileceği kaynağı doğrudan
azaltmaktadır.
Eylül ayındaki fiyat hareketlerine ürün bazında baktığımızda oldukça farklı bir tablo görüyoruz. TEPAV
verilerine göre taze meyve ve sebzelerde patlıcan fiyatı yüzde 34,4 artarken, muz yüzde 12,2,
domates yüzde 10,1 yükseldi. Buna karşılık limon, portakal ve mandalina gibi bazı ürünlerde ciddi
fiyat düşüşleri görüldü. Bu tablo bize gıda enflasyonunun bütün ürünlerde aynı şekilde
gerçekleşmediğini, mevsimsel ve arz koşullarının fiyatları önemli ölçüde etkilediğini gösteriyor.
İşlenmiş gıdalarda ise farklı bir maliyet baskısı söz konusu. TEPAV hesaplamasında Eylül ayında
margarin fiyatının yüzde 14,1, dana etinin yüzde 9,9, hazır tavuk yemeklerinin yüzde 9,4 ve tavuk
etinin yüzde 8,6 arttığı görülüyor. Dolayısıyla yalnızca tarımsal üretim değil, enerji, işçilik, ambalaj,
depolama, nakliye ve finansman maliyetleri de gıda fiyatlarının oluşumunda etkili oluyor.
Üretim maliyetleri açısından baktığımızda da sorun devam ediyor. TÜİK'in son yayımlanan Tarımsal
Girdi Fiyat Endeksi verisine göre Temmuz 2026'da tarımsal girdi fiyatları yıllık yüzde 27,62 arttı. Bu
oran, çiftçinin üretim maliyetlerinin hâlâ yüksek olduğunu ortaya koyuyor. Aynı dönemde Ağustos
2026 Tarım-ÜFE yıllık artışı yüzde 21,91 olarak gerçekleşti.
Burada enerji fiyatlarını da göz ardı etmemek gerekiyor. TCMB, Ağustos ayında işlenmemiş gıda
fiyatlarında taze meyve ve sebzenin etkisiyle yavaşlama görüldüğünü, ancak işlenmiş gıda
enflasyonunun görece yüksek seyrini koruduğunu belirtti. Merkez Bankası ayrıca Eylül ayının ilk
günlerinde enerji ve tarımsal emtia fiyatlarında yukarı yönlü hareketlerin sürdüğüne dikkat çekti.
Gıda enflasyonunun yalnızca ekonomik değil, sosyal bir mesele olduğunu da unutmamak gerekiyor.
Gıda fiyatları yükseldiğinde vatandaş daha ucuz ürünlere yöneliyor, alışveriş miktarını azaltıyor veya
bazı ürünleri tamamen tüketim listesinden çıkarabiliyor. Bu durum özellikle emekliler, asgari ücretliler
ve sabit gelirli haneler açısından daha belirgin hissediliyor.
Türkiye'nin gıda enflasyonunu kalıcı biçimde düşürebilmesi için sadece market fiyatlarını kontrol
etmeye odaklanmak yeterli olmayacaktır. Üreticinin maliyetlerini düşürmek, tarımsal planlamayı
güçlendirmek, sulama yatırımlarını artırmak, soğuk zinciri geliştirmek, ürün kayıplarını azaltmak ve
üretici ile tüketici arasındaki zincirdeki verimsizlikleri azaltmak gerekiyor.
Ayrıca iklim değişikliğinin tarımsal üretim üzerindeki etkileri giderek daha fazla önem kazanıyor.
Kuraklık, aşırı sıcaklar, don olayları ve düzensiz yağışlar bazı ürünlerde arzı azaltarak fiyatların
yükselmesine neden olabiliyor. Bu nedenle Türkiye'nin gıda politikası artık yalnızca fiyat politikası
değil, aynı zamanda üretim ve iklim politikası olarak ele alınmalıdır.
Sonuç olarak Eylül 2026, gıda fiyatlarında baskının devam ettiği bir ay olarak öne çıkıyor. TEPAV'ın
yüzde 2,23'lük aylık artışı ve KAMU-AR'ın yüzde 2,73'lük artışı farklı yöntemlerle ölçülmüş olsa da her
iki çalışma da gıda fiyatlarındaki yükselişin sürdüğünü gösteriyor.
Türkiye'nin enflasyonla mücadelesinde başarı yalnızca genel TÜFE'nin düşmesiyle ölçülmemelidir.
Vatandaşın pazarda, markette ve mutfakta hissettiği fiyat değişimi de en az manşet enflasyon kadar
önemlidir. Çünkü enflasyonun gerçek sınavı istatistik tablolarından önce sofrada verilmektedir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]