Bazı kadınlar yürür.
Bazı kadınlar yürürken “Ben geldim” der.
Serenay Sarıkaya’nın Paris Moda Haftası’ndaki podyum yürüyüşünün bu kadar konuşulmasının sebebi biraz da bu galiba.
Eyfel’in önünde, dünyanın en bilinen modellerinden Kendall Jenner’la aynı podyumda yürüdü. Üstelik öyle bir yürüdü ki, birkaç saat içinde mesele elbiseden, topukludan ve podyumdan çıktı; memleketin sosyal medya gündemine oturdu.
Çünkü Serenay’ın yürüyüşünde klasik podyum disiplininden fazlası vardı. Saçına dokundu, gülümsedi, rahat davrandı, dönüşünü kendi karakteriyle yaptı. Haberlerde de özellikle bu enerjik ve doğal tavrı öne çıktı.
Sonra Kendall Jenner’la karşılaştırıldı.
İşte burada benim ilgimi podyumdan çok insan meselesi çekiyor.
Kendall’ın yürüyüşünde mesafeli ve kontrollü bir dünya var. Neredeyse “Ben buradayım ama size kendimi açıklamak zorunda değilim” diyen bir hal.
Serenay’da ise “Haydi bakalım, geldik, eğleniyoruz!” enerjisi var.
Hatta bana sorarsanız Serenay biraz podyumda Roman oynar gibi yürüdü.
Bu kötü mü? Kendall gibi yürümemiş olması onu başarısız mı yapar?
Hiç değil.
Çünkü biz nedense her şeyi bir yarışa çevirmeye bayılıyoruz. Oysa birinin kazanması gerekmiyor.
Belki de mesele şu:
Sen hangi masada oturmak istiyorsun?
Mesela ben arkadaşlarımla buluşmuşum.
Müzik açılmış.
Birinin elinde telefon, diğerinin elinde çay.
Bir anda biri ayağa kalkmış.
“Haydi kalkın!”
Ve beş dakika sonra herkes Roman oynuyor.
İşte o masada Serenay Sarıkaya’nın enerjisini seversin.
Çünkü onda hayatın içine karışan, biraz saçını dağıtan, biraz gülen, biraz da “Aman ne olacak, eğleniyoruz işte!” diyen bir taraf var.
Ama başka bir masadasın.
Kahveler içiliyor.
Birisi Nietzsche’den bahsediyor.
Öteki “İnsan neden kendini başkalarının gözünden tanımlar?” diye soruyor.
Bir diğeri sessizce dinliyor.
İşte orada da Kendall Jenner’ın mesafeli, kontrollü, neredeyse heykel gibi duran tavrı sana daha yakın gelebilir.
Çünkü mesele sadece podyum değil.
Mesele karakterimizin hangi estetikle daha çok uyuştuğu.
Birimiz yüksek sesle güleriz, birimiz kaşımızı kaldırıp susarız. Birimiz masanın ortasında dans eder, birimiz köşede oturup herkesi izleriz. Birimiz “Hadi bir kadeh daha!” der, birimiz “Ama bu konu üzerine biraz düşünmek lazım” diye söze girer.
Ve ikisi de kadınlıktır.
İkisi de özgüvendir.
İkisi de kendi alanında güçlü olabilir.
Serenay’ın Paris’teki görüntülerinin bu kadar hızlı yayılmasının bir nedeni de sanırım tam olarak bu. Çünkü podyumda yalnızca kıyafet değil, kişilik de görünür hale geliyor. Sarıkaya’nın görüntüleri sosyal medyada dolaşıma girerken farklı yorumların yapılması da bunun göstergesi.
Üstelik gecenin devamında Kendall Jenner’la dans ettiği görüntüler de çıktı.
Yani hayat bize güzel bir cevap verdi:
Podyumda iki farklı kadın vardı ve sonra aynı gecede birlikte eğlendiler.
Belki de bizim de öğrenmemiz gereken bu: Her farklılığı bir yarışa çevirmemek.
Çünkü bazı kadınlar Kendall sever, bazıları Serenay. Bazıları ikisini de sever ama farklı günlerde. Hatta aynı kadın pazartesi günü Kendall olmak, cuma gecesi Serenay olmak isteyebilir.
Sabah felsefe konuşup akşam Roman oynayabilir.
Çünkü insan tek bir yürüyüşten ibaret değildir.
Ben ikisini de istiyorum.
Çünkü hayat sadece yürümek değil.
Bazen yürümek, bazen düşünmek, bazen de müzik başlayınca hiç düşünmeden oynamaktır; çünkü dünya, aynı podyumda tek bir kazanan aradığında değil, herkes kendi adımıyla yürüyebildiğinde güzelleşir.