Hayatta hata yapmayan insan yoktur. Çocuk yürümeyi öğrenirken düşer, öğrenci ders
çalışırken yanlış yapar, çalışan iş hayatında bazen yanlış kararlar verir. Aslında gelişmenin ve
ilerlemenin temelinde de bu hatalar vardır. Çünkü hata, çoğu zaman başarısızlığın değil,
öğrenmenin ilk adımıdır. Ancak birçok kurumda, okulda ve hatta ailede hatalara hâlâ sadece
cezalandırılması gereken bir kusur gözüyle bakılmaktadır.
Oysa günümüz dünyasında başarılı toplumların ve kurumların ortak özelliği, hataları
tamamen ortadan kaldırmaya çalışmaları değil, onları bir öğrenme fırsatına
dönüştürebilmeleridir. Çünkü hata korkusunun hâkim olduğu yerlerde insanlar yenilik
yapamaz, risk alamaz ve gelişemez.
Bir çocuğu düşünelim. Bisiklete binmeyi öğrenirken birkaç kez düşmesi son derece normaldir.
Eğer her düştüğünde sert şekilde cezalandırılsa, büyük ihtimalle bir daha bisiklete binmek
istemez. Ancak ailesi ona destek olursa, neden düştüğünü anlamasına yardımcı olursa ve
yeniden denemesi için cesaret verirse kısa sürede başarılı olur. İş hayatında da durum
bundan çok farklı değildir.
Ne yazık ki birçok kurumda hata yapan çalışanlar hemen suçlu ilan ediliyor. Hatanın neden
oluştuğu araştırılmadan kişiler hedef gösteriliyor. Böyle bir ortamda çalışanlar hata
yapmaktan korkuyor. Sonuç olarak sorunlar gizleniyor, eksiklikler saklanıyor ve kurumlar aynı
yanlışları tekrar tekrar yaşamaya başlıyor.
Oysa gelişmiş yönetim anlayışı farklı bir bakış açısına sahiptir. Bu anlayışta ilk soru “Suçlu
kim?” değil, “Bu hata neden ortaya çıktı?” sorusudur. Çünkü çoğu zaman sorun sadece bir
kişiden kaynaklanmaz. Eksik eğitim, yetersiz iletişim, karmaşık süreçler veya yanlış planlama
gibi birçok etken hatalara yol açabilir.
Örneğin bir fabrikada üretim sırasında sürekli aynı hata yaşanıyorsa, her seferinde çalışanları
cezalandırmak sorunu çözmez. Asıl yapılması gereken, üretim sürecini incelemek ve hatanın
temel nedenlerini ortaya çıkarmaktır. Belki makine eskimiştir, belki çalışan yeterli eğitim
almamıştır, belki de süreç baştan yanlış tasarlanmıştır. Bu nedenler bulunup düzeltilmedikçe
cezaların hiçbir kalıcı faydası olmaz.
Benzer durum kamu yönetiminde de geçerlidir. Bir proje beklenen sonucu vermediğinde
hemen suçlu aramak yerine, projenin hangi aşamalarında eksiklik yaşandığı
değerlendirilmelidir. Çünkü başarısızlıkların doğru analiz edilmesi, gelecekte daha başarılı
projelerin önünü açar.
Dünyanın önde gelen teknoloji şirketleri bu konuda önemli örnekler sunmaktadır. Yenilikçi
şirketlerde çalışanlar yeni fikirler geliştirmeye teşvik edilir. Çünkü yöneticiler bilir ki her yeni
fikir başarıya ulaşmayacaktır. Bazı projeler başarısız olacak, bazı yatırımlar beklenen sonucu
vermeyecektir. Ancak bu deneyimler gelecekte daha büyük başarıların temelini
oluşturacaktır.
Bugün kullandığımız birçok teknolojik ürün, geçmişte yapılan sayısız başarısız denemenin
sonucunda ortaya çıkmıştır. Eğer her hata ağır şekilde cezalandırılsaydı, bu yeniliklerin çoğu
hiç gerçekleşemeyebilirdi. Bu nedenle modern kurumlar kontrollü risk almayı ve
deneyimlerden ders çıkarmayı desteklemektedir.
Hataları öğrenme fırsatına dönüştüren yaklaşımın en önemli faydalarından biri de güven
ortamı oluşturmasıdır. İnsanlar hata yaptıklarında bunu açıkça paylaşabileceklerini bilirlerse
sorunlar erken aşamada tespit edilir. Böylece küçük problemler büyümeden çözülebilir.
Tam tersine, hata yapanların sürekli korktuğu ortamlarda çalışanlar yanlışlarını gizlemeye
çalışır. Bu da küçük sorunların zamanla büyük krizlere dönüşmesine neden olabilir. Birçok
kurumsal skandalın temelinde aslında hataların zamanında paylaşılmaması yatmaktadır.
Sağlık sektöründe bu konu daha da önemlidir. Hastanelerde yapılan araştırmalar, sağlık
çalışanlarının hata bildiriminde bulunabildiği kurumlarda hasta güvenliğinin daha yüksek
olduğunu göstermektedir. Çünkü amaç suçlu bulmak değil, sistemdeki eksiklikleri
düzeltmektir. Böylece aynı hata tekrar yaşanmaz ve hizmet kalitesi yükselir.
Eğitim sistemi açısından da benzer bir yaklaşım gereklidir. Öğrencilerin yanlış cevap
vermekten korktuğu sınıflarda öğrenme süreci zayıflar. Buna karşılık öğretmenin hataları
doğal bir öğrenme aracı olarak gördüğü sınıflarda öğrenciler daha aktif olur, soru sormaktan
çekinmez ve daha hızlı gelişir.
Aslında hayatın kendisi de sürekli bir deneme ve öğrenme sürecidir. Hiç hata yapmayan kişi
genellikle yeni bir şey denemeyen kişidir. Oysa gelişim, konfor alanının dışına çıkmayı
gerektirir. Bu süreçte zaman zaman yanlış kararlar vermek, eksikler yaşamak ve başarısız
olmak kaçınılmazdır.
Burada önemli olan hatayı övmek değildir. Elbette kimse hata yapmak istemez. Asıl amaç,
ortaya çıkan hatadan ders çıkarabilmek ve aynı yanlışın tekrarını önlemektir. Eğer bir hata
analiz edilip gerekli dersler alınırsa, o hata gelecekteki başarıların yapı taşı haline gelebilir.
Toplum olarak da bu anlayışa daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. İnsanları tek bir yanlışlarıyla
değerlendirmek yerine, hatalarından ne öğrendiklerine bakmalıyız. Kurumlar suçlu aramak
yerine çözüm üretmeye odaklanmalıdır. Yöneticiler korku kültürü yerine öğrenme kültürünü
desteklemelidir.
Çünkü ilerleme; hatasız insanlardan değil, hatalarından ders çıkarabilen insanlardan doğar.
Geleceği şekillendiren toplumlar, yanlışlardan korkan değil, onları bilgiye ve tecrübeye
dönüştürebilen toplumlardır. Hataları cezalandırmanın sınırı vardır; ancak hataları öğrenme
fırsatına dönüştürmenin sağlayacağı kazanımlar neredeyse sınırsızdır. Bu nedenle gerçek
başarı, hataları saklamakta değil, onları anlayıp daha güçlü bir geleceğin basamağı haline
getirebilmektedir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]