I. Dünya Savaşı sonrasında, 10 Ağustos 1920'de İtilâf Devletleri ile Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanan Sevr Antlaşması, aslında yürürlüğe girmemiştir. Bu antlaşma, nüfuz bölgeleri ile asıl sınırları karıştıran birçok madde içermekteydi. Haritalarına göre, büyütülmüş bir Ermenistan, Musul vilayetini kapsayan bir Kürt özerk bölgesi ve Yunanistan’a yalnızca Akhisar’a kadar uzanan bir sınır verilmişti.
Gerçekçi sebepler
1. Ateşkesin Uygulanmaması: 1918 Mondros Ateşkesi ile Osmanlı ordusunun silah bırakması gerektiği hâlde, 1920'de hâlâ çatışmalar sürüyordu. Kazım Karabekir komutasındaki 15. Kolordu, Ermenilere karşı hazırlıklıydı ve ateşkes sağlanmadan bölgeye saldırılar düzenlemeye başlamıştı.
2. Kürt Otonomisi ve Ermeni Tehditi: Sevr Antlaşması'nda Kürtlere otonomi verilmesine rağmen, Ermeni tugaylarının ve Sovyetlerin tehdidi altında, silahlı aşiretler hareketlenmeye başlamış ve bu durum antlaşmanın uygulanabilirliğini zorlaştırmıştır.
3. İtilaf Devletleri'nin Çekinceleri: İtilaf Devletleri, Sevr Antlaşması'nın revize edilmesi için 1921'de çağrıda bulundu. Ancak Ankara hükümeti bu teklifi reddetti ve savaşa devam etti.
4. Yunan İşgali ve Direniş: Yunanistan, İzmir ve çevresinde geniş alanları işgal etmeye başlamıştı. Ancak, Ankara hükümetinin askeri stratejileri sayesinde Yunan kuvvetleri, Türk ordusuna karşı etkili bir şekilde durduruldu.
5. Sovyetler ile İlişkiler: Eğer Sevr Antlaşması uygulanmış olsaydı, büyük Ermenistan ve Kürdistan’ın Sovyetler tarafından ilhak edilme riski vardı. Bu durum, bağımsız bir Türkiye için tehlike oluşturuyordu.
Sonuç ve Lozan Antlaşması
Sevr Antlaşması, iki yıl boyunca ateşkese rağmen silah bırakmayan birlikler ve vizyonsuz İtilaf Devletleri'nin kararlarıyla ölü doğmuştu. Ankara hükümeti, iç savaş sonrası yeniden yapılandırma sürecini hızlandırarak Sovyetlerle diyalog kurmayı başardı. Bu süreç, 1923’te imzalanacak Lozan Antlaşması'nın daha iyi şartlarda gerçekleştirilmesine zemin hazırladı.





