Eskiden bir şehrin genç olması övünç kaynağıydı.
Şimdi ise bazı şehirler sessizce yaşlanıyor.
Ve kimse açık açık söylemese de…
¬¬İzmir’in de, Muğla’nın da saçlarına ak düşüyor.
Kordon’da yürüyün…
Eskisi kadar öğrenci sesi duymuyorsunuz artık.
Kumbahçe’de sabah kahvesi içen masalara bakın…
Emeklilik sohbetleri gençlik hayallerinden daha fazla.
Bu kötü bir şey mi? Hayır. Ama hazırlıksız yakalanırsak büyük bir sorun. Çünkü mesele sadece insanların yaş alması değil.Şehirlerin de yaşlanması.
TÜİK verilerine göre İzmir’de genç nüfus oranı 10 yıl içinde yüzde 14,4’ten yüzde 11,7’ye geriliyor. Muğla’da da tablo farklı değil. Doğurganlık oranları Türkiye ortalamasının altında. Yani şehir kendini yenileyemiyor. Genç gidiyor, yaşlı kalıyor.
Daha çarpıcısını söyleyeyim: İzmir ve Muğla’nın demografik yapısı artık Türkiye’den çok İtalya’ya, İspanya’ya, Yunanistan’a benziyor.
Bir düşünün; Eskiden “genç Türkiye” denirdi. Şimdi bazı kentlerimiz Akdeniz’in emekli şehirlerine dönüşüyor. Ama burada çok önemli bir kırılma noktası var.Biz yaşlılığı hâlâ “kenara çekilme” gibi görüyoruz. Oysa gelişmiş ülkeler yaşlılığı yeni bir yaşam dönemi olarak planlıyor. İşte mesele burada başlıyor.
Çünkü bugün 70 yaşındaki biri artık eski 70 değil.
Yürüyor.
Üretiyor.
Geziyor.
Sosyalleşmek istiyor.
Hayata karışmak istiyor.
Ama şehir izin veriyor mu? Asıl soru bu.
Kaldırımlar uygun mu?
Toplu taşıma erişilebilir mi?
Banklar yeterli mi?
Kent ışıkları güvenli mi?
Yaşlı biri belediyeye gitmeden işini dijital çözebiliyor mu?
Bakın: Bir şehrin medeniyet seviyesi AVM sayısıyla değil; Yaşlısına gösterdiği saygıyla ölçülür. Dünya Sağlık Örgütü’nün “Yaşlı Dostu Şehir” kavramı bu yüzden çok önemli. İzmir ve Muğla’nın bu ağa dahil olması değerli bir adım. Ama yetmez. Çünkü mesele tabela değil, zihniyet.
Türkiye’de şehirler hâlâ genç turist peşinde koşuyor ama geleceğin en büyük ekonomik gücü “aktif yaşlı nüfus” olacak. Avrupa’da bugün milyonlarca emekli, yaşayacağı şehri seçiyor.
Neye göre biliyor musunuz? Hastane yakınlığı… Yürünebilir sokak…Temiz hava…Sessizlik… Güvenlik… Sosyal yaşam… Kültür etkinliği…Yani aslında Muğla ve İzmir’in elinde büyük bir fırsat var. Ama plansız büyürlerse bu fırsat tehdit olur.
Çünkü yaşlanan şehir sadece sağlık sorunu yaşamaz.
Yalnızlık sorunu yaşar.
Depresyon yaşar.
Sessizlik yaşar. Ve en tehlikelisi şu olur: Şehir ruhunu kaybeder. Bakın Japonya bugün bunun sancısını çekiyor. Bazı kasabalarda çocuk sesi duyulmuyor.
Okullar kapanıyor. Mahalleler sessizleşiyor. Biz aynı hatayı yapmamalıyız.
Peki çözüm ne? Öncelikle kuşakları ayıran değil birleştiren şehirler kurmalıyız.
Ben istiyorum ki; Bir parkta genç biri gitar çalarken yanında 75 yaşındaki biri satranç oynasın. Belediyeler yaşlıları sadece “bakım hizmeti” alan insanlar olarak görmesin.
Onları deneyim danışmanı yapsın. Kent hafızası projelerine katsın. Okullarda gençlerle buluştursun.
Çünkü yaşlılık yük değil… Birikimdir.
Ama bunu değerlendiremezseniz toplum yaşlanmaz. Toplum yalnızlaşır. İşte korkmamız gereken şey bu.
Muğla ve İzmir bugün bir yol ayrımında: Ya sadece emekli şehirleri olacaklar. Ya da dünyanın örnek gösterdiği “yaşlı dostu yaşam kentleri”ne dönüşecekler. Ben inanıyorum ki bunu başarabiliriz.
Çünkü Ege’nin insanında hâlâ mahalle kültürü var.
Selam verme alışkanlığı var.
Sokakta oturup sohbet etme ruhu var.
Şimdi bu ruhu modern şehircilikle birleştirme zamanı. Çünkü mesele yaşlanmak değil…Birlikte yaş alabilmek. Ve bana göre geleceğin en zengin şehirleri gökdeleni en yüksek olanlar değil… İnsanı en çok hisseden şehirler olacak.