Küresel ekonominin kaderini belirleyen en önemli ilişkilerden biri olan ABD-Çin hattında yeni
bir diplomatik dönem arayışı dikkat çekiyor. Son yıllarda ticaret savaşları, teknoloji
ambargoları, Tayvan gerilimi ve karşılıklı yaptırımlarla sertleşen ilişkiler, 2026 itibarıyla
yeniden “kontrollü yakınlaşma” sürecine girmiş görünüyor. ABD Başkanı Donald Trump ile
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından verilen “ortaklık”, “istikrar” ve “karşılıklı kazanç”
mesajları ise dünya piyasalarında yeni bir dönemin başlayabileceği beklentisini güçlendirdi.
Washington ile Pekin arasındaki ilişkiler yalnızca iki ülkeyi değil, enerji piyasalarından
teknoloji sektörüne, emtia fiyatlarından küresel ticarete kadar hemen her alanı doğrudan
etkiliyor. Bu nedenle Trump ve Xi’nin kullandığı uzlaşmacı ton, diplomatik bir açıklamanın
ötesinde küresel ekonomi açısından stratejik bir işaret olarak değerlendiriliyor.
Son yıllarda dünyanın iki büyük ekonomisi arasındaki rekabet giderek sertleşmişti. ABD’nin
Çin’e yönelik yüksek gümrük tarifeleri uygulaması, yarı iletken teknolojilerine sınırlamalar
getirmesi ve Çin merkezli teknoloji şirketlerine karşı aldığı önlemler, Pekin yönetiminin de
karşı hamleleriyle yeni bir ekonomik cepheleşmeye dönüşmüştü. Özellikle yapay zekâ, çip
üretimi, elektrikli araçlar ve kritik mineraller alanındaki mücadele, “yeni nesil soğuk savaş”
yorumlarını beraberinde getirmişti.
Ancak küresel ekonomik yavaşlama sinyalleri, yüksek enflasyon baskısı ve üretim
zincirlerinde yaşanan kırılmalar hem Washington’u hem de Pekin’i daha dengeli bir ilişki
kurmaya yöneltti. ABD’de tüketici fiyatları üzerindeki baskının sürmesi, Çin ekonomisinde ise
büyümenin eski temposunun altında kalması, iki tarafın da ekonomik istikrar ihtiyacını ön
plana çıkardı.
Trump yönetiminin son dönemde verdiği mesajlarda dikkat çeken unsur, Çin’e karşı sert
söylemin tamamen terk edilmemesi ancak ekonomik iş birliği kapısının açık bırakılması oldu.
Trump, seçim kampanyalarında Çin’e yönelik sert eleştirileriyle bilinse de son açıklamalarında
“adil ticaret temelinde güçlü ortaklık” vurgusu yapıyor. Bu yaklaşım, ABD iş dünyasının Çin
pazarına yönelik beklentileriyle de örtüşüyor.
Özellikle Amerikan teknoloji şirketleri, otomotiv üreticileri ve tarım sektörü temsilcileri, Çin
ile ilişkilerde daha öngörülebilir bir ortam talep ediyor. Çünkü Çin hâlâ dünyanın en büyük
tüketim pazarlarından biri olmayı sürdürüyor. ABD’li şirketler açısından Çin’den tamamen
kopuş, ciddi maliyetler anlamına geliyor. Bu nedenle Washington yönetimi bir yandan
stratejik alanlarda rekabeti sürdürürken diğer yandan ekonomik kanalları açık tutmaya
çalışıyor.
Pekin cephesinde ise “istikrarlı ilişki” söylemi öne çıkıyor. Çin yönetimi, ekonomik büyümenin
yeniden hızlanabilmesi için dış yatırımlara ve küresel ticaret akışının korunmasına ihtiyaç
duyuyor. Son yıllarda gayrimenkul sektöründe yaşanan sorunlar, genç işsizlik oranındaki
yükseliş ve ihracat performansındaki dalgalanmalar, Çin ekonomisini daha kırılgan hale
getirdi. Bu nedenle Xi yönetimi, ABD ile doğrudan çatışmanın ekonomik maliyetlerini
azaltmayı hedefliyor.
Analistlere göre iki ülke arasındaki yeni dönemin temelinde “tam uzlaşma” değil, “kontrollü
rekabet” modeli bulunuyor. Yani taraflar stratejik alanlarda birbirine karşı üstünlük kurmaya
çalışırken, küresel ekonomik düzenin zarar görmemesi için belirli alanlarda iş birliğini
sürdürecek. İklim değişikliği, enerji güvenliği, küresel finansal istikrar ve tedarik zincirleri bu iş
birliğinin merkezinde yer alabilir.
Enerji piyasaları açısından da ABD-Çin yakınlaşması büyük önem taşıyor. Dünyanın en büyük
enerji tüketicileri arasında yer alan iki ülke arasındaki ilişkilerin iyileşmesi, petrol ve doğal gaz
fiyatlarında daha dengeli bir görünüm sağlayabilir. Özellikle küresel ticaretin yeniden hız
kazanması durumunda enerji talebinde artış yaşanabileceği değerlendiriliyor. Bunun yanında
temiz enerji teknolojileri alanında oluşabilecek ortak projeler, küresel yeşil dönüşüm sürecini
de hızlandırabilir.
Teknoloji cephesi ise ilişkilerin en hassas alanı olmaya devam ediyor. ABD’nin gelişmiş çip
teknolojileri üzerindeki kısıtlamaları sürerken, Çin de yerli teknoloji üretimini artırmaya
çalışıyor. Yapay zekâ yarışının hızlanması, siber güvenlik kaygıları ve veri güvenliği tartışmaları
nedeniyle iki ülke arasındaki teknoloji rekabetinin uzun yıllar devam edeceği tahmin ediliyor.
Ancak uzmanlar, ticari ilişkilerin tamamen kopmasının her iki taraf için de büyük ekonomik
zarar oluşturacağını vurguluyor.
Tayvan konusu ise ilişkilerdeki en büyük risk başlığı olarak görülüyor. Washington’un
Tayvan’a verdiği destek ile Pekin’in “tek Çin” politikası arasındaki gerilim, zaman zaman
askeri tansiyonu yükseltiyor. Bu nedenle diplomatik yumuşama mesajlarına rağmen
jeopolitik risklerin tamamen ortadan kalktığını söylemek mümkün görünmüyor.
Avrupa Birliği başta olmak üzere birçok ülke, ABD ile Çin arasında oluşabilecek daha dengeli
ilişkinin küresel ticaret açısından olumlu sonuçlar doğurmasını bekliyor. Çünkü son yıllarda iki
ülke arasındaki gerilim, dünya genelinde yatırım kararlarını zorlaştırmış, üretim maliyetlerini
artırmış ve küresel büyümeyi baskılamıştı. Özellikle gelişmekte olan ekonomiler, ABD-Çin
geriliminden doğrudan etkilenmişti.
Türkiye açısından bakıldığında da ABD-Çin hattındaki gelişmeler önemli sonuçlar doğurabilir.
Küresel ticaretin yeniden canlanması, ihracat pazarlarının hareketlenmesi ve enerji
fiyatlarında istikrar sağlanması, Türkiye ekonomisi açısından olumlu bir tablo oluşturabilir.
Ayrıca tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesi sürecinde Türkiye’nin üretim merkezi olarak
öne çıkma potansiyeli bulunuyor.
Uzmanlar, Trump ve Xi’nin verdiği mesajların kısa vadede piyasalara olumlu yansıyabileceğini
ancak kalıcı güven ortamı için somut adımlar gerektiğini belirtiyor. Ticaret tarifelerinin
azaltılması, yatırım kısıtlamalarının gözden geçirilmesi ve diplomatik temasların artırılması,
yeni dönemin en kritik başlıkları arasında yer alıyor.
Sonuç olarak ABD ile Çin arasında başlayan yeni diyalog arayışı, küresel ekonominin geleceği
açısından kritik bir dönüm noktası olarak görülüyor. Dünya artık yalnızca iki ülke arasındaki
rekabeti değil, bu rekabetin nasıl yönetileceğini de yakından izliyor. Trump ve Xi’nin
“ortaklık” mesajları, uzun süredir sertleşen ilişkilerde yeni bir sayfa açılabileceğine işaret
ediyor. Ancak bu sürecin kalıcı bir iş birliğine mi yoksa geçici bir diplomatik yumuşamaya mı
dönüşeceği, önümüzdeki dönemde atılacak adımlarla netleşecek.
Kaynak: Euronews
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]