“Emekli olup, bir kıyı kasabasına yerleşeceğim. Bu kadar yıl hizmetten sonra ‘Bir sen eksiktin’ diyen olmaz sanıyorum.” "Ressam Bedri Karayağmurlar"

  Ayvalık’ta dört yılı doldurdum, zaman akıp gidiyor.  İlk geldiğim yıllarda kentin her noktasını daha iyi öğrenmek ve tanımak amacıyla hemen her gün hiç aksatmadan; en az on bin, bazı günlerde ise yirmi bin adım attığım, tarihi kentin bazı sokaklarından sayısını hatırlamadığım kadar, defalarca geçtiğim oluyordu.

     Ama özellikle Barbaros Caddesi (Macaron) ve caddeyi kesen tarihi kent sokaklarında yürümek bana çok keyif ve huzur veriyordu. Eski ahşap kapılar, çevresi sarımsak taşlarıyla kaplı pencereler, bahçe duvarlarına tırmanan begonviller, evlerin önündeki küçük toprak parçacıklarından gökyüzüne uzanarak gülücük dağıtan rengarenk akşam sefaları, tarihi Rum evleri, daracık sokaklar ve o evlerde yaşayanlarla ilgili kendimce yaptığım kurgular.

     Tabii ki zaman içinde yeni tanışmalarla birlikte; Ayvalık’ta çok sayıda ressam, yazar, şair, bestekar, karikatürist, yönetmen, tiyatro sanatçısı ve müzisyen gibi sanatçıların bu kadim kente yerleştiğini ve yaşadığını öğrendim. Hatta Barbaros Caddesi’nden geçerken, fotoğraflarını çekip sosyal medyada paylaştığım o güzel yapının ünlü ressam Bedri Karayağmurlar’a ait olduğunun farkında bile değildim.  Birkaç kez geçtikten sonra vitrine dikkatli baktığımda, içeride resimler, tuvaller, boyalar, fırçalar, muhteşem bir ortamı görünce en kısa sürede Bedri Karayağmurlar ile oturup keyifli bir sohbet ve buluşmayı planladım. Yazları koruk suyuyla, kışlarıysa kaynarıyla ünlü Şeytanın Kahvesi’nde, Suat ağabey ile sohbet ederken, Bedri hocayı aradım; “Bir araya gelebilir miyiz? diye sormaya kalmadan; “Atölyeye gel, bekliyorum; sohbet edelim” dedi.

     Keyifli bir sohbet

     Sanat yaşamında bugüne kadar binlerce resim yapan, eserleri dünyanın değişik yerlerinde galeri ve müzelerinde sergilenen, sayısız sergiye katılan Bedri Karayağmurlar, Türkiye’nin çok sayıda yerleşip yaşanacak yeri varken, neden Ayvalık’ı tercih etti, neden burada bir ev satın aldı, neden atölyesini burada açtı, merak ediyordum. Tüm bu soruları kendisine yönelttim, maceralı ev alma sürecinden, atölyesinin kuruluşuna kadar her şeyi detaylı bir şekilde anlattı. Atölyenin duvarlarında asılı muhteşem resimler, tuvalde tamamlanmak üzere olan çalışmalara kadar, eski bir bisikletin renk kattığı, tüp boyaların, rengarenk fırçaların arasında karşılıklı oturup, çok keyifli bir sohbet yaptık.

     “Türkiye'de nereye gitsem, oraya  bayılıyorum, biraz gezince keşke burada yaşasam diye düşünmeye başlıyorum. Gerçekten bu yüzden bir proje yapmıştım. Emekli olunca sevdiğim bütün kentlerde, bir yerde iki ay, başka bir yerde üç ay yaşayıp orada bir şeyler üretip başka yere gitmeyi tasarlıyordum” diye söze başladı Bedri Karayağmurlar. Arkasında duvarda asılı Ayvalık Ayazması resmi, atölyeyi aydınlatan pencerenin önünde okumak için hazırlanmış, okudukları, devam ettikleri, okumayı düşündükleri çok sayıda kitap arasında sohbete daldık. Sohbet sırasında ortak tanıdıklarımız, onlarla ilgili yaşadıklarımız ve anılarımız sıcak sohbetimize renk kattı. Emekli olup sakin sessiz bir kasabaya yerleşme planları yaparken, İstanbul, Aydın Üniversitesi'nden gelen teklifi geri çevirmemiş, vakıf üniversitelerinin yapısının kendisine uygun olmadığını düşünmüş bir süre sonra. Bedri hoca, sözleşmesi bitince de ayrılmış üniversiteden ve emekliliğini istemiş. Böylece yeni yerleşeceği kasabayla ilgili macerası da başlamış.

     Ayvalık hesapta yoktu

     Yerleşeceği kasabayı arama fikrinin kafasına yer ettiğinde Ayvalık’ın hiç hesapta olmadığını anlatan Bedri Karayağmurlar, akıp geçen o yılları şöyle anlatıyor:

      “Benim lise dönemim Çanakkale’de babamın öğretmenliği nedeniyle, ortaokul, ilkokul da Bursa İnegöl’de geçti. Marmara Bölgesi'ni iyi biliyorum. Kafamdan da hep şu geçiyordu emekli olursam Küçükkuyu taraflarına yerleşirim. Çanakkale'ye yakın bir yer olursa deniz kıyısı güzel olur diye düşünüyordum. Bir takım konular nedeniyle yolum tekrar İzmir'e düştü. İzmir'de Türkiye'nin en güzel yerlerinden biri, kim istediği kadar şikayet ederse etsin, İzmir'e neresinden bakarsanız bakın, İzmir bir süre sonra alışkanlık yapan bir kent. O yüzden herkesin gözü İzmir'dedir, yani İzmir'e yerleşmeyi düşler. Nitekim Urla ve Çeşme gibi yerler doldu taştı. Ancak insanın düşündükleriyle yaşadıkları her zaman örtüşmüyor, bazen başka şeyler gerçekleşiyor.”

     “Aydın Üniversitesi'nde çalışırken, sanıyorum 2013’ün sonu veya 2014 yılının başı İstanbul'da sergim var. 2014'te de yerel yönetim seçimleri var. Ayvalık Belediyesi Kültür İşleri Müdürü, şair arkadaşım, Halim Yazıcı aradı. Orhan Peker Sanat Galerisi’nde sergi açmamı önerdi. Ben de uygun buldum. Sergi açılışında, Belediye Başkanı Hasan Bülent Türközen, mikrofonu indirerek bana, ‘Ya hocam, sen Ayvalık’ı seviyorsun, buraya yerleş.’ dedi. Ben, ‘Ayvalık’a yerleşmek kolay mı?’ dediğimde, ‘sen niyetlen!’ dedi. 2008’de  Kültür sanat etkinlikleri kapsamında AYKÜSAD’ın (Ayvalık Kültür Sanat Derneği) düzenlediği bir etkinlikte konuşma yapmamı rica ettiler. İzmir’den bir grup arkadaşla gelmiştik.  Bu sergiden sonra “Ayvalık Midilli Sanat Günleri” için Midilli’ye sergi açmaya gitmiştik. Başkanla tanışlığımız dostluğumuz oradan geliyor. Ben de konuşmama “Sevgili Hemşehrilerim” diye başladım.

     “Havaya girdik, ev aramaya başladık.”

      Ayvalık’ta baktığı pek çok evi ya bütçesine uygun olmadığı, ya sahiplerine ulaşamadığını, ya da içine sinmediği için anlaşamadığını vurgulayan Bedri Karayağmurlar, bir ay içinde şu anda içinde oturduğu evi bulduğunu söylüyor. Evi bulma ve satın alma hikayesi de oldukça ilginç. O günleri de şöyle anlatıyor:

     “Bir ay içinde şimdi oturduğumuz evi bulduk. Evi beğendik almaya da karar verdik. Ev sahibi tutturdu, ‘Bu evi alırken bitişikteki arsayı da alacaksınız. Orayı almazsanız vermem!’ diye… Satın almamızı istediği yer şu anda atölye olarak kullandığım bina. Ama o sırada çatı falan kalmamış, binanın yarısı yok üstü açık, yıkık. Boşlukta tuğlalar dolu. Göze aldık, ‘olur’ dedik ve satın aldık. Oturacağımız ev sağlam ayaktaydı, ancak elden geçirilmesi gerekiyordu. Bakımını yapıp yerleştik. Atölye yapısının rölevelerini çıkarıldı. Yapı projesi yapıldı.  Anıtlar kuruluna başvurduk. 1914 ‘den beri burada yaşıyoruz.” 2017 yılının Mayıs ayında da  atölyeyi tamamladık.

     46 kişisel sergi

     Yurtiçi ve yurtdışında 46 kişisel ve sayısını hatırlamadığı kadar karma sergiye katıldığını anlatan Bedri hoca, 2014 yılından bugüne kadar, yeni bir çevre edindiğini, ressam ve sanatla uğraşan arkadaşları olduğunu ve dostluklar kazandığını söylüyor. Ayvalık’ta yaşamaya başladıktan sonra, “Sanat Yazıları” başlığı altında, makaleler, bildiriler ve konuşmaların yer aldığı bir de kitap yayımlayan Karayağmurlar, daha sonra “Denemeler” kitabını, Şiir kitaplarını ve diğerlerini yayımladı. Yayımlanmış Sekiz kitabı var. Karayağmurlar dergilerde yazmayı sürdürüyor.  (Daha sonra Ayvalık’a taşınma günlerini anlatan öyküsünü ve yaşadıkların, Ayvalık Belediyesi kültür yayınlarından çıkan “Şiir ve Öykülerde Ayvalık” seçkisinde  ibretle okudum.)

     Her ay bir deneme yazısı

     2005 yılından beri her ay bir deneme yazdığını ve Ege Sanat dergisinde yayımlandığını ifade eden Bedri Karayağmurlar, deneme yazılarını Pagos Yayınlarında “Denemeler” adıyla kitaplaştırdı. Ayvalık’a yerleştikten sonra atölyesinde çalışmalara devam ettiğini ancak öğrencilerle atölyesinin yetersizliği nedeniyle çalışamadığını söyleyen  Karayağmurlar’a ‘günlerini nasıl geçiyorsunuz?’ diye sorduğumda şöyle anlatıyor:

     “Güzel geçiyor, evimiz bahçeli, havalar güzel olduğu sürece, sabah kalkıp bahçede kahvaltı yapıyoruz. Ama kahvaltı öncesi mutlaka yürüyüşe çıkarım, ortalama alt sınır beş kilometre yürürüm. Gelirim duşumu alırım, ondan sonra kahvaltı, gazetelerin gözden geçirilmesi. Sonra atölyeye geliyorum. Aklımdaki kitabı okurum. Yazılarımı yazarım, aralıksız eskizler çizerim. Boşluk olmaz, elimin altında mutlaka yapacağım işler vardır.”

     Kendimi özel hissediyorum

     Bedri Hoca’ya ‘Ayvalık’ın neresini en çok seviyorsun?’ diye sorduğumda, aldığım yanıt şöyle oldu:

     “Bir kere Ayvalık, coğrafya olarak çok güzel, çevresi adalar denizi. Belki de ülkemizde en çok adası olan ilçe. Aynı zamanda, hemen macera yaşayacağınız, Kozak Yaylası bir adım. Ayvalık denizle iç içe.. Ege sahil yolunun üstünde bulunması Ayvalık’ı çok cazip hale getiriyor. Hem deniz açısından hem de zeytinlikler açısından muhteşem bir kasaba. Kozak üzümleri. Ayrıca burası eski antik kültürün en iyi yaşandığı yerlerden biri diye düşünüyorum. Benim ailem de mübadil. Dolayısıyla burada o havayı hissetmek aynı zamanda kendi çocukluğumda Kapadokya Bölgesi içindeki doğduğum köy Uluağaç’ta annemin köyü Kiçağaç’ta,  içinde yaşadığım binalara çok benzeyen yapılarla örülü olması, beni buraya bir türlü duygusal olarak da  bağlıyor. 1914’den beri burada yaşıyoruz.” Ayvalık’ta yaşayan mübadiller gibi.  Hiç kimse kusura bakmasın ben de kendimi burada özel hissediyorum.”

     Bütün resimler benim için özel

     “Resim yaptınız, yaklaşık bir şey söyleyebilir misiniz? ‘Yani bu kadar resim yaptım bu kadarı satıldı, bir resminiz var ki onun satmaya kıyamam dediğiniz var mı?’ diye sorduğumda Bedri Hoca’dan bir hayli ilginç yanıt aldım:

     “İzmir'deki depomdakiler, buradaki resimlerden sayı olarak daha çok. Kaç resim yaptığımı bilmiyorum. Binin üzerinde resim yapmışımdır. Bir şey söyleyeyim mi? satmaya niyetlensen de, fiyat koysan da, Türkiye'de öyle kolayca resim satılmaz. Ayrıca bütün resimler benim için özel.”

     Tuval ile sevişiyorum

     Çalıştığım yıllarda, herkes tatile giderken, tatil yerine, fakülteye bölüme  geldiği yılları Bedri Karayağmurlar şöyle anlatıyor:

      “Resim yaparken neredeyse tuval ile bütünleşerek çalışıyorum. Benim için resim yapmak, bir görevi yerine getirmek gibi bir şey değil. Yaşama aşkı, yani soluk almak gibi bir şey. Ben tuval ile sevişiyorum. Karşıdaki tuvali duvar gibi gördüğünüz zaman ya da üstünde başkalarının beklentisine de yanıt vermek amacıyla bir siparişi yerine getirir gibi çalıştığın zaman, orada  yeterince kendin olamazsın.  İstediğini yapamazsınız. Garaudy , bir sanatçıdan söz ediyor. Adamın adı yok aklımda, ama şöyle diyor; o ne yaparsa yapsın, soyut ya da bir horoz resmi, isterse bir manzara resmi, onun resimlerine baktığımız zaman kime ait olduğunu hemen anlarsınız. Şimdi benim iddiam, sanatı bilen ve anlayan, baktığında, resimlerin benim olduğunu anlar. Resim yapmak, siparişlerin yerine getirilmesi ve benzeri bir şey değildir. En yakın tanıdığınız, tanık olduğumuz kişi Fazıl Say, beste yaparken ne hissediyorsa ressam da bunu hissediyor,  şair neyi önemsiyorsa şiir yazarken, ya da yazar tasarlıyor ne düşünüyorsa,  resim yapmak da böyledir. Ama bütün bunları dışlayıp ressamlığı yalnızca teknik bir numaraya dönüştürürseniz,  böyle görürsünüz; resim ortaya çıkabilir, herkes de beğenebilir, ama hiç kimse kusura bakmasın, olasılıkla,  o sanatsal bir şey değildir. Çünkü sanat, yeni biçimler yaratmak, bu biçimler aracılığıyla bir üslup yaratmaktır. Eğer kendinize ait bir üslubunuz varsa, bu üslup yeni biçimlerle örülmüştür. Sizin  çalışmalarınızı, sanatın içinde yaşayanlar bilirler.  Siz de  gerçekten sanatla uğraşıyorsunuz demektir. İnsanlar beğensin diye yazılmış şarkı sözleri ve besteler, pratik hayatın içinde doğaldır.  Yoğun üretim içinde yazılmış çok sayıda dize, bu nedenle şiir sayılmaz. Sanatçılık özgün değerler üretme çabasıyla izlenen, özel yaşama biçimidir. Bundan kastım, gösteriş süs  değil. Bu nedenle bir şeyler yapan herkes kendisini sanatçı olarak nitelese de, sanatçılık uzun uğraşlarla elde edilen estetik özne olmaktır.”

    Keyifli bir sohbet gerçekleştirdik Bedri hoca ile. Sohbet bitmez, konular bitmez, bu gazetenin sayfalarına sığmaz yaşam.  Biz yine de hocayla Ayvalık’ın en sevdiğim ortamı olan Şeytan’ın Kahvesi’nde buluşuruz. Şeytan Suat, koruk suyu, kış geldiğinde de bize kaynar ısmarlar, sohbete çevremizden katılanlar da olur, Ayvalık işte böyle bir kent. Bir ucunda yazarlar, şairler, ressamlar, şarkıcılar, dizi çekimleri, film artistleri, bir başka ucunda ise söz yazarları, senaristler, tiyatro sanatçıları, bağlama üstatları. Turizm, gastronomi, kültür ve sanat, tarihi kentle adeta bütünleşmiş tek vüvud olmuş, yaşama değer…