Sevgili okur, takvimler her yıl 19 Mayıs’ı gösterdiğinde içimde hep aynı rüzgâr eser. Karadeniz’in o hırçın, deli dalgalarıyla boğuşan köhne bir vapurun güvertesinde, tek bir insanın gözlerindeki o çelik gibi iradeyi düşünürüm.

Çünkü 19 Mayıs, protokollere sıkıştırılmış kuru törenlerden, sadece kürsü konuşmalarından ibaret bir tarih değildir. O gün; bir milletin bitti denilen yerden, küllerinden, adeta bir anka kuşu gibi yeniden doğuşunun; yani insanlık tarihinin en asil, en insansı ve en hakiki kahramanlık destanının ilk cümlesidir. Gelin o güne, Samsun limanına yanaşan Bandırma Vapuru’na bir de insan gözüyle bakalım.

Haritalar Çizilirken Ruhları Birleştirmek
Atatürk’ün Samsun’a çıkışı, askeri bir hamleden çok daha öte psikolojik bir başkaldırıdır. Hırçın dalgaların arasından 38 yaşında sarışın bir subay çıkıyor ortaya. Cebinde parası yok, arkasında düzenli bir ordusu yok. Ama göğsünde dünyadaki tüm ordulardan daha güçlü bir şey taşıyor: Sonsuz bir inanç.
O vapur, aslında sadece birkaç subayı değil, bir ulusun onurunu, VATAN SEVGİSİNİ ve geleceğini taşıyordu. Mustafa Kemal, Samsun’a ayak bastığında
Anadolu insanının yorgun, uykusuz ve kırgın gözlerine baktı. Ve o
gözlerdeki o sönmeyen közü gördü. İşte kahramanlık destanı dediğimiz şey, o közü üfleyip kocaman bir hürriyet yangınına dönüştürme cesaretidir.

Neden Gençlik? Neden Spor?
Peki, neden bu muazzam kurtuluş destanının başlangıcı gençlere ithaf edildi? Ve neden yanına “spor” kelimesi eklendi?
Atatürk, dahi bir lider olduğu kadar muazzam bir insan sarrafı ve sosyologdu. Çok iyi biliyordu ki binalar yıkılır yeniden yapılır, yollar bozulur yeniden döşenir ama eğer bir neslin ruhu, hürriyet inancı ve özgüveni yıkılırsa o millet bir daha asla ayağa kalkamaz.

Ona göre gençlik, sadece biyolojik bir yaş dilimi değildi. Gençlik; dünyayı değiştirebileceğine inanan o sönmeyen enerjinin adıydı. “Biz her şeyi gençliğe bırakacağız... O gençlik ki hiçbir şeyi unutmayacaktır; geleceğin ışık saçan çiçekleridir” derken, ülkenin tapusunu o günün çocuklarına değil, o çocukların içindeki o hür ruha teslim ediyordu.

Peki ya spor? Spor, sadece sahada top koşturmak, madalya kazanmak değildir. Spor; bir milletin ayağa kalkarken başını dik tutabilmesidir. Bedenen ve zihnen güçlü, disiplinli, ahlaklı ve sağlıklı bir nesil yetiştirmektir.

Esaretten yeni çıkmış, yıllarca savaş meydanlarında hırpalanmış bir halkın çocuklarına spor yaptırmak; onlara yeniden kendi bedenlerinin, güçlerinin ve iradelerinin efendisi olduklarını hatırlatmaktı. “Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim” sözü, sadece atletik bir tercih değil, yeni Türkiye’nin insan kalitesi formülüdür.

Bugünün Genci, Yarının Şafağı
Bugün, elimizde akıllı telefonlar, zihnimizde gelecek kaygıları, omuzlarımızda modern dünyanın o bitmek bilmeyen sınav, iş ve kariyer baskılarıyla koştururken durup düşünmeliyiz.

Genç olmak; haksızlığa karşı durabilmektir, birbirine sahip çıkmaktır, bu toprakların o güzel, temiz insanına inanmaktır.
Sevgili gençler, sevgili okurlar; bugün gökyüzüne bakın. O gökyüzü, 1919’un o mayıs sabahında Samsun’da parıldayan o mavi gözlerin bize bıraktığı en büyük mirasıdır.