Eskiden enflasyon denildiğinde toplumun büyük kısmı aynı şeyi anlardı: Fiyatlar artıyor, hayat
pahalanıyor. Ama bugün gelinen noktada enflasyon artık sadece “ortalama” bir ekonomik
gösterge olmaktan çıktı. Çünkü markete giden emekliyle, yüksek maaş alan bir çalışan aynı
enflasyonu yaşamıyor. Aynı ülkede yaşayan insanlar bile farklı ekonomik gerçekliklerin içinde
hayat mücadelesi veriyor.
Televizyonlarda açıklanan resmi oranlar çoğu zaman toplumun tamamının yaşadığı sıkıntıyı
tam olarak anlatamıyor. Çünkü açıklanan oran, ortalama bir tüketim sepetine göre
hesaplanıyor. Oysa herkesin harcaması aynı değil. Kimi gelirinin büyük bölümünü kiraya ve
gıdaya ayırıyor, kimi ise teknolojiye, tatile ya da otomobile harcama yapıyor. İşte tam da bu
yüzden enflasyon artık gelir gruplarına göre farklılaşan bir yük haline gelmiş durumda.
Dar gelirli vatandaş için en büyük sorun temel ihtiyaçlardaki fiyat artışı. Ekmek, süt, peynir,
yumurta, kira, elektrik, doğalgaz ve ulaşım… İnsanların vazgeçemeyeceği bu harcamalar
sürekli zamlanınca düşük gelirli kesimin hayatı çok daha ağır hale geliyor. Çünkü gelirinin
büyük kısmını zaten zorunlu ihtiyaçlara harcayan bir aile için yüzde 10’luk bir gıda zammı
doğrudan sofranın küçülmesi anlamına geliyor.
Bugün birçok aile markete giderken artık liste yapıyor ama listedeki her ürünü alamadan eve
dönüyor. Eskiden kilo ile alınan ürünler şimdi gram hesabıyla alınmaya başladı. Kasaptan et
almak lüks haline gelirken, meyve ve sebze bile dikkatli tüketilen ürünlere dönüştü. İnsanlar
artık “canım istedi” diye değil, “bütçem yetiyor mu” diye düşünüyor.
Orta gelir grubunun yaşadığı sıkıntı ise biraz daha farklı. Bu kesim tamamen yoksullaşmış
değil ama eski yaşam standardını koruyamıyor. Özel okul planları erteleniyor, araba
değiştirme hayali rafa kalkıyor, tatil süreleri kısalıyor. Eskiden rahatça yapılan harcamalar
artık uzun hesapların ardından gerçekleşiyor. İnsanlar maaşlarının arttığını görüyor ama aynı
maaşla daha az şey alabildiğini de fark ediyor.
Yüksek gelir grubunda ise enflasyonun etkisi daha sınırlı hissediliyor. Çünkü gelir arttıkça
insanların temel ihtiyaçlara ayırdığı pay azalıyor. Ayrıca birikimlerini dövizde, altında,
gayrimenkulde ya da farklı yatırım araçlarında değerlendirebilen kesimler enflasyona karşı
kendilerini daha fazla koruyabiliyor. Yani aynı enflasyon oranı toplumun her kesiminde aynı
yarayı açmıyor.
İşte tam da bu nedenle son yıllarda toplumda sık sık şu cümle duyuluyor: “Açıklanan
enflasyonla bizim yaşadığımız enflasyon aynı değil.” Aslında vatandaşın anlatmak istediği tam
olarak budur. Çünkü insanların günlük hayatında hissettiği zam oranı, gelirine ve harcama
alışkanlıklarına göre değişiyor.
Örneğin emekli bir vatandaşın harcamalarının büyük kısmı gıda ve sağlık giderlerinden
oluşuyor. Eğer bu alanlarda fiyat artışı çok yüksekse, o emeklinin hissettiği enflasyon da
resmi ortalamanın çok üzerine çıkıyor. Genç bir çalışanın en büyük gideri kira olabilir. Kira
fiyatları maaş artışından daha hızlı yükseliyorsa o kişi için hayat her geçen gün daha zor hale
geliyor.
Bu durum sadece ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal bir meseleye de dönüşüyor.
Çünkü insanlar artık aynı ekonomik düzenin içinde yaşadıklarını düşünmemeye başlıyor. Bir
kesim için kahve fiyatındaki artış küçük bir detayken, başka bir kesim için mutfak masrafı
hayati bir sorun haline geliyor. Toplumdaki gelir farkı büyüdükçe enflasyonun etkileri de daha
eşitsiz hissediliyor.
En tehlikeli nokta ise umut kaybı. İnsanlar çalıştıkça rahatlayacaklarına değil, daha fazla
zorlanacaklarına inanır hale geliyor. Maaş artışı sevinç değil, birkaç aylık geçici nefes olarak
görülüyor. Çünkü vatandaş artık zamların maaşlardan daha hızlı geldiğini düşünüyor.
Bugün birçok kişi geleceğe dair plan yapmakta zorlanıyor. Ev almak, araba almak hatta düğün
yapmak bile büyük ekonomik hesaplara bağlı hale geldi. Gençler tasarruf yapamıyor, aileler
çocuklarının geleceği konusunda kaygılanıyor. Çünkü enflasyon sadece cebimizi değil,
hayallerimizi de küçültüyor.
Ekonomistler uzun süredir şu gerçeğe dikkat çekiyor: Ortalama rakamlar toplumdaki gerçek
hayatı tek başına anlatmaya yetmez. Çünkü ekonomi yalnızca tablolar ve grafiklerden
oluşmaz. Ekonomi aynı zamanda insanların pazarda ne alabildiği, ev kirasını nasıl ödediği ve
ay sonunu nasıl getirdiğiyle ilgilidir.
Bu nedenle enflasyonla mücadelede sadece genel oranlara bakmak yeterli olmaz. Özellikle
düşük gelirli vatandaşın temel ihtiyaçlara erişimini koruyacak politikalar büyük önem taşır.
Aksi halde toplumun geniş kesimleri için hayat her geçen gün daha ağır hale gelir.
Sonuç olarak bugün enflasyon artık herkesin eşit yaşadığı bir sorun değildir. Aynı şehirde
yaşayan, aynı markete giren insanlar bile farklı ekonomik gerçekliklerin içinde yaşamaktadır.
Kimisi sadece biraz daha dikkatli harcama yaparken, kimisi ayakta kalabilmek için temel
ihtiyaçlarından vazgeçmektedir.
Ve belki de asıl mesele tam burada başlamaktadır: Enflasyon sadece fiyatların artması değil,
toplum içindeki ekonomik mesafenin de büyümesidir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]