İyilik nedir?

Bir elin verdiğini öteki görmesin diye mi yapılır?

Yoksa bazen öyle bir iyilik yapılır ki, yalnızca bir insanın değil, bir mahallenin yüzü güler; bir ailenin umudu yeşerir; çocukların yıllardır göremediği denizle buluşması sağlanır...

İşte Eshat Bozkurt’un yaptığı tam da böyle bir şey.

İzmir’in eski adıyla Tepecik, yeni adıyla Yenişehir’de yaşayanlar onu yalnızca bir iş insanı olarak tanımıyor.

Onu mahallenin Eshat abisi olarak biliyor.

Çünkü onun işyerlerinin kapısından yalnızca müşteriler girmiyor.

İhtiyacı olan da giriyor.

Düğün yapacak ama salon parasını karşılayamayan dar gelirli çiftlere salonunu ücretsiz açıyor.

Manavlarında akşam olduğunda elinde kalan sebze ve meyveleri ihtiyacı olanlara ulaştırıyor.

Yani kazancını sadece kendi cebine değil, yaşadığı semtin insanına da paylaştırıyor.

Ama Eshat Bozkurt’un son yaptığı, bütün bunların üzerine bir başka hikaye yazıyor.

Adını da çok güzel koymuş:

“Haydi Herkes Denize...”

İzmir’de yaşayıp da denizi göremeyen olur mu?

Olur!

Hem de tahmin ettiğimizden çok daha fazla...

Çünkü deniz kenarında yaşamak, herkesin denize gidebildiği anlamına gelmiyor.

Bir ailenin yol parası yoksa, çocuklarının yiyeceği düşünülüyorsa, birkaç günlük konaklama bile bütçesinde büyük bir yük oluşturuyorsa, deniz bazen insanın yanı başında olup ulaşamadığı bir hayal haline geliyor.

Eshat Bozkurt işte o hayali gerçeğe dönüştürüyor.

Ürkmez’deki Hüseyinoğulları Tatil Köyü’nün kapılarını dar gelirli ailelere açıyor.

Ama öyle “Bir iki aile gelsin, birkaç gün kalsın” demiyor.

Bir mahallenin insanlarını alıyor.

Mahalle muhtarıyla konuşuyor.

Gerçekten tatil yapma imkânı olmayan aileleri belirliyor.

Sonra otobüs geliyor...

İnsanlar yola çıkıyor.

Ve deniz onları bekliyor.

Yemekleri hazır.

Kalacak yerleri hazır.

İhtiyaçları karşılanıyor.

Çocuklar denize giriyor.

Anne babalar yıllardır belki de ilk kez hiçbir şey düşünmeden birkaç gün geçiriyor.

Ve bütün bunlar, “Ben ne kazanacağım?” hesabı yapılmadan gerçekleştiriliyor.

İlk konuklar Konak Yeşildere Mahallesi sakinleri olmuş.

Mahalle Muhtarı Özkan Şen’le işbirliği yapılarak tatil yapamayan aileler belirlenmiş ve Ürkmez’de ağırlanmış.

Şimdi Eshat Bozkurt bütün İzmir’in muhtarlarına sesleniyor:

“Tatil yapamayan, denizle buluşamayan kimse kalmasın.”

Ne güzel bir cümle...

Çünkü bazı insanların ihtiyacı para değil sadece.

Bazen ihtiyaç duydukları şey, kendilerini değerli hissetmek.

Bir çocuğun denize girerken yaşadığı mutluluk...

Bir annenin sahilde oturup çocuğunu seyretmesi...

Bir babanın “Bu yıl da götüremedik” mahcubiyetini yaşamaması...

Bunların fiyatı yok.

Eshat Bozkurt’un yaptığı da aslında tam olarak bu.

İnsana dokunuyor.

Hem de en ihtiyaç duyduğu yerden.

Bugün herkes “ekonomi”, “kriz”, “hayat pahalılığı”, “geçim sıkıntısı” diyor.

Doğru...

Ama böylesi zamanlarda bir toplumun ayakta kalmasını yalnızca devletin bütçesi sağlamaz.

İnsanların birbirine el uzatması da sağlar.

Bir iş insanının kazancından mahallesine pay ayırması...

Bir çocuğun yüzünü güldürmek için elini cebine atması...

Bir düğün sahibinin “Paran yoksa da evlen, salon benden” diyebilmesi...

Bir manavın akşam kalan ürünleri ihtiyaç sahipyerinin mutfağına göndermesi...

İşte sosyal dayanışma budur.

Eshat Bozkurt’un yaptığı belki milyonluk yatırımlar değil.

Ama bazı yatırımlar vardır ki, bilançoda görünmez.

İnsanın kalbine yazılır.

Bir çocuğun hafızasına...

Bir annenin duasına...

Bir babanın minnetine...

Bir mahallenin hatırasına...

Eshat Bozkurt’un asıl serveti de galiba burada.

Çünkü para kazanmak kolay olabilir.

Ama insan kazanmak zordur.

Mahallenin güvenini kazanmak daha da zordur.

Ve yıllar sonra adınız anıldığında insanların “İyi insandı” demesini sağlamak, hiçbir parayla satın alınamayacak kadar değerlidir.

O yüzden Eshat Bozkurt’a sadece “hayırsever iş insanı” demek yetmez.

O, kazandığını paylaşmayı bilen bir halk adamı.

Kendisi için değil, çevresindeki insan için de yaşayan bir insan.

Şimdi bütün İzmir mahallelerine çağrı yapıyor:

“Haydi herkes denize!”

Bence İzmir’in bütün muhtarları bu çağrıya kulak vermeli.

Çünkü bu kampanya sadece bir tatil kampanyası değil.

Bu, bir insanın başka insanların hayatına dokunma hikâyesi.

Ve belki de Eshat Bozkurt’un yaptığı en güzel şey şu:

İnsanlara yalnızca denizi göstermiyor.

İyiliğin de hala bu şehirde yaşadığını gösteriyor.