Günümüzde bilgiye ulaşmak zor değil, zor olan bilgiyle ne yaptığımız.

Gündelik hayatın içinde, konuşmalarımızdan ilgi alanlarımıza kadar her şey bir veri olarak toplanıyor. Ardından önümüze, bize uygun içerikler düşmeye başlıyor. İşin kötüsü; bu içerikler çoğu zaman bizi geliştiren değil, bizi onaylayan içerikler oluyor.

Böylece fark etmeden, kendi düşüncelerimizin yankılandığı bir dünyanın içinde yaşamaya başlıyoruz. Psikolojide “yankı odası” etkisi olarak tanımlanan bu durum, insanın farklı sesleri duymasını giderek zorlaştırıyor.

Bu durum, modern çağın görünmeyen konfor alanı. Çünkü insan, kendisine benzeyen fikirlerle karşılaştığında huzur bulur. Çatışma yoktur, sorgulama yoktur, rahatsızlık yoktur. Ama bu yüzden gelişim de sınırlıdır.

Oysa farklı olanla karşılaşmadan, başka bir hayatın içine bakmadan, zıt bir fikri gerçekten anlamaya çalışmadan derinleşmek mümkün değil.

Bugün birçok insanın bilgiye bu kadar kolay ulaşabildiği bir dünyada, aynı zamanda yüzeyde kalması bir çelişki gibi görünüyor. Belki sorunumuz bilgiye erişimde değil, bir yandan da maruz kalınan çeşitliliğin azalmasında.

Sosyoloji literatüründe ise “sanal cemaatler” olarak da tanımlanan, benzer düşünenlerin oluşturduğu yapılar, bir yandan aidiyet duygusu yaratırken diğer yandan dünyayı daraltabiliyor. İnsan, sadece kendi mahallesini görmeye başladığında, diğer hayatların gerçekliğini anlamakta zorlanıyor. Bu da empatiyi zayıflatıyor.

Birkaç başlık, birkaç video, birkaç paylaşım bilmeye yetiyor… Ama anlamak zaman ister. Sabır ister. Bazen de rahatsız olmayı göze almayı.

Gerçekten öğreniyor muyuz, yoksa sadece hoşumuza giden şeyleri mi tekrar tekrar tüketiyoruz?