Yıllardır yatırım denince akla gelen ilk araçlardan biri altın oldu. Özellikle ekonomik
belirsizliklerin arttığı dönemlerde birçok kişi “Altın enflasyona karşı en iyi korumadır”
düşüncesiyle birikimlerini altına yönlendirdi. Ancak son yıllarda hem Türkiye'de hem de
dünyada yaşanan bazı gelişmeler, bu düşüncenin her zaman doğru olmadığını gösterdi.
Enflasyon yükselirken altının da aynı oranda yükselmesi gerektiği düşünülürken, bazı
dönemlerde altın fiyatlarının gerilediği görüldü. Peki bunun nedeni ne?
Öncelikle altın ile enflasyon arasındaki ilişkiyi doğru anlamak gerekiyor. Altın, uzun vadede
paranın satın alma gücündeki kaybı telafi edebilen önemli bir yatırım aracıdır. Ancak bu
durum, enflasyon yükseldiği anda altın fiyatlarının da hemen yükseleceği anlamına gelmez.
Çünkü altın fiyatlarını etkileyen tek faktör enflasyon değildir.
Altının fiyatını belirleyen en önemli unsurlardan biri faiz oranlarıdır. Özellikle ABD Merkez
Bankası'nın (Fed) aldığı kararlar dünya altın piyasasını doğrudan etkiler. Eğer merkez
bankaları faiz artırıyorsa yatırımcılar altın yerine faiz getiren yatırım araçlarına yönelmeye
başlar. Çünkü altın faiz ödemez. Bankada mevduat, tahvil veya bono gibi araçlar yüksek getiri
sunuyorsa yatırımcı için altının cazibesi azalabilir.
Son yıllarda bunun birçok örneği görüldü. Dünya genelinde enflasyon yükselirken merkez
bankaları da faizleri artırdı. Teoride yüksek enflasyon altını desteklemeliydi. Ancak faizlerdeki
sert yükseliş nedeniyle yatırımcıların bir bölümü altından çıkarak faiz getirisi sağlayan
araçlara yöneldi. Sonuç olarak enflasyon yüksek olmasına rağmen altın fiyatları zaman zaman
geriledi.
Bir diğer önemli unsur ise doların gücüdür. Uluslararası piyasalarda altın dolar üzerinden
fiyatlanır. Dolar değer kazandığında altının yükselmesi zorlaşabilir. Çünkü güçlü dolar, altını
diğer para birimlerini kullanan yatırımcılar için daha pahalı hale getirir. Talep azalınca da fiyat
üzerinde aşağı yönlü baskı oluşabilir.
Aslında yatırım dünyasında sıkça karşılaşılan yanlışlardan biri, tek bir ekonomik göstergeye
bakarak yatırım kararı vermektir. “Enflasyon yükseliyor, o halde altın kesin yükselecek”
düşüncesi bunun en bilinen örneklerinden biridir. Oysa piyasalarda beklentiler çoğu zaman
gerçekleşen verilerden daha önemlidir. Eğer yatırımcılar gelecekte enflasyonun düşeceğini
düşünüyorsa, bugünkü yüksek enflasyon verileri altını desteklemeyebilir.
Burada “enflasyona karşı koruma miti” olarak adlandırılan konu devreye giriyor. Altın
gerçekten de çok uzun dönemlerde paranın değer kaybına karşı koruma sağlayabilir. Ancak
kısa vadede her zaman aynı performansı göstermez. Bir yıl boyunca enflasyon yüzde 40
artarken altın yüzde 10 yükselebilir ya da hatta değer kaybedebilir. Bu durum altının işlevini
tamamen yitirdiği anlamına gelmez. Sadece yatırımcıların düşündüğü kadar kusursuz bir
koruma aracı olmadığını gösterir.
Türkiye açısından bakıldığında da benzer bir durum söz konusudur. Vatandaş çoğu zaman
gram altın fiyatına odaklanır. Ancak gram altını etkileyen iki temel unsur vardır: Ons altın
fiyatı ve döviz kuru. Dünyada ons altın düşerken dolar kuru yükseliyorsa gram altın yine de
yükselebilir. Tam tersine ons altın yükselirken kurdaki gerileme gram altının beklenen kadar
artmamasına neden olabilir. Bu nedenle yatırımcıların yalnızca enflasyon verilerine bakarak
altının yönünü tahmin etmeleri oldukça zordur.
Ekonomistler de yatırım araçlarının tek başına mucize yaratamayacağını sık sık vurguluyor.
Altın, hisse senedi, mevduat, tahvil veya gayrimenkul gibi araçların her birinin farklı
dönemlerde avantajları ve dezavantajları bulunuyor. Önemli olan bütün birikimi tek bir
yatırım aracına bağlamak yerine riskleri dağıtabilmektir.
Sonuç olarak enflasyon ile altın arasında güçlü bir ilişki bulunsa da bu ilişki sanıldığı kadar
basit değildir. Yüksek enflasyon her zaman yükselen altın fiyatları anlamına gelmez. Faiz
oranları, doların seyri, merkez bankalarının politikaları, küresel risk iştahı ve yatırımcı
beklentileri altın fiyatlarını en az enflasyon kadar etkiler. Bu nedenle “enflasyon varsa altın
mutlaka kazandırır” düşüncesi eksik bir değerlendirmedir. Yatırım kararları alınırken yalnızca
tek bir göstergeye değil, ekonominin bütününe bakmak gerekir. Aksi halde yıllardır doğru
kabul edilen bazı yatırım mitleri, yatırımcıların beklemediği sonuçlarla karşılaşmasına neden
olabilir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]