İnsanoğlu dünyaya gözlerini açtığı ilk andan itibaren, adını koyamadığı büyük bir merakın oyuncağı olur. Dokunmak ister, anlamak ister, keşfetmek ister. Çocukken düşe kalka yürümeyi öğrenen insan, büyüdükçe bu kez ruhsal ve zihinsel yollarda tökezleye tökezleye yaşamayı öğrenir. Çünkü hayat, süresi doğumla başlayıp ölümle biten, zili hiç çalmayan ve dersleri asla tükenmeyen muazzam bir okuldur.
Çoğumuz eğitimin sadece okul sıralarında, kalın kitapların arasında başlayıp bittiği yanılgısına düşeriz. Diploma aldığımızda ya da bir meslek sahibi olduğumuzda "öğrenme" sürecinin tamamlandığını sanırız. Oysa hayatın gerçek müfredatı, okul bittiğinde başlar. Hayat bize formüllerle değil, deneyimlerle öğretir. Bazen en ağır dersleri en güvendiğimiz insanlardan alırız; bazen de hiç ummadığımız bir sokak köşesinde, bir çocuğun gülüşünde veya bir yaşlının iç çekişinde yepyeni bir hakikat keşfederiz.
Bu sonsuz okulun en verimli dersleri, ironik bir şekilde en çok canımızı yakanlardır. Hata yapmak, başarısız olmak ya da hayal kırıklığına uğramak çoğunlukla bir son gibi görünür. Oysa her hata, aslında neyi yapmamamız gerektiğini gösteren rehber birer öğretmendir.
"Hiç hata yapmamış bir insan, yeni bir şey denememiş demektir."
Düşmek, yürümeyi öğrenmenin fıtratında vardır. Önemli olan kaç kez düştüğümüz değil, her kalkışımızda üstümüzdeki tozu silkeleyip heybemize hangi dersi koyduğumuzdur. Esneklik ve olgunluk, tam da bu düşüşlerin ardından gelen o sessiz öğrenme anlarında filizlenir.
Değişime Direnmek Değil, Uyum Sağlamak
Hayat durağan değildir; sürekli akan, yatağını değiştiren bir nehir gibidir. Bu nehirde yüzebilmenin tek yolu, zihni ve kalbi yeni öğrenmelere açık tutmaktır. "Ben artık oldum, her şeyi biliyorum" dediğimiz an, aslında zihinsel olarak yaşlanmaya ve gerilemeye başladığımız andır.
Gerçek bilgelik, ne kadar çok şey bildiğimizde değil, henüz bilmediğimiz ne kadar çok şey olduğunu idrak edebilmektedir. Kendini her gün yeniden inşa eden, önyargılarından sıyrılabilen ve öğrenme iştahını kaybetmeyen insanlar, zamanın yıpratıcı etkisine karşı her zaman genç kalırlar.
Hayat yolculuğunda hepimiz birer talebeyiz. Zaman akıp giderken, takvim yaprakları eskirken elimizde kalan tek gerçek kazanç, bu süreçte ruhumuza ve zihnimize kattıklarımızdır.
Bugün kendimize bir iyilik yapalım: Karşılaştığımız her zorluğa, her insana ve her yeni güne birer öğretmen gözüyle bakalım. Kulak kabartmasını bilene, hayatın fısıldadığı dersler hiç bitmez.