İzmir Ticaret Borsası’nın (İTB) ekim ayı olağan meclis toplantısı, ay başında gerçekleştirilen seçimlerin ardından Meclis Başkanı Bülent Uçak yönetiminde yapıldı. Toplantıda konuşan İTB Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gökhan Tuncer; tarımda finansmana erişim, artan üretim maliyetleri, üretici gelirleri ve sürdürülebilirlik başlıklarında değerlendirmelerde bulundu.

Tuncer, tarımsal üretimde yalnızca verim artışının yeterli olmadığını belirterek üreticinin maliyetlerini karşılayabildiği ve emeğinin karşılığını alabildiği bir ekonomik yapıya ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Tuncer, “Kâr etmeyen iş sürdürülemez” ifadelerini kullandı.

İTB Başkanı Ömer Gökhan Tuncer Ekim ayı

Tarımda finansmana erişim zorlaşıyor

Küresel ekonomide finansal belirsizlikler ile iklim kaynaklı risklerin giderek daha fazla iç içe geçtiğini belirten Tuncer, bu gelişmelerin tarım ve gıda piyasaları üzerinde önemli sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.

Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) yayımladığı Küresel Finansal İstikrar Raporu’na atıfta bulunan Tuncer, finans piyasalarında kırılganlıkların arttığına dikkat çekti. Yapay zekâ alanındaki yüksek kazanç beklentilerinin karşılanmaması durumunda yaşanabilecek piyasa değer kayıpları, yüksek kamu borçları ve artan finansman maliyetlerinin küresel ekonomik istikrar açısından risk oluşturduğunu belirtti.

Finansal kırılganlıkların üretim ve ticareti etkileyebileceğini kaydeden Tuncer, finansmana erişimin zorlaşmasının üreticilerin ve tarıma dayalı sanayi işletmelerinin yatırım kapasitesini sınırlandırdığını söyledi. Enerji fiyatları ve döviz kurlarındaki dalgalanmaların da üretim maliyetleri ile uluslararası ticareti doğrudan etkilediğini dile getirdi.

İklim riskleri gıda güvenliğini etkiliyor

Tuncer, Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın (WFP) değerlendirmelerine değinerek El Niño kaynaklı aşırı hava olaylarının küresel gıda güvenliği açısından oluşturabileceği risklere dikkat çekti.

Yargıtay belirsizliği CHP’nin kongre sürecini etkiledi
Yargıtay belirsizliği CHP’nin kongre sürecini etkiledi
İçeriği Görüntüle

Aktarılan analizde, El Niño nedeniyle Latin Amerika ve Karayipler’de 16 milyon, Doğu ve Güney Afrika’da 18 milyon, Asya ve Pasifik bölgesinde ise 8,2 milyon kişinin daha gıda güvensizliği riskiyle karşılaşabileceği öngörülüyor.

İklim değişikliğinin yalnızca tarımsal üretimi değil, gıda arzını, fiyat istikrarını ve toplumların temel ihtiyaçlara erişimini de etkilediğini belirten Tuncer; finansal kırılganlıklar ile iklim kaynaklı üretim risklerinin aynı dönemde yaşanmasının tarım ve gıda piyasaları üzerindeki baskıyı artırabileceğini ifade etti.

Tuncer, Dünya Gıda Programı’nın afetler gerçekleşmeden alınan önlemlere yapılan her 1 dolarlık yatırımın, insani kayıpların önlenmesi bakımından 7 dolara kadar fayda sağlayabileceğine ilişkin değerlendirmesini de aktardı. Tarımda finansal dayanıklılığın güçlendirilmesi, iklim değişikliğine uyum yatırımlarının artırılması ve erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi gerektiğini söyledi.

İTB meclisi Ekim ayı toplantısı İzmir Ticaret Borsası

Üretim maliyetleri ile ürün fiyatları ayrışıyor

Tuncer, TÜİK verilerine göre tarımsal girdi fiyatlarının ağustos ayında yıllık yüzde 30,3 arttığını, tarım ürünleri üretici fiyatlarındaki yıllık artışın ise eylül ayında yüzde 12,9 seviyesinde kaldığını belirtti.

Bu verilerin üretim maliyetleri ile ürün fiyatları arasındaki ayrışmaya işaret ettiğini ifade eden Tuncer, özellikle enerji, gübre ve yem fiyatlarındaki artışların üreticiler üzerindeki maliyet baskısını derinleştirdiğini kaydetti.

Tarım ürünleri üretici fiyatlarının eylül ayında bir önceki aya göre yüzde 2 gerilediğine dikkat çeken Tuncer, çok yıllık bitkisel ürünlerde yıllık yüzde 19,3 düşüş yaşandığını söyledi. Bölgenin önemli tarımsal ürünlerinden üzümün üretici fiyatlarının yıllık yüzde 23,4, yalnızca eylül ayında ise yüzde 14,4 gerilediğini belirtti.

Üretim maliyetlerinin yükseldiği bir dönemde ürün fiyatlarında yaşanan düşüşlerin üretici gelirlerini ve yeni üretim dönemine yönelik kararları olumsuz etkileyebileceğini dile getirdi.

“Kâr etmeyen iş sürdürülemez”

2026-2027 sezonunda tarımda genel olarak yüksek verimli ve bereketli bir dönem yaşandığını belirten Tuncer, üretimde miktar artışının tek başına yeterli olmadığını vurguladı.

Tuncer, üreticinin maliyetlerini karşılayabildiği, emeğinin karşılığını alabildiği ve üretimini sürdürebildiği bir ekonomik yapıya ihtiyaç duyulduğunu ifade ederek şöyle konuştu:

“Her şeyden önce üreticinin maliyetlerini karşılayabildiği, emeğinin karşılığını alabildiği ve üretimini sürdürebildiği bir ekonomik yapıya ihtiyacımız var. Hiç kimse unutmamalı ki, kâr etmeyen iş sürdürülemez.”

Tarımda yenilenebilir enerji kooperatifi önerisi

Enerji maliyetlerinin hem üreticinin kazancını hem de gıdanın tüketiciye ulaşma maliyetini doğrudan etkilediğini belirten Tuncer, yenilenebilir enerji kaynaklarının üretimin devamlılığı ve gıda arz güvenliği açısından fırsatlar sunduğunu söyledi.

Yatırım maliyetleri ve teknik gereksinimlerin özellikle küçük üreticilerin bu kaynaklara erişimini zorlaştırabildiğini kaydeden Tuncer, yenilenebilir enerji kooperatiflerinin ortak yatırım yapılmasına, maliyetlerin paylaşılmasına ve üreticilerin enerji üretiminde söz sahibi olmasına katkı sağlayabileceğini ifade etti.

Çatı güneş enerjisi sistemleri, jeotermal enerji ve biyogazın sulama, seracılık, hayvancılık, soğuk hava depoları ve gıda işleme faaliyetlerinde kullanılabileceğini belirten Tuncer; ortak ekipman ve bakım hizmetlerinin maliyetleri düşürebileceğini, enerji giderlerinin öngörülebilirliğini artırabileceğini ve ürün kayıplarının azaltılmasına yardımcı olabileceğini dile getirdi.

Avrupa’daki Schnifis, Minoan ve Magliano Alpi gibi enerji topluluğu örneklerini anan Tuncer, tarımsal kooperatifler, sulama örgütleri, belediyeler ve gıda işletmeleri arasında iş birliğinin geliştirilebileceğini söyledi. Yatırımların bölgesel ihtiyaçlar, şebeke koşulları ve yerel enerji kaynakları dikkate alınarak planlanması gerektiğini kaydetti.

Mevcut mevzuatın yenilenebilir enerji kooperatiflerinin faaliyetleri açısından oluşturduğu kısıtların giderilmesi ve uygun bir hukuki çerçeve oluşturulması gerektiğini belirten Tuncer, ortak yatırımları destekleyecek düzenlemelerin tarımın rekabet gücüne, çiftçi gelirlerine, kırsal kalkınmaya ve gıda arz güvenliğine katkı sağlayabileceğini ifade etti.

“Sürdürülebilirlik işletmelerin ayakta kalması için vazgeçilmez”

Sürdürülebilirliğin yalnızca çevreyle ilgili bir söylem olarak görülmemesi gerektiğini belirten Tuncer, konunun işletmelerin devamlılığı, üretim maliyetlerinin düşürülmesi, finansmana erişim ve Ege’nin tarımsal ticaret gücünün korunması açısından önem taşıdığını söyledi.

İTB’nin üyelerine yönelik çalışmalarında işletmelerin ihtiyaçlarını dikkate alması gerektiğini ifade eden Tuncer, imalatçı üyeler arasında yapılan ön çalışmanın sektörde hem güçlü bir saha deneyimi hem de geliştirilmesi gereken alanlar bulunduğunu gösterdiğini aktardı.

İşletmelerin üretim, iş sağlığı ve güvenliği, çalışma koşulları, tedarik ve ürün güvenliği konularında deneyim sahibi olduğunu belirten Tuncer; bu birikimin stratejik hedeflere, şirket politikalarına ve uluslararası kabul gören çevre yönetimi belgelerine dönüştürülmesinde eksiklikler bulunduğunu dile getirdi.

İhracat yapan üyelerin dış pazarların etkisiyle belirli bir farkındalık kazandığını belirten Tuncer, özellikle küçük ve mikro ölçekli işletmelerin uzman personel ve bütçe yetersizliği nedeniyle zorlandığını söyledi. Karbon ayak izinin hesaplanması, enerji yönetiminin kurulması ve dijital izlenebilirlik altyapısına geçişte finansman sorunu ile teknik bilgi eksikliğinin öne çıktığını ifade etti.

İTB’nin önümüzdeki dönemde firmaların finansmana ve teşviklere erişimini kolaylaştıracak, özellikle küçük işletmelerin yönetim ve eğitim kapasitesini güçlendirecek adımlara odaklanacağını belirten Tuncer, yeşil dönüşümün maliyetleri azaltan bir avantaja dönüştürülmesini hedeflediklerini kaydetti.

Kaynak: Haber Merkezi - İbrahim PAKER