İzmir Barosu, yeni adli yılın başlaması dolayısıyla İzmir Adliyesi önünde avukatlarla bir araya geldi. İzmir Baro Başkanı Sefa Yılmaz, açıklamasında yargı bağımsızlığı, savunma hakkı ve temel hak ve özgürlüklere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Yılmaz, yargının siyasi iktidarın talimatlarını yerine getiren bir aygıt olmadığını belirterek, hakim ve savcıların Anayasa, kanun, hukuk, vicdani kanaat ve insan haklarına bağlı kalması gerektiğini söyledi.
YARGI BAĞIMSIZLIĞINA DİKKAT ÇEKTİ
Yeni adli yılın açılışına ilişkin konuşan Yılmaz, hukukun üstünlüğünün, yargı bağımsızlığının, savunma hakkının ve temel hak ve özgürlüklerin ağır biçimde aşındırıldığı bir dönemde yeni adli yılın açıldığını ifade etti.
Yılmaz, yargının anayasal düzen içerisinde bağımsız ve tarafsız bir güç olması gerektiğini belirterek, siyasi nitelik taşıyan dosyalarda yargı makamlarının bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin tartışmalara dikkat çekti.
Yılmaz, “Yargı, siyasi iktidarın talimatlarını yerine getiren bir aygıt değildir. Hakim ve savcıların görevi, herhangi bir siyasi iradenin beklentisine göre karar vermek değil; Anayasa’ya, kanuna, hukuka, vicdani kanaate ve insan haklarına bağlı kalmaktır. Talimatla hukuk, telkinle adalet, baskıyla bağımsız yargı olmaz” dedi.
TOPLUMSAL ADALET DUYGUSU VURGUSU
Yılmaz, toplumun önemli bir bölümünde kararların hukuktan mı yoksa başka bir yerden mi çıktığına ilişkin kuşku oluştuğunu belirtti.
Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanıp uygulanmayacağının tartışmaya açıldığı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının yok sayılabildiği bir hukuk düzeninde hukuk devletinden söz edilemeyeceğini savunan Yılmaz, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığına dikkat çekti.
Yılmaz, bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararını uygulamamasının yurttaşın anayasal hakkını etkisiz hale getirdiğini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmamasının ise Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası hukuk düzeni açısından sorun oluşturduğunu ifade etti.
AVUKATLARIN SAVUNMA HAKKINA DİKKAT ÇEKTİ
Avukatların mesleki faaliyetleri nedeniyle soruşturma ve kovuşturmalara maruz bırakıldığını belirten Yılmaz, bazı meslektaşlarının özgürlüklerinden mahrum bırakıldığını söyledi.
Avukatlık faaliyetinin suçlama konusu haline getirildiği ve müvekkili ile özdeşleştirilen avukatın kriminalize edildiği bir düzende savunma hakkından söz edilemeyeceğini ifade eden Yılmaz, “Avukatın görevi, müvekkilinin haklarını savunmaktır. Savunma yaptığı için avukatı sanık sandalyesine oturtmak, yurttaşın savunma hakkını cezalandırmaktır” dedi.
Yılmaz, Can Atalay, Selçuk Kozağaçlı, Doğa İncesu, Yunus Emre Işık ve Mehmet Pehlivan'ın durumlarına da değinerek, özgürlüğünden mahrum bırakılan avukatların durumunun savunmanın özgürlüğünden ayrı düşünülemeyeceğini söyledi.
YOKSULLUK VE ADALETE ERİŞİM
Türkiye'nin ekonomik ve sosyal kriz yaşadığını belirten Yılmaz, yüksek enflasyon, gelir kaybı, işsizlik, barınma sorunu ve yoksulluğun milyonlarca insanın hayatını etkilediğini ifade etti.
Yılmaz, yoksulluğun yalnızca ekonomik bir mesele olmadığını, aynı zamanda adalete erişim meselesi olduğunu söyledi.
Geçimini sağlamakta zorlanan yurttaşların haklarını arayabilmesinin, dava açabilmesinin, avukatla çalışabilmesinin ve hukuki güvencelere ulaşabilmesinin giderek güçleştiğini belirten Yılmaz, adaletin satın alınabilir bir hizmete dönüşmesine izin verilmemesi gerektiğini ifade etti.
Yılmaz, özellikle genç avukatların düşük gelir, yüksek ofis giderleri, ağır çalışma koşulları, güvencesizlik ve mesleki geleceğe ilişkin belirsizliklerle karşı karşıya olduğunu söyledi.
AVUKATLARA YÖNELİK ŞİDDET MESAJI
Avukatların ekonomik ve sosyal şiddetin yanında fiziksel şiddet sorunuyla da karşı karşıya olduğunu belirten Yılmaz, avukatların saldırıya uğraması, tehdit edilmesi ve öldürülmesinin sıradanlaştırılmaya çalışıldığını savundu.
Yılmaz, avukatlara yönelik şiddetin önlenmesi için etkin, sürekli ve bağlayıcı tedbirler alınması, saldırıların cezasız kalmaması ve avukatların görevleri nedeniyle özel olarak korunması için mücadele edeceklerini söyledi.
“HAK ARAMANIN BEDELİ ÇOK AĞIR”
Türkiye'de farklı düşünmenin, itiraz etmenin, örgütlenmenin ve hak aramanın bedelinin ağır olduğunu ifade eden Yılmaz; gazeteciler, öğrenciler, akademisyenler, sendikacılar, siyasetçiler, insan hakları savunucuları ve avukatlar üzerindeki baskılara dikkat çekti.
İfade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, örgütlenme özgürlüğü ve siyasal katılım hakkının kullanılmasının suç gibi muamele görmemesi gerektiğini belirten Yılmaz, “Hukukun görevi, iktidarı korumak değil; iktidar karşısında yurttaşı korumaktır” dedi.
ADLİ YIL AÇILIŞINDA SÖZ HAKKI TEPKİSİ
Yılmaz, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen Adli Yıl Açılış Töreni’nde kimseye söz hakkı verilmemesini de eleştirdi.
Geçtiğimiz adli yılın açılışında da yargının kurucu unsuru olan avukatların ve baroların söz hakkının engellendiğini belirten Yılmaz, baroların yargının dışından gelen bir unsur olmadığını söyledi.
Yılmaz, “Avukatlar, yargının misafiri değildir. Savunma, protokol sırasındaki bir nezaket unsuru değildir. Dolayısıyla avukatların sözünü keserek yargının bağımsızlığından söz edilemez” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, İzmir Barosu'nun susmayacağını belirterek yeni adli yılın hukukun üstünlüğünün, bağımsız yargının, özgürlüğün ve adaletin yılı olmasını diledi.


