Fotoğraflarıyla sadece bir anı değil, bir dönemi yakalayan Ara Güler, ölümünün üzerinden geçen altı yıla rağmen fotoğraf dünyasında derin izler bırakmaya devam ediyor.

Ara Güler, İstanbul'un Beyoğlu semtinde 1928 yılında Ermeni kökenli bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Gerçek adı Mıgırdiç Ara Derderyan olan Güler, 1935’te soyadı kanunu ile babasının aldığı “Güler” soyadını benimsedi. Sinemaya olan ilgisi çocuk yaşlarda başlayan Güler, babasının aldığı fotoğraf makinesi ile bu tutkusunu farklı bir boyuta taşıdı ve gazeteciliğe yöneldi.

1950’de Yeni İstanbul Gazetesi’nde gazeteciliğe başlarken aynı zamanda İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'ne devam etti.

1958'de Time-Life, Paris-Match ve Der Stern dergilerinin yakın doğu foto-muhabirliği görevlerini üstlendi. 1954'de Hayat Dergisi'nde fotoğraf bölüm şefi olarak çalışmaya başladı.

1953'te Henri Cartier Bresson ile tanışarak Paris Magnum Ajansı'na katıldı ve İngiltere'de yayımlanan “Photography Annual Antalojisi” onu “dünyanın en iyi yedi fotoğrafçısından biri” olarak tanımladı. Ara Güler, aynı yıl Türkiye’den Amerikan Dergi Fotoğrafçıları Derneği kabul edilen tek üye oldu.

1962'de Almanya'da çok az fotoğrafçıya verilen “Master of Leica” unvanını kazanan Ara Güler'e İsviçre'de çıkan “Kamera” dergisi özel bir sayı ayırdı.

Objektifin sırrı: İnsan ve hikâye

Ara Güler, fotoğraf sanatçısı olarak anılmayı kabul etmedi ve kendisini her zaman bir “foto muhabiri” olarak tanımladı. Onun objektifindeki sır ise, insanların gerçek yüzlerini ve hayatlarını en doğal hâlleriyle yakalamasında saklıydı. Dünyanın dört bir yanında çektiği fotoğraflar, sadece birer sanat eseri değil, aynı zamanda tarihsel birer belge niteliğindeydi.

Dünya çapında tanınan bir foto muhabir

Ara Güler, sadece Türkiye’de değil, dünyada da birçok önemli projeye imza attı. Birleşik Krallık'ta “dünyanın en iyi yedi fotoğrafçısı” arasında gösterilen Güler, Henri Cartier-Bresson ile tanışması ve Magnum ajansı ile dünyaya açılmasıyla uluslararası arenada tanınan bir isim oldu. Winston Churchill, Picasso, Salvador Dali ve Bertrand Russell gibi isimlerin de fotoğraflarını çekti.

Fotoğraflarla anılar: İstanbul’un hafızası

Güler, özellikle İstanbul'un değişen yüzünü belgeleyen çalışmalarıyla biliniyor. Fotoğraflarındaki İstanbul, geçmişin ruhunu günümüze taşıyan bir kent. Güler’in İstanbul’u, nostaljik bir bakış açısı sunarken, şehrin insanlarını ve mimarisini de ölümsüzleştirdi.

“Fotoğrafçı değil, foto muhabiri”

Fotoğrafı bir sanat dalı olarak kabul etmeyen Ara Güler, her zaman bir muhabir olduğunu vurguladı. “Fotoğrafçı, bomba patladığında kaçar, ama gazeteci orada kalıp olayı yakalamaya çalışır” demişti.

Zarife Guliyeva oğlunun anısına klip ve film hazırladı
Zarife Guliyeva oğlunun anısına klip ve film hazırladı
İçeriği Görüntüle

Ara Güler, edebiyat yazarı ve eleştirmen Feridun Andaç’a verdiği röportajda mesleğe bakışını şöyle özetledi:

“Fotoğraf sanattır’ derler. Benziyor da sanata. Ama sanat o kadar ucuz değil. Picasso, Mozart, Beethoven’dır sanatçı. İnsanlar bir makine alınca sanatçı oluyor.  Fotoğraf daha mühim bir şeydir. Bir foto muhabiri bir tarihçi gibidir. Yaşadığı dönemi kaydediyor, bu görsel tarihtir. Bir tarihçi eskiden harfleri anlatır, bir de kendi imajitasyon sebeplerini koyardı içine. Halbuki benim yaptığım iş gerçeğin kendisini tam olduğu gibi gösterir. Bunun şakası yoktur, bunun içinde imajinasyon yoktur. İmajinasyon olmadığı için sanat değildir diyorum. Senin bir katkın yok. Olan odur onu tespit ediyorsun. En doğru tarihi foto muhabirleri ve kameramanlar bırakır dünyaya.”

Ara Güler, 2018’in 17 Ekim günü 90 yaşında hayata veda etti. Ölümü hem Türkiye'de hem de dünya genelinde büyük yankı uyandırdı. Onun anısına birçok sergi düzenlendi, kitaplar yayımlandı. İstanbul’un sokakları, onun objektifinden çıkan karelerle bir kez daha hafızalara kazındı.

Ara Güler'in çekmiş olduğu fotoğrafların bazılarını şu linkten görebilirsiniz!