Ben balığı severim. Hem sofrada hem kültürde, Ege’nin denizlerinde yetişen bu mucizevi besinle büyüdüm. Ancak ne yazık ki ülkemizde balık sevgisi, benim neslimle sınırlı kalıyor gibi. Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye, aslında bir balık cenneti. İzmir’den Bodrum’a, Çeşme’den Marmaris’e kadar her koy, her liman, taze balığın ve deniz kültürünün bir parçasıdır. Ama istatistikler oldukça çarpıcı: Türkiye’de kişi başı yıllık balık tüketimi yalnızca 7,7 kilogram. Kıyıdaşlarımız Yunanistan, İtalya gibi Ege ülkelerinde bu rakamlar 20-25 kilogram civarında. Yani biz, kendi denizlerimizin nimetlerinden yeterince yararlanamıyoruz.

Geçtiğimiz günlerde İzmir’de başlatılan çok güzel bir projeyi öğrendim. İzmir Ticaret Odası bünyesindeki Balıkçılık Çalışma Komitesi, çocuklar için “Şahin Kaptan’ın Balıkçılık Dünyası” adlı bir kitap hazırladı. Ama bu sıradan bir çocuk kitabı değil. Kitap, 7-11 yaş grubunu hedef alıyor ve balığın denizden soframıza kadar uzanan yolculuğunu, sürdürülebilir balıkçılığı ve sağlıklı tüketimi eğlenceli ve görselle zenginleştirilmiş bir dille anlatıyor. Bulmacalar, boyama sayfaları, renkli görseller… Hepsi çocukların ilgisini çekecek şekilde düşünülmüş.

Bu projeyi çok anlamlı buldum, çünkü balık yeme alışkanlığı yalnızca bilinçle oluşur. Çocuklar küçük yaşta denizle, balıkla tanışmalı. Yoksa büyüdüklerinde sadece balık restoranlarında “sevmediğim şey” diyecek, tazecik levrek ve çipura onlardan uzak kalacak. Üstelik bu alışkanlık, sağlıklı yaşam için de kritik. Balık, Omega-3, yüksek protein, göz ve kalp sağlığı… Ama her şeyden önce çocuklarımızın kültür mirasına bir yatırım.

Ege bölgesinde balıkçılık sektörünün durumu da farklı değil. Türkiye’deki toplam su ürünleri üretiminin büyük kısmı Ege’den geliyor. İzmir, Balıkesir, Muğla kıyıları, doğal ve çiftlik balıkçılığı açısından ülkeye ciddi katkı sağlıyor. Ama tüketim alışkanlıkları maalesef üretimi takip etmiyor. Örneğin bir araştırmaya göre, 7-11 yaş grubundaki çocukların yarısından fazlası balığı yalnızca bayram veya özel yemeklerde tüketiyor. Düzenli bir balık öğünü, onlar için henüz bir kültür değil; daha çok popüler bir söylem. “Balık sağlıklı, ama sevmiyorum” diyen çocuk sayısı oldukça fazla.

Çocuklarda balık tüketiminin artması için sadece bilinçlendirmek yetmiyor; kültürel bağlar kurmak gerekiyor. Ben büyürken Ege sofralarında balık yemek, sadece beslenme değil bir ritüeldi. Babamın oltasıyla denize açılırdık, akşam sofrada yakaladığımız balık vardı. Bu deneyim, balığın değerini çocuk yaşta hissettirdi. İşte tam da bu noktada, “Şahin Kaptan’ın Balıkçılık Dünyası” gibi projeler devreye giriyor: Balığı yalnızca protein kaynağı olarak değil, kültürün ve geleneksel yaşamın bir parçası olarak anlatıyor.

Sürdürülebilir balıkçılık meselesi de burada öne çıkıyor. Denizlerimizi korumadan, çocuklarımıza sağlıklı balık bırakamayız. Kitapta bu konu da net bir şekilde işlenmiş. Kurallara uygun avcılık, çiftlik balıkçılığı ve doğal deniz kaynaklarının dengeli kullanımı, çocuklara ilk kez bu yaşta anlatılıyor. Bu sayede balığın sadece soframıza ulaşan bir ürün olmadığını, doğayla, emekle ve sorumlulukla ilişkili olduğunu öğreniyorlar.

Ege kıyılarında balıkçılık, yalnızca ekonomi değil, yaşam tarzı. Yunanistan, İtalya gibi kıyı Ege ülkelerinde kişi başı balık tüketimi 2-3 kat fazla. Bunun nedeni sadece ekonomik değil; kültür. Küçük yaşta ailelerin sofralarında balık olması, çocukların denizi tanıması, balığın önemini hissetmesi… Türkiye’de ise bu kültür kayboluyor. Halbuki denizlerimizin bolluğu ve çeşitliliği bu farkı kapatmaya yetebilir.

İzmir Ticaret Odası’nın yaptığı çalışma bana bir kez daha şunu hatırlattı: Kültür ve bilinç el ele gider. Çocuklarımıza balığı sevdirmek, onlara sağlıklı bir alışkanlık kazandırmak kadar, Ege’nin kültürel mirasını da aktarmak demek. Ben balığı severim ve istiyorum ki çocuklarımız da bu sevgiyi taşısın. Balık sadece Omega-3 kaynağı değil; denizimizi, kıyılarımızı, kültürümüzü temsil ediyor.

Son olarak şunu eklemek istiyorum: Bizim çocuklarımıza balık yeme alışkanlığı kazandırmamız, sadece sağlık için değil, gelecek için de bir yatırımdır. Eğer balık kültürünü kaybedersek, sofralarımızdan lezzeti ve denizlerimizden doğallığı eksilecek. “Şahin Kaptan’ın Balıkçılık Dünyası” gibi projeler işte tam bu noktada devreye giriyor. Çocuklar küçük yaşta öğrenir, sever ve büyürken kendi kültürlerinin bir parçası olarak benimser.

Ben balığı severim; umarım çocuklarımız da sever. Ve umarım bir gün kişi başı yıllık balık tüketimimiz yalnızca 7,7 kilogramla sınırlı kalmaz, Ege’nin nimetleri, sofralarımızın vazgeçilmezi olur.