Siyasetin giderek daha fazla bir statü alanı gibi görülmesi eminim sadece beni rahatsız etmiyordur. Çünkü siyasetin amacı bir makamdan çok daha üstün. Ülkelerin nasıl yönetileceği siyasetle belirleniyor. Yasalar siyasal tercihlerle şekilleniyor. Hatta bir ülkenin temel yönetim biçimini belirleyen anayasalar dönemlerin siyasi ve ideolojik koşullarının izlerini taşıyor.
Böylesine önemli bir alanın içinde insanın ilk derdi gerçekten “Neden ben yönetimde değilim?” olabilir mi? “Neden başkan olmadım?”, “Neden meclis üyesi değilim?”… Her toplulukta belirli sayıda yönetici, belirli sayıda meclis üyesi, belirli sayıda sorumluluk üstlenen insan olabilir. Bunun bir sınırı var. Herkesin başkan olması mümkün değil. Herkesin yönetimde yer alması da gerekmiyor.
Ama herkesin yapabileceği bir şey var. Bir insanın mesleki bilgisi, bir başkasının iletişim gücü, bir diğerinin zamanı, deneyimi ya da örgütleme yeteneği değer taşır. Kimi sahada çalışır, kimi insanlarla iletişim kurar, kimi bir toplantının düzenlenmesine katkı sağlar, kimi bir dosyanın takibini yapar, kimi hukuk bilgisiyle, kimi ekonomik konulara hâkimiyetiyle katkı sunar. Gençlerle çalışan, sorunları dinleyen, çözüm üretmeye çalışan… herkes bu sürecin bir parçasıdır.
Ama nedense zaman zaman bunların hepsinden daha değerli olanın bir makam olduğu düşünülüyor. Bir görev insanı değerli hale getirmez. Bir koltuk, oturan kişiye başka bir insan olma özelliği kazandırmaz. Görev geldiğinde de aynı insansın, görev bittiğinde de. Bugün başkan olabilirsin, yarın olmayabilirsin. Bugün meclis üyesi olabilirsin, yarın sıradan bir üye olarak devam edebilirsin. Sonunda geriye unvan değil, yaptıkların kalır.
Çünkü siyaset bir sosyalleşme kulübü olmamalı. Siyasete gerçekten ülke, kent, toplum ya da inandığın bir değer için giriyorsan, önüne gelen işi küçümsememelisin. Bazen en önemli iş, kürsüde konuşmak değil; kimsenin görmediği bir dosyanın peşinden gitmek. Bazen karar veren olmak değil, kararın doğru uygulanmasını sağlamak. Bazen isminin bir yerde yazması değil, yaptığın işin bir başkasının hayatını kolaylaştırması. Bir şeyin ucundan tutmak.
Üstüne üstlük siyaset çoğu zaman insanı rahatlatan bir alan değil. Aksine zaman zaman yorar, üzer, gerer, eleştirilere maruz bırakır. Kendi hayatından zaman ayırmanı, bazen hiç tanımadığın insanların sorunlarıyla ilgilenmeni gerektirir. Bütün bunlara rağmen oradaysan, bunun bir nedeni olmalı. O neden de bir makamdan daha büyük olmalı.
Bu yüzden siyasete gönüllü olarak giren herkesin kendisine zaman zaman şu soruyu sormasında fayda var:“Ben burada ne olmak istiyorum?” değil, “Ben burada ne yapmak istiyorum?” Aradaki fark küçük gibi görünebilir. Ama siyasetin anlamını değiştirecek kadar büyük.
Siyaset böyle bir anlayışla yapılsa, belki de her görevi kendisine yakıştıran, her makamı hak ettiğini düşünen anlayış da bu kadar güç kazanmazdı. Kendisini herkesten daha önemli, daha yetkin ya da vazgeçilmez gören bir anlayış yerine; bulunduğu yerde katkı sunmayı bilen insanlar çoğalırdı. Bir değere, bir ilkeye, bir dünya görüşüne dayanmadan sadece şartlara göre yön değiştiren savrulmalar da azalırdı. Aslında siyaseti anlamlı kılan şey de; bir duruşa sahip olmak.
Elbette biliyorum, siyaset bugün yalnızca sorumluluk almak için yapılmıyor. Makamın, görünür olmanın, çevre edinmenin, güç sahibi olmanın başka anlamlar taşıdığı bir dönemden geçiyoruz. Demokrasi kültürünün olmadığı yerde siyaset bir kişiye, bir gruba ya da bir makama bağlı oluyor. Ve siyaset zaman zaman fikirlerin değil, aidiyetlerin yarışına ve bir tür kabileciliğe dönüşüyor.
Ama böyle bir siyaset anlayışıyla hiçbir şeyi kurtaramayız. Algılarımız açık olmalı. Bir ülkeyi, bir kenti, bir toplumu değiştirmek istiyorsak önce siyasete bakışımızı değiştirmemiz gerekiyor. Bu yalnızca iyi bir siyasetçinin değil, iyi bir yurttaşın da sorumluluğu. Ülkeye daha fazla makam ve ünvan değil; işini ve görevini liyakatle yapan insan lazım.