Bir ülkenin ekonomisi büyüyorsa ilk bakışta her şey yolunda gidiyor gibi görünür. Gazetelerde
“ekonomi yüzde şu kadar büyüdü” haberleri çıkar, rakamlar açıklanır, grafikler yukarı yönlü
hareket eder. Fakat vatandaşın aklındaki asıl soru çoğu zaman şudur: “Madem ekonomi
büyüyor, neden benim hayatım aynı hızda düzelmiyor?”
İşte burada karşımıza önemli bir kavram çıkıyor: Doğru, dengeli ve kurallı büyüme.
Çünkü sadece büyümek her zaman yeterli değildir. Bir ağacın düşüncesizce her yöne uzaması
nasıl sağlıklı olduğu anlamına gelmiyorsa, ekonominin de sadece rakam olarak büyümesi tek
başına başarı anlamına gelmez. Asıl mesele; büyümenin nasıl gerçekleştiği, kimleri etkilediği
ve ne kadar sürdürülebilir olduğudur.
Mahalle arasında küçük bir esnaf düşünelim. İşleri iyi gidiyor ve satışları artıyor. Daha fazla
ürün getiriyor, yeni çalışanlar alıyor, dükkânı büyütüyor. İlk başta her şey güzel görünür. Ama
bu esnaf hesabını kitabını doğru yapmazsa, borçlarını kontrol etmezse, gelirinden fazla
harcama yaparsa bir süre sonra işler tersine dönebilir. Dışarıdan büyük görünen dükkânın
içinde ciddi sorunlar birikmeye başlayabilir.
Ülkeler için de durum çok farklı değildir.
Ekonomik büyüme bazen hızlı olabilir. İnşaatlar artar, tüketim yükselir, kredi kullanımı
çoğalır. İnsanlar harcama yapar, piyasalar hareketlenir. Fakat bu hareketlilik sağlam temeller
üzerine kurulmamışsa bir süre sonra faturası ağır olabilir.
Doğru büyüme, ekonominin üretim gücünü artırmasıdır.
Yani sadece para harcayarak değil, daha çok üreterek gelişmektir. Fabrikaların verimli
çalışması, teknolojinin gelişmesi, insanların daha iyi eğitim alması, yeni yatırımların yapılması
doğru büyümenin parçalarıdır.
Bir ülke sürekli tüketerek büyüyorsa bir noktadan sonra zorlanır. Çünkü tüketimin de bir sınırı
vardır. Ancak üretim arttıkça ekonomi kendi ayakları üzerinde daha sağlam durabilir.
Dengeli büyüme ise işin başka bir tarafıdır.
Bazen ekonomide bazı sektörler çok hızlı büyürken bazı alanlar geride kalabilir. Büyük
şehirler gelişirken küçük şehirler aynı fırsatları yakalayamayabilir. Gelir artışı bazı kesimlerde
hissedilirken diğer insanlar aynı rahatlamayı yaşayamayabilir.
İşte bu durumda büyüme rakamlarda vardır ama toplumun tamamında hissedilmez.
Bir sofrayı düşünelim. Masada on çeşit yemek var ama sadece birkaç kişi rahatça ulaşabiliyor.
Geri kalanlar ise masaya bakmakla yetiniyor. Teknik olarak yemek çoktur ama dağılım dengeli
değildir.
Ekonomik büyüme de böyledir.

Eğer büyümenin getirisi toplumun geniş kesimlerine yayılmıyorsa insanların aklında şu
düşünce oluşur:
“Birileri büyüyor ama biz büyümüyoruz.”
Bu düşünce zamanla ekonomik güveni de etkileyebilir.
Kurallı büyüme ise çoğu zaman en az konuşulan ama en önemli başlıklardan biridir.
Kurallar insanların ve yatırımcıların önünü görebilmesini sağlar. İnsanlar yarın neyle
karşılaşacağını bilirlerse daha rahat plan yaparlar.
Bir çiftçi düşünelim.
Tohum ekiyor ama hava koşulları her gün değişiyor. Bir gün yağmur yağıyor, ertesi gün aşırı
sıcak geliyor, sonra beklenmedik bir don olayı yaşanıyor. Böyle bir ortamda çiftçi gelecek
planı yapmakta zorlanır.
Ekonomi de benzer şekilde çalışır.
Kuralların sık değiştiği, kararların öngörülemediği ortamlarda yatırımcı beklemeye geçebilir.
İş insanları yeni yatırım kararlarını erteleyebilir. Vatandaşlar da geleceğe daha temkinli
yaklaşabilir.
Oysa kurallı sistemlerde insanlar şunu bilir:
“Bugün ne geçerliyse yarın da büyük ölçüde aynı çerçevede devam edecek.”
Bu güven duygusu ekonominin görünmeyen ama en değerli sermayelerinden biridir.
Çünkü ekonomi sadece para meselesi değildir.
Güven meselesidir.
Beklenti meselesidir.
İnsanların geleceğe bakışı meselesidir.
Bir ülkede insanlar çocuklarının daha iyi eğitim alacağına, iş bulacağına, emeğinin karşılığını
alacağına inanıyorsa ekonomik sistem daha güçlü hale gelir.
Bugün dünyada uzun süre başarı yakalayan ülkelere bakıldığında ortak bir özellik görülüyor:
Sadece büyümeye odaklanmamışlar.
Doğru büyümeyi, dengeli paylaşımı ve kurallı sistemi birlikte kurmaya çalışmışlar.
Çünkü çok hızlı büyümek bazen hızlı yorulmak anlamına da gelebilir.
Asıl önemli olan uzun yıllar boyunca sağlam yürüyebilmektir.
Ekonomide maraton koşucusu olmak, kısa mesafe koşucusu olmaktan çoğu zaman daha
değerlidir.

Vatandaşın da aslında beklentisi çok karmaşık değildir.
İnsanlar yüksek rakamlardan çok hayatlarında hissedebilecekleri değişimi görmek ister.
Alım gücünün artmasını, iş imkanlarının çoğalmasını, çocuklarının geleceğinden daha az kaygı
duymayı ister.
Doğru, dengeli ve kurallı büyümenin amacı da tam olarak budur.
Çünkü gerçek başarı yalnızca ekonominin büyümesi değil, toplumun birlikte
güçlenebilmesidir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]