Ülkemizde ekonomik açıdan yaşanan ve yıllardır önlenemeyen en büyük sorun enflasyondur. Bir ülkenin enflasyonu “orta enflasyon tuzağı”na dönüşürse, yıllarca süren bu enflasyon kendi kendini besler hâle gelir.
Zira enflasyonist ortamlarda insanlar güvenilir limanlar aradıkları için tasarruftan ziyade;
1. Ellerindeki paranın erimesinden korktuklarından daha fazla tüketime yönelir, böylece enflasyonun sürmesine ve/veya artmasına sebep olurlar.
2. Dövize yönelerek döviz kurlarındaki artışa, dolayısıyla maliyetlerin yükselmesine ve enflasyonun sürmesine veya artmasına yol açarlar.
3. Altına yönelmek suretiyle yatırıma gidecek tasarrufların etkisiz hâle gelmesine ve altın stokunun artmasına neden olurlar. Bu stok artışı, servet dağılımını bozduğu için bir kesimin tüketim talebinin artmasına ve enflasyonun yükselmesine yol açar.
Diğer taraftan, enflasyonun düşeceğine dair güven duygusunun eksikliği de TL cinsi tasarrufların bankacılık sisteminin dışına kaçmasına sebep olmaktadır.
TCMB’nin kontrol ettiği bankacılık sektöründeki TL mevduatlarının hacminin düşmesi, TCMB’nin etkisinin azaldığı bir ortam yaratır. Merkez Bankası politikalarının etkisi sınırlı kalır ve enflasyonla mücadele zorlaşır.
İşte bu ve benzeri sebeplerle ülkemizde yalnızca Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadelesi yeterli olmamaktadır.
Enflasyonla mücadelenin bir diğer yöntemi olan maliye politikasının yeterince uygulanmaması, yani bütçenin iyi yönetilmemesi, kayıt dışılık nedeniyle vergi toplanamaması ve piyasadaki fiyatlara yapılan müdahaleler (örneğin kira artışlarına yapılan müdahaleler) enflasyonun önünde büyük engellerdir.
Türkiye’de vergi gelirlerinin yaklaşık %66’sı dolaylı vergilerden oluştuğu için, dolaylı vergilerin oranının yüksek olması da enflasyonu artıran bir diğer faktördür. Çünkü dolaylı vergiler kazanç üzerinden değil, tüketim üzerinden alındıkları için tüketicinin aldığı ürüne zam olarak yansır.
Mesela, mazottaki ÖTV ve KDV uygulaması mazot fiyatının 55 TL’ye çıkmasına yol açmıştır. Oysa vergi tabanının artması, vergi gelirlerinin yükselmesini ve bütçenin dengeye gelmesini sağlayarak fiyat artışlarını önleyecek; böylece Merkez Bankası’nın işini de kolaylaştıracak ve faiz oranları düşecektir.
Diğer taraftan, enflasyonla mücadelede arz yönlü politikalar (yani üretim artışına yönelik politikalar) önemli bir yer tutar. Ancak arz yönlü politikalar yalnızca hizmetler, konut sektörü ve özel okullar için değil; özellikle sanayi sektörü ve tarım için çok önemlidir. Bunun için de yatırım yapılması gerekmektedir.
Ancak enflasyonun düşmesi ve tek haneli rakamlara gerilemesi için siyasal istikrarın sağlanması, hukukun üstünlüğünün tesis edilmesi ve liyakat sorununun mutlaka çözülmesi gerekmektedir.
Enflasyonla ilgili son söz:
Önemli olan ekonomik sıkıntı yaşayanların gelirlerini artırmak değil, enflasyonu tek haneli oranlara düşürmektir.