Bugünlerde asgari ücretin belirlenmesi gerekmektedir. Nitekim Asgari Ücret Tespit Komisyonu, ilk toplantısının ardından ikinci toplantısını 18 Aralık 2025 tarihinde gerçekleştirecektir. Bu toplantıda bir rakam belirlenmesi beklenmemektedir.
Bilindiği üzere TÜRK-İŞ, 15 kişilik komisyonda dengeli bir dağılım sağlanamadığını ve asgari ücretin işveren ile hükümet kanadı tarafından belirlendiğini belirtmiştir. Komisyonun yapısında bir düzenleme yapılıncaya kadar toplantılara katılmayacaklarını bildirmiş ve nitekim ilk toplantıya da katılmamıştır.
Malum olduğu üzere 15 kişiden oluşan komisyonda işveren, işçi ve hükümet temsilcileri beşer kişiyle yer almaktadır. Ancak işveren ve hükümet temsilcilerinin oylarıyla belirlenen asgari ücret, maalesef açlık sınırının altında kalmaya başlamıştır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da TİSK’in 29. Olağan Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, “Komisyon çalışmalarında işverenleri temsilen yer alan TİSK heyetinden ellerini taşın altına koymalarını bekliyorum.” ifadelerini kullanmıştır.
Artık ortalama ücret hâline gelen ve çalışanların yaklaşık yüzde 42’sini oluşturan asgari ücretliler, haklı olarak geçinemediklerini ifade ederken; işverenler ise maliyetleri karşılayamayacak durumda olduklarını belirtmektedir.
Yani çalışan, aldığı asgari ücret nedeniyle açlık sınırının altında yaşamakta; işveren ise yüksek maliyetlerden yakınmaktadır.
Gerçekten de işçinin eline geçen 22.104,67 TL’ye karşılık, asgari ücretin işverene maliyeti 30.621,48 TL’dir. Yaklaşık 8.500 TL devlete gitmektedir.
İşçi ücretlerinden yakınan özellikle tekstil ve giyim sanayicilerinin, tesislerini Mısır’a taşıdıkları bilinmektedir.
Bu açmazdan kurtulmak için ülkemizde sanayicinin katma değeri yüksek ürünler üretmesi, Ar-Ge çalışmalarına ağırlık vermesi, üretimini artırması, üniversitelerle iş birliği yapması ve teknoparklar - teknoloji geliştirme bölgelerinin kurulması şarttır.
Teknoparklara fazlasıyla ihtiyacımız vardır.
Nitekim 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu’nun 1. maddesinde kanunun amacı; üniversiteler, araştırma kurum ve kuruluşları ile üretim sektörlerinin iş birliği sağlanarak ülke sanayisinin uluslararası rekabet edebilir ve ihracata yönelik bir yapıya kavuşturulması olarak belirtilmiştir. Bu kapsamda teknolojik bilgi üretmek, ürün ve üretim yöntemlerinde yenilik geliştirmek, ürün kalitesini ve standardını yükseltmek, verimliliği artırmak, üretim maliyetlerini düşürmek, teknolojik bilgiyi ticarileştirmek, teknoloji yoğun üretim ve girişimciliği desteklemek, KOBİ’lerin ileri teknolojilere uyumunu sağlamak ve teknoloji transferine katkı sunmak olarak belirtilmiştir.
Bu bölgelerde faaliyet gösteren şirketler aynı zamanda çeşitli vergisel avantajlardan da yararlanmaktadır.
Üniversiteler, araştırma kurum ve kuruluşları ile üretim sektörleri arasındaki iş birliğine en iyi örneklerden biri, bölgemizde İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü ile kampüs içerisinde faaliyet gösteren şirketler arasında kurulan iş birlikleridir.
Ancak verimli işbirliği için üniversitelerin özerk olmaları önem arz etmektedir.