Türkiye, kadına ve çocuğa şiddet yüzyılını yaşıyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu verilerine göre, Türkiye’de 2024’ün ilk altı ayında 205 kadın erkekler tarafından öldürüldü ve 117 kadın şüpheli bir şekilde ölündü bulundu. Eylül sonuna gelirken öldürülen kadın sayısına 90 kişi daha eklenirken, 67 şüpheli ölüm de kayıtlara geçti.
Şuan bir toplumsal patlama içinde değiliz de neredeyiz? Yaşanan ölümlerin şekilleri gün geçtikçe vahşileşiyor. Ama buna katilin arkasındakini bir kitabı hedef gösteren gazeteci de çıkıyor. Kitabın ne suçu var? Ortaçağ karanlığına doğru hızla ilerliyoruz. Bence mantığımızı kaybettik. Biz ülke olarak bunu çözemiyoruz. Gün geçtikçe ilerleyeceğimize gün geçtikçe saçmalıyoruz. Rüyalarında insanlara iletişim kurdurmayı başaran insan beyni, bizim ülkemizde kadın-çocuk şiddetine karşı çok ciddi çuvallıyor.
Sineklerin Tanrısı (LordpfTheFiles) romanının yazarı William Goldings’ın 1983 yılında Nobel Edebiyat Ödülüne değer görülmesi İngilizleri çok rahatsız etmişti. Sineklerin Tanrısı kitabında insanı, içindeki kötülüğü ve kötülüğün toplumda nasıl olup da bulaşıcılığı yüksek bir salgın etkisi yarattığını anlatıyor yazar. Önümüzdeki dönemde Türk Edebiyatında da bu vahşi olayların daha çok konu olacağını öngördüğümü söylemeliyim. Beni bu şiddeti hangi yazarın nasıl yansıtacağı ve ülkemizdeki vahşetin hangi edebiyat ödüllerine değer görüleceği çok meraklandırıyor. Bu haberlerle sanırım en çok korkulan ülkeler listesinde hızla bir numarayı zorluyoruzdur. Artık biz bile içinde yaşarken korktuğumuz bir ülkeye sahibiz.
Eğitim ve yargı bozuldukça bizi iyi bir gelecek beklemiyor açık. Cezasızlık algısının etkilerini bilemiyorum, ancak umutsuzluk algısının beyinleri onarılamaz derecede hasarlı bıraktığına inanıyorum. Umutsuzluk, geleceğe dair kaygılar genç beyinlerimizi hasta birer birey haline getiriyor. Özellikle cemaatçilerin sayısının gün geçtikçe artışı da toplumun ruh sağlığını çok olumsuz etkiliyor. Sadece bir cemaate üye diye özel okullara bile müdür yapılan çapsız adamlar var. Bilim ve sanattan bağımsız inanç üzerine kurulu bu sistemler sağlıklı beyin yetiştiremezler ve maalesef inanılmaz derecede güçlü ve bağımlı bir cahillikle savunuluyorlar.
Geleceğe umutla bakabilen bir toplum elde etmek için öncelikle eğitim kalitesinin yükseltilmesi, çocuklara ilkokuldan itibaren felsefe derslerinin eklenmesi, sanatla içiçe bir eğitim anlayışının benimsemenin önemini vurgulamak istiyorum. İnançlar, dinler, cemaatler bu kadar hakim olmamalı. Gördüğümüz üzere inanç inanç dedikçe olmadı, vahşileştikçe vahşileştik. Ama günümüz Türkiye’sinde okul tuvaletlerini bile temizleyemiyoruz değil mi?
Eğitim eğitim eğitim diye bağırsak da inanç gereksinimi her zaman ağır basıyor toplumuzda. Artık bir korku filmi içinde canlı canlı yaşıyoruz. Hepimize kolay gelsin.