09 Eylül 2025 tarihinde açıklanan 2026-2028 dönemini kapsayan Orta Vadeli Programın (OVP) basın duyurusunda programın temel amaçları ve bu temel amaçlar doğrultusunda, para, maliye ve gelirler politikalarının eşgüdüm içerisinde ve hedef odaklı bir şekilde uygulanmasının kararlılıkla sürdürüleceği belirtilmiş ve Türkiye'nin dengeli, sürdürülebilir ve kapsayıcı büyüme hedeflerine ulaşması için ön koşul olan yapısal değişiklikleri hayata geçirecek temel politika alanları sayılmıştır.
Bu alanlardan ilki, makroekonomik ve finansal istikrarın kalıcı hale getirilmesidir.
Ancak,ülkemizde makroekonomik ve finansal istikrarın kalıcı hale getirilmesi ne kadar mümkündür?
Finansal istikrarın sağlanamadığı durumlarda ülke ekonomisinde ve toplumsal refahta olumsuzluklar doğar, onun için de makroekonomik istikrar için finansal istikrar şarttır. Para politikasının sonuç vermesi için de finansal istikrarın önemi büyüktür.
Örneğin, ülkemizde 2023 yılı Haziran ayına kadar düşük faiz politikası uygulanmış ve bunun sonucunda kurlar almış başını gitmiştir. TCMB 24 Eylül 2021’de %18 olan politika faizini, 24 Şubat 2023 tarihinde %8,5’a kadar düşürmüş, dolar kurunun 12,96 TL’den, 17,5 TL’ye yükselmesinin ardından döviz kurunu durdurmak amacıyla Kur Korumalı Mevduat (KKM) sistemine geçilmiştir. Ancak, ne var ki 28 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanı seçiminden sonra dolar kuru 20,8 TL’ye yükselmiştir. KKM’nin ülkemize maliyetinin ise 60 milyar dolar olduğu hesaplanmıştır.
Ardından ekonomide yönetim değişikliği gerçekleşmiş, 2023 yılı Haziran ayında işbaşı yapan ekonomi yönetimi politika faizini %8,5’den 22.03.2024’de %50’ye çıkarmış, bu arada da enflasyon %38,2’den %68,5’e yükselmiş ve Türkiye dünyada en yüksek enflasyon oranına sahip dördüncü ülke olmuştur.
İşte bu ve benzeri konjonktürü yaşayan bir ülkede finansal istikrardan söz etmek ve makroekonomik istikrardan, yani yurtiçi talep ve üretim, ödemeler dengesi, mali gelir ve harcamalar, tasarruf ve yatırımın dengede olmasından söz edebilir miyiz?
TCMB’nin faiz kararları tamamen hükümetin tekelinde olduğu için bu zikzaklar yaşanmaktadır. Oysa Amerika Merkez Bankası FED’in dün akşam (17 Eylül 2025 tarihinde) açıkladığı faiz kararı Trump’a rağmen beklentiler ve pek çok uzmanın görüşleri doğrultusunda 25 baz puan faiz indirimi şeklindeolmuştur.
Diğer taraftan makro ekonomik denge ve fiyat istikrarı için ülkedeki siyasi istikrarın sağlanması da çok önemlidir.
Ülkemizde 19 Mart 2025 ile 2 Eylül 2025 tarihlerinde yaşanan siyasi krizler hem biriktirilen döviz rezervlerin erimesine ve hem de politika faizinin yükseltilmesine, Borsa İstanbul’da kayba,hem de ülke risk priminin yükselmesine sebep olmuştur.
15 Eylül 2025 tarihinde ise güne sınırlı düşüşle başlayan Borsa İstanbul 100 endeksi, CHP’nin kapatılması davasının ertelenmesinin ardından gün sonunda %6,06 oranındaki yükselişle 11.000,26 puandan kapanmış,dolar ve euro değer kaybetmiş, bu sefer ülke risk primi düşmüştür.Oysa, 15 Eylül’de ülkede yapısal önemli ve olumlu bir gelişme olmamıştır.
Yaşanan bu volatiliteler fiyat ve ekonomik istikrar yönünden ne kadar sağlıklıdır?