Türkiye ekonomisinde gözler yeniden Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na (TCMB)
çevrildi. Merkez Bankası Para Politikası Kurulu, 10 Eylül 2026 Perşembe günü yılın önemli faiz
kararlarından birini açıklayacak. TCMB’nin resmi takvimine göre karar saat 14.00’te
duyurulacak.
Piyasaların temel sorusu ise oldukça açık: Merkez Bankası politika faizinde indirime gidecek
mi, yoksa yüzde 37 seviyesindeki mevcut oranı koruyacak mı?
Bugün itibarıyla ağırlıklı beklenti, faizin sabit tutulması yönünde. 26 banka ve aracı kurumun
katıldığı Matriks anketinde 20 ekonomist eylül toplantısına ilişkin tahmin verdi. Bunların 18’i
politika faizinin yüzde 37’de bırakılacağını, yalnızca 2 ekonomist ise 100 baz puanlık indirimle
faizin yüzde 36’ya çekileceğini öngördü. Aynı ankette yıl sonu politika faizi beklentisi yüzde
35 seviyesinde bulunuyor.
FAİZDE DÖRT TOPLANTILIK BEKLEYİŞ
TCMB, 2026 yılının başında politika faizinde 100 baz puanlık indirim yaparak oranı yüzde
38’den yüzde 37’ye çekmişti. Ancak mart, nisan, haziran ve temmuz toplantılarında faiz
değişikliğine gitmedi. Temmuz toplantısında politika faizi yüzde 37, gecelik borç verme faizi
yüzde 40, gecelik borçlanma faizi ise yüzde 35,5 olarak korundu.
Bu tablo, Merkez Bankası’nın faiz indirimleri konusunda aceleci davranmadığını gösteriyor.
Banka, enflasyonun kalıcı biçimde aşağı yönlü bir eğilime girmesini ve beklentilerin daha fazla
iyileşmesini bekliyor.
Dolayısıyla 10 Eylül toplantısında faiz indirimi yerine mevcut seviyenin korunması, piyasa
açısından sürpriz olmayacaktır.
ENFLASYON BELİRLEYİCİ OLACAK
Faiz kararının en önemli belirleyicisi yine enflasyon olacak. TCMB’nin temmuz toplantısı
sonrasında yayımladığı değerlendirmede, enflasyonun ana eğiliminin haziran ayında sınırlı
ölçüde gerilediği, ancak temmuz ayında geçici bir yükseliş görülebileceği belirtilmişti. Ayrıca
enerji fiyatlarında jeopolitik gelişmeler nedeniyle yeniden yükseliş eğilimi oluşmasının
enflasyon açısından risk oluşturduğu vurgulanmıştı.
Merkez Bankası açısından burada kritik nokta yalnızca aylık enflasyon rakamı değil.
Enflasyonun ana eğilimi, beklentiler, hizmet fiyatları, iç talep ve döviz kuru hareketleri birlikte
değerlendiriliyor.
Bu nedenle TCMB, tek bir olumlu enflasyon verisine bakarak faiz indirimine gitmek yerine
fiyat istikrarı açısından daha kalıcı bir iyileşme görmek isteyecektir.
KREDİLER VE VATANDAŞIN CEBİ
10 Eylül kararı yalnızca finans piyasalarını değil, vatandaşın günlük hayatını da yakından
ilgilendiriyor. Politika faizinin yüksek kalması, kredi faizlerinin de yüksek seyretmesine neden
oluyor. Konut, taşıt ve ihtiyaç kredilerinde maliyetlerin düşmesi için piyasaların daha düşük
faiz ortamına ihtiyacı bulunuyor.
Öte yandan faizlerin hızlı biçimde düşürülmesi durumunda kredi talebinin yeniden
canlanması, iç talebin güçlenmesi ve bunun enflasyon üzerinde yeni baskılar oluşturması
ihtimali de bulunuyor.
Merkez Bankası bu nedenle iki hedef arasında denge kurmaya çalışıyor: Bir tarafta ekonomik
aktivitenin desteklenmesi, diğer tarafta enflasyonla mücadelenin kesintiye uğramaması.
İŞ DÜNYASI İNDİRİM BEKLİYOR
Üretim yapan şirketler açısından faiz kararı ayrı bir önem taşıyor. Yüksek finansman
maliyetleri özellikle KOBİ’lerin işletme sermayesi ihtiyacını artırırken yatırım kararlarını da
zorlaştırıyor.
Sanayici açısından kredi faizlerinin düşmesi, yeni yatırım yapmak, makine ve ekipman almak,
kapasite artırmak ve istihdam oluşturmak açısından önemli bir avantaj sağlayabilir.
Ancak faiz indirimlerinin kalıcı olabilmesi için enflasyonun da kalıcı biçimde düşmesi
gerekiyor. Aksi halde finansman maliyetlerindeki kısa süreli rahatlama, daha yüksek fiyat
artışlarıyla yeniden dengelenebilir.
DÖVİZ KURU DA YAKINDAN İZLENECEK
10 Eylül kararının bir başka önemli sonucu döviz piyasasında görülebilir. Faiz indiriminin
beklentilerin üzerinde olması, Türk lirası varlıkların cazibesini etkileyebilir. Buna karşılık
faizlerin sabit tutulması, Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadelede temkinli duruşunu
sürdürdüğü mesajını verebilir.
Özellikle küresel piyasalarda enerji fiyatlarının, jeopolitik gelişmelerin ve sermaye
hareketlerinin yüksek oynaklık gösterdiği bir dönemde TCMB’nin temkinli davranması
şaşırtıcı olmayacaktır.
Merkez Bankası da son toplantı özetinde enerji fiyatları, tedarik zincirleri ve taşıma
maliyetlerine ilişkin belirsizliklerin devam ettiğine dikkat çekti. Ayrıca enflasyon üzerindeki
yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşun sürdürüleceğini açıkladı.
PİYASANIN BEKLENTİSİ: YÜZDE 37
Bugünkü veriler ışığında 10 Eylül toplantısında en güçlü senaryo, politika faizinin yüzde 37’de
sabit tutulması olarak öne çıkıyor.
Ancak piyasalar yalnızca faiz oranına bakmayacak. Karar metnindeki ifadeler de en az faiz
oranı kadar önemli olacak. Eğer TCMB enflasyon konusunda daha olumlu bir değerlendirme
yapar ve gelecekte faiz indirimlerinin önünü açan ifadeler kullanırsa piyasalarda “indirim
süreci yaklaşıyor” algısı oluşabilir.
Buna karşılık enflasyon risklerine, enerji fiyatlarına, kur hareketlerine ve beklentilere yönelik
daha sert ifadeler kullanılması, faiz indirimlerinin daha ileri bir tarihe bırakılabileceği şeklinde
yorumlanabilir.
SONUÇ: ACELE YOK, VERİLER İZLENECEK
10 Eylül TCMB toplantısının ana mesajının “bekle-gör” politikası olması ihtimali yüksek
görünüyor. Piyasa beklentileri de ağırlıklı olarak yüzde 37’lik politika faizinin korunacağı
yönünde.
Merkez Bankası açısından asıl mesele yalnızca faiz oranını düşürmek değil, faiz indirimlerinin
sürdürülebilir bir dezenflasyon süreciyle birlikte gerçekleşmesini sağlamak.
Türkiye ekonomisinin önümüzdeki dönemde ihtiyacı olan şey; enflasyonun düşmesi,
finansman maliyetlerinin gerilemesi, üretimin güçlenmesi, yatırımların yeniden hız kazanması
ve Türk lirasına güvenin artmasıdır.
Bu nedenle 10 Eylül’de alınacak karar, tek başına bir faiz kararı olmaktan çok, para
politikasının önümüzdeki aylardaki yönüne ilişkin önemli bir işaret olacaktır. Şimdilik
piyasaların ağırlıklı beklentisi değişmedi: TCMB’nin 10 Eylül’de politika faizini yüzde 37’de
sabit tutması bekleniyor.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]