“Yıldönümü öncesi İlk Yazı”

Şehr-i İzmir ne fırtınalar gördü ne badireler atlattı, ne isimler eskitti. Ama böylesi bir "akıl tutulmasına," böylesi bir "kendi kendini imha sürecine" ilk kez şahitlik ediyoruz.

31 Mart akşamı sandıktan çıkan irade, İzmir’e hizmet, dertlere derman beklerken; biz bugün belediye koridorlarında yankılanan kavga seslerini, "ben yaptım oldu" kibrini ve liyakatin cenaze namazını konuşuyoruz.

Sayın Cemil Tugay, koltuğa oturduğu günden beri adeta "etrafındakilerle nasıl bozuşurum," "İzmirliyi nasıl canından bezdiririm" mesaisi harcıyor.

Önce memurlar, sonra işçiler, nihayetinde tüm çalışanlar...

Bir belediye başkanı, kendi personeline, kendi halkına karşı takındığı bu "insani olmayan" tutumla, bu tepeden bakmacı tavırla nereye varmayı hedefliyor?

Çalışanını mutsuz eden, personeline yukarıdan bakan, her eleştiriyi düşmanlık sayan bir zihniyetin bu kente verebileceği tek şey kaos ve gerilemedir. Ve o sürece girdik!

Çalışana Zulüm, Sendikaya Pranga!

Hafızamızı tazeleyelim:

Daha koltuğu ısıtmadan binlerce işçiyi kapı önüne koyma tehditleri savuran, yılların emeğine göz diken kimdi? 23 bin işçiyi greve zorlayıp, sonra da Kordon’da "temizlik şovu" yaparak o insanların alın terini, hak arayışını siyasi şov malzemesi yapan kimdi?

Bakın, vicdan sahibi her İzmirli bilir; o sıcak Haziran günlerinde İzmir çöp dağlarına teslim edilirken, Sayın Tugay masada uzlaşmak, işçinin hakkını vermek yerine "sendika aklını başına toplasın" diye parmak sallıyordu. Çalışanına "ya temizlikte çalışırsınız ya da kapı orada" diyerek mobbingin, baskının dik alasını uygulayan, yılların emeğini "makul değil" diyerek bir kalemde silip atan bu anlayış, hangi demokratik, hangi halkçı değerle bağdaşır? İnsanları işinden, ekmeğinden edip, sendikal özgürlükleri prangalayıp sonra da ekranlarda sahte gözyaşı dökmek, İzmirli’nin ferasetiyle alay etmektir!

İl Başkanı mı, Yoksa Halka, Basına “ayar memuru mu”?

Tabii bu tablonun bir de siyasi ayağı var.

Sayın Tugay’ın bürokratlığından CHP İl Başkanlığı’na "transfer olan" Çağatay Güç...

Bilgi, donanım ve "ilmi siyaset" hak getire!

İzmir bilincinden yoksun, kültürden uzak bir yaklaşımla, gazetecilere "gazetecilik öğretmeye" kalkacak kadar hadsizleşen bir profil. Eleştiri kabul etmeyen, tepeden bakan bu üslup, CHP’nin İzmir’deki demokratik kalesine dinamit üzerine dinamit koymaktadır.

"Havuz" Denen Faşizan Yöntem ve 31 Mart Darbesi mi?

Onca yıllık emek, birikim, tecrübe...

Hepsi bir kenara itildi. Sayın Tugay, yanına aldığı “okul arkadaşlarının" bazılarının kişisel hırslarıyla, intikam duygularıyla, cehalet kokan yalan dolu raporlarıyla kaç liyakatli çalışanı ekmeğinden etti, sürgüne yolladı haberiniz var mı?

"Havuz" adı altında icat edilen o ucube sistem, resmen faşizan bir baskı yöntemine dönüştürüldü. Liyakatli, tecrübeli işçiyi o havuza atıp atıl bırakmak, ruhunu, onurunu sindirmek değil de nedir?

İktidarı her fırsatta "darbeci" olmakla eleştiren CHP'nin, İzmir'de Cemil Tugay eliyle bizzat kendi partilisine, kendi halkına yaptığına ne demeli?

Bu resmen bir "31 Mart Darbesi" değil midir? Kendi çalışanını sindiren, sendikaları dize getirmeye çalışan, "ya benim dediğim ya hiç" diyen bir zihniyetin demokrasiyle ne ilgisi kalır? Yazık olmuyor mu bu güzel İzmir’e, bu Cumhuriyet'in kalesine? Soruyorum size; son 3 yılda İzmir'de taş üzerine hangi taş, bu yönetimin "özgün iradesiyle" kondu? Ortada sadece enkaz edebiyatı, bitmeyen bir "mağduriyet" senaryosu ve koca bir hiç var.

Kendi Medyasını Kurma Sevdası ve "Basın Şeyleri" Ayıbı

Çalışanlarını sindirme hamlelerinden sonra şimdi de tarihin ancak “darbe dönemlerinde” kaydettiği “basını sindirme, itibarsızlaştırma” hamleleri başladı.

Sayın Başkan’ın şimdi bir de "seçilmiş medya" rüyası var. Sadece kendini öven, hatasını yazmayan, "padişahım çok yaşa" diyecek bir koro kurma peşinde. Demokrasiyi "benden olan ve olmayan" diye ikiye ayırmak, özgür basını susturmaya çalışmak İzmir gibi bir hürriyet şehrine yakışır mı? Özellikle İzmir Gazeteciler Cemiyeti yönetiminin, cemiyetin şanblı geçmişine yakışmayacak biatçı yaklaşımı sayesinde Cemil Tugay ve ekibi, sadece “maddi desteklerle” safına “medyacı” çekiyor net olarak. Zaten İzmir medyasında var olan “birlikte olamama” hastalığını da fırsat bilen “mevcut irade” akla ziyan adımları atmakta sorun görmüyor.

Hele o meclis kürsüsünden sarf edilen, tarihe bir utanç vesikası olarak geçecek "basın şeyleri" ifadesi...

Bu ifade, sadece “dil sürçmesi” değil, bir anlayın tezahürü ve sadece gazetecilere değil, halkın haber alma özgürlüğüne de atılmış kaba bir tokattır.

İzmir basını, sizin kapı kulunuz, sizin emir eriniz değil, bu şehrin vicdanı, bu halkın sesidir!

2029 Sandığı Yaklaşıyor Muhterem Tugay!

Sıkıştıkça "belediyeyi karalıyorlar" diye mağdur edebiyatı yapmak, suçu başkalarına atmak artık bayatladı Sayın Tugay. İzmirli yemiyor bunları! Şehri yönetmek kavga etmek, kutuplaştırmak değil, barıştırmak, birleştirmektir. Ekip kurmak, arkadaşını, eşini-dostunu işe almak değil, liyakatli olanı, ehil olanı göreve getirmektir.

Unutulmasın: İzmirli vefalıdır ama keriz değildir.

Bugün omuz silktiğiniz, hakir gördüğünüz o işçiler, "basın şeyi" dediğiniz o kalemler, sürgün ettiğiniz o liyakatli bürokratlar, canından bezdirdiğiniz o esnaf...

Hepsi 2029’da o sandığın başında olacak. Siz bugün "bizimkiler" diyerek kurduğunuz o dar, liyakatsiz kadroyla, o "ithal edepsiz koordinatörlerle" saltanat sürdüğünüzü sanın; 2029 Mart’ı geldiğinde İzmir halkı, bu "koordinatörlü," "mobbingci," "kibirli," "İzmir’i geriye götüren" dönemin faturasını önünüze koyacaktır.

Açık ve net söylüyorum: İzmir bu ekiplerle, bu kibirle ve bu "ben bilirim" cehaletiyle biter! Yol yakınken bu yanlıştan dönülmezse, tarih sizi İzmir’i ayağa kaldıran değil, İzmir’i yoran kadrolar olarak yazacak.

İzmir bitmez, bitirir!..