Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Türkiye ekonomisiyle ilgili son
değerlendirmesini açıkladı. Açıklamaya göre Türkiye'nin uzun vadeli kredi notu ''BB''
seviyesinde bırakıldı. Not görünümü ise ''durağan'' olarak korundu. İlk bakışta bu haber
teknik ve sadece ekonomistleri ilgilendiriyormuş gibi görünebilir. Oysa bu karar, çarşıdaki
esnafı da sanayiciyi de emekliyi de ev almak isteyen vatandaşı da yakından ilgilendiriyor.
Peki kredi notu ne demek?
Bunu en basit şekilde şöyle anlatabiliriz. Bir kişi bankaya kredi almak için gittiğinde banka
önce onun ödeme alışkanlıklarına bakar. Borcunu zamanında ödüyor mu? Geliri yeterli mi?
Güvenilir mi? Eğer güven veriyorsa daha düşük faizle kredi alabilir.
Ülkeler için de durum aynıdır.
Uluslararası yatırımcılar bir ülkeye yatırım yapmadan önce o ülkenin ekonomik durumuna
bakar. Kredi derecelendirme kuruluşları da bu konuda bir çeşit ''karne'' hazırlar. İşte Fitch'in
açıkladığı not da Türkiye'nin ekonomik karnesinin önemli bir göstergesidir.
''BB'' notu yatırım yapılabilir seviyenin altında bulunuyor. Ancak notun düşmemesi de
önemlidir. Çünkü bu, ekonomide yeni bir bozulma beklenmediği anlamına geliyor.
Daha da önemlisi, not görünümünün ''durağan'' olarak korunmasıdır. Bu ifade, kısa vadede
kredi notunun aşağı ya da yukarı yönlü değişme ihtimalinin düşük görüldüğünü gösteriyor.
Elbette herkesin aklındaki soru şu:
Bu karar vatandaşın cebine nasıl yansıyacak?
Aslında dolaylı etkileri oldukça büyük.
Bir ülkenin kredi notu yükseldikçe dışarıdan daha uygun maliyetle borç bulması kolaylaşır.
Şirketler daha düşük faizle finansman sağlayabilir. Yeni yatırımlar artabilir. Üretim çoğalabilir.
İstihdam güçlenebilir.
Kredi notunun düşük olması ise tam tersine borçlanma maliyetlerini artırır. Bu da hem devlet
hem özel sektör açısından daha pahalı finansman anlamına gelir.
Fitch'in raporunda dikkat çeken bir başka konu ise büyüme tahminleri oldu.
Kuruluş, Türkiye ekonomisinin 2026 yılında yüzde 2,8, gelecek yıl ise yüzde 4,4 büyümesini
bekliyor.
Bu rakamlar ekonominin tamamen durmadığını, ancak kontrollü bir büyüme dönemine
girdiğini gösteriyor.
Son iki yıldır uygulanan sıkı para politikalarının temel amacı enflasyonu düşürmekti. Faizlerin
yüksek tutulması, kredi kullanımının yavaşlaması ve iç talebin dengelenmesi büyüme hızını
bir miktar düşürüyor.
Bu durum bazen vatandaş tarafından olumsuz algılanabiliyor.
Çünkü ekonomik büyüme yavaşlayınca satışlar azalabiliyor, yatırımlar ertelenebiliyor ve bazı
sektörlerde işler eski canlılığını kaybedebiliyor.
Ancak ekonomide bazen kısa vadeli fedakârlıklar uzun vadeli kazançlar sağlayabiliyor.
Doktorun verdiği acı ilacı içmeden hastalığın iyileşmemesi gibi...
En çok dikkat çeken başlıklardan biri ise enflasyon tahmini oldu.
Fitch, enflasyonun 2026 sonunda yüzde 29,5 seviyesine gerilemesini bekliyor.
Bu tahmin önemli çünkü yıllardır Türkiye'nin en büyük ekonomik sorunu yüksek enflasyon
oldu.
Enflasyon yalnızca fiyatların artması değildir.
Asıl sorun, maaşların aynı hızda artmamasıdır.
Markette aynı ürün geçen yılın iki katına çıkarken maaş aynı oranda yükselmiyorsa
vatandaşın alım gücü düşer.
İşte insanların en çok hissettiği ekonomik sıkıntı da budur.
Eğer enflasyon gerçekten düşmeye devam ederse fiyat artışlarının hızı yavaşlayacaktır.
Bu da hem vatandaş hem de iş dünyası açısından daha öngörülebilir bir ekonomik ortam
oluşturacaktır.
Ancak burada önemli bir ayrıntı bulunuyor.
Enflasyonun düşmesi fiyatların gerilemesi anlamına gelmez.
Sadece zamların eskisi kadar hızlı yapılmaması anlamına gelir.
Vatandaşın gerçek anlamda rahatlayabilmesi için ücretlerin de alım gücünü artıracak şekilde
yükselmesi gerekiyor.
Bugün birçok aile hâlâ kira, gıda, eğitim ve sağlık harcamalarını karşılamakta zorlanıyor.
Bu nedenle enflasyon rakamlarının düşmesi kadar, bunun günlük hayata yansıması da büyük
önem taşıyor.
Fitch'in değerlendirmesi aynı zamanda Türkiye ekonomisine duyulan güven açısından da
dikkat çekici.
Son yıllarda ekonomi yönetiminde uygulanan daha öngörülebilir politikalar, mali disiplin ve
enflasyonla mücadele uluslararası kuruluşlar tarafından yakından izleniyor.
Yatırımcılar sadece bugünkü tabloya değil, gelecekte nasıl bir ekonomi yönetimi olacağına da
bakıyor.
Kuralların değişmediği, hukukun güçlü olduğu, mali disiplinin korunduğu ve enflasyonun
kontrol altında tutulduğu ülkeler yatırım açısından daha cazip görülüyor.
Türkiye'nin de bu güveni artırması, kredi notunun ilerleyen dönemlerde yükselmesinin
önünü açabilir.
Elbette tek başına kredi notu yükselince bütün sorunlar çözülmeyecek.
Vatandaşın beklentisi çok daha somut.
Daha fazla iş imkânı...
Daha yüksek alım gücü...
Daha düşük enflasyon...
Daha uygun kredi faizleri...
Daha rahat geçinilebilen bir hayat...
Ekonomik başarı, sadece raporlarda yazan rakamlarla ölçülmez.
Asıl başarı, pazara çıkan vatandaşın fileyi daha rahat doldurabilmesi, gençlerin umutla iş
bulabilmesi, emeklinin ay sonunu düşünmeden yaşayabilmesi ve üreticinin geleceğe güvenle
yatırım yapabilmesidir.
Fitch'in son değerlendirmesi Türkiye ekonomisinin tamamen olumsuz bir tabloda olmadığını
gösteriyor. Ancak bu aynı zamanda yapılması gereken çok iş bulunduğunu da hatırlatıyor.
Ekonomide güven kolay kazanılmıyor.
Ama doğru politikalar kararlılıkla sürdürüldüğünde hem yatırımcıların hem de vatandaşın
güveni zamanla artabiliyor.
Önümüzdeki dönemde en önemli sınav; enflasyonu kalıcı olarak düşürürken üretimi, yatırımı
ve istihdamı da güçlendirebilmek olacak.
İşte gerçek ekonomik başarı hem rakamların düzelmesi hem de bu iyileşmenin vatandaşın
mutfağına, cebine ve yaşam kalitesine hissedilir şekilde yansımasıyla mümkün olacaktır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]