Türkiye'de işsizlik temmuz ayında yeniden yükseldi. Hane halkı İşgücü Araştırması'nın
sonuçlarına göre, mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı 2026 yılı temmuz ayında yüzde
8,1'e çıktı. Bir önceki ay yüzde 7,6 olan işsizlik oranındaki 0,5 puanlık artış, ilk bakışta küçük
gibi görünebilir. Ancak rakamların arkasına bakıldığında iş piyasasında dikkat edilmesi
gereken daha geniş bir tablo ortaya çıkıyor.
Temmuz ayında işsiz sayısı bir ayda 150 bin kişi artarak 2 milyon 860 bine ulaştı. Buna karşılık
istihdam edilen kişi sayısı 388 bin azaldı. Yani yüz binlerce kişi çalıştığı işi kaybetti veya
istihdam dışına çıktı. İşgücüne katılanların toplam sayısı da azaldı. Bu tablo, Türkiye'de
sadece işsizliğin değil, çalışma hayatının genel olarak zayıfladığına işaret ediyor.
Resmi işsizlik oranının yüzde 8,1 olması elbette önemli bir gösterge. Ancak vatandaşın
sokakta, evde ve iş ararken yaşadığı gerçek tabloyu anlamak için sadece bu orana bakmak
yeterli değil. Çünkü iş aramaktan vazgeçenler, daha fazla çalışmak istediği halde yeterli süre
çalışamayanlar ve çalışmaya hazır olduğu halde çeşitli nedenlerle işgücüne katılamayanlar da
ekonomik sıkıntının bir parçası.
Bu nedenle temmuz ayının belki de en dikkat çekici rakamı, atıl işgücü oranının yüzde 30,6'ya
çıkması oldu. Bir önceki aya göre 1,8 puanlık artış yaşandı. Başka bir ifadeyle, Türkiye'de
çalışma çağındaki insanların önemli bir bölümü ya işsiz ya yeterince çalışamıyor ya da
çalışmak istediği halde iş piyasasının dışında kalıyor.
Bu rakam, ekonomik hayatın vatandaş açısından resmi işsizlik oranının gösterdiğinden daha
zor olduğunu ortaya koyuyor.
388 Bin Kişilik İstihdam Kaybı
Temmuz ayında istihdam edilenlerin sayısı 388 bin kişi azalarak 32 milyon 362 bine düştü.
İstihdam oranı da yüzde 48,9'dan yüzde 48,3'e geriledi.
Bu düşüşün anlamı oldukça açık: Daha az insan çalışıyor.
Bir ekonomide istihdamın azalması sadece işsiz kalan kişiler açısından sorun yaratmaz. Aynı
zamanda hanelerin gelirini, tüketimi, tasarrufu ve genel ekonomik güveni de etkiler. Bir
kişinin işini kaybetmesi, çoğu zaman sadece bir kişinin gelir kaybı anlamına gelmez.
Türkiye'de birçok hanede tek kişinin geliri bütün ailenin geçimini doğrudan etkileyebiliyor.
Bu nedenle iş piyasasındaki gelişmeleri sadece istatistik olarak görmek doğru olmaz. İşsizliğin
artması, ev bütçelerindeki sıkıntının büyümesi anlamına da geliyor.
Temmuz verilerinde dikkat çeken bir başka nokta ise kadınların işgücü piyasasındaki
durumudur. Kadınlarda işsizlik oranı yüzde 10,6 olarak gerçekleşirken, erkeklerde bu oran
yüzde 6,8 oldu.

Kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 35,2 seviyesinde kaldı. Erkeklerde ise bu oran yüzde
70,3.
Aradaki fark, Türkiye'nin uzun yıllardır çözmekte zorlandığı yapısal sorunlardan birini
gösteriyor. Kadınların çalışma hayatına katılımının düşük olması, sadece sosyal bir mesele
değil, aynı zamanda ekonomik bir kayıptır. Eğitim almış, çalışabilecek durumda olan
milyonlarca kadının ekonomik hayatın dışında kalması, ülkenin üretim kapasitesinin de tam
olarak kullanılamaması anlamına geliyor.
Gençlerde Alarm Veren Artış
Temmuz ayının en dikkat çekici gelişmelerinden biri de genç işsizliğinde yaşandı. 15-24 yaş
grubunda işsizlik oranı bir önceki aya göre 1,5 puan artarak yüzde 14,5'e çıktı.
Ancak kadın gençlerde tablo çok daha ağır. Genç kadınlarda işsizlik oranı yüzde 20,3'e ulaştı.
Yani yaklaşık her beş genç kadından biri iş aradığı halde iş bulamıyor.
Genç işsizliği sadece bugünün ekonomik sorunu değildir. Uzun süre iş bulamayan gençler
zamanla iş aramaktan vazgeçebiliyor. Mesleki becerilerini kaybedebiliyor veya aldıkları
eğitimin dışında işlerde çalışmak zorunda kalabiliyor.
Bir başka önemli sonuç ise nitelikli gençlerin yurt dışına yönelmesidir. Kendi ülkesinde
geleceğini göremeyen, eğitimine uygun iş bulamayan veya yeterli gelir elde edemeyen
gençler başka ülkelerde fırsat aramaya başlıyor.
Bir ülke için genç nüfus büyük bir avantajdır. Ancak bu gençlere eğitimlerine uygun iş imkânı
sunulamazsa, avantaj zamanla ekonomik ve sosyal bir probleme dönüşebilir.
İş Aramaktan Vazgeçenler de Var
Temmuz ayında işgücüne katılım oranı yüzde 52,5'e geriledi. İşgücüne katılanların sayısı bir
ayda 238 bin kişi azaldı.
Bu durum özellikle dikkatle değerlendirilmelidir. Çünkü işgücüne katılmayan bir kişi, resmi
işsizlik hesabında işsiz olarak görünmeyebilir. İş bulma umudunu kaybeden veya çeşitli
nedenlerle iş aramayı bırakan kişiler, resmi işsizlik oranını olduğundan daha düşük
gösterebilir.
İşte bu nedenle yüzde 8,1'lik işsizlik oranı tek başına yeterli bir tablo sunmuyor. Atıl
işgücünün yüzde 30,6'ya ulaşması, çalışma hayatındaki gerçek sorunun çok daha geniş
olduğunu gösteriyor.
Temmuz ayında haftalık ortalama fiili çalışma süresinin de 0,4 saat azalarak 42 saate
düşmesi, ekonomik faaliyetlerdeki yavaşlamanın iş piyasasına yansıdığı şeklinde
yorumlanabilir.
Rakamların Ötesindeki Gerçek

Türkiye'de işsizlik meselesi artık sadece "kaç kişi işsiz?" sorusuyla açıklanabilecek bir konu
değil. Asıl soru, insanların kaçının düzenli, güvenceli ve geçinebileceği bir gelir sağlayan işe
sahip olduğudur.
Bir kişi haftada birkaç saat çalışıyor olabilir ama geçimini sağlayacak gelire sahip olmayabilir.
Bir başka kişi iş aramaktan vazgeçtiği için resmi işsiz sayılmayabilir. Üniversite mezunu bir
genç, eğitimine uygun olmayan bir işte düşük ücretle çalışıyor olabilir.
Bu nedenle Türkiye'nin işgücü piyasasına daha geniş bir pencereden bakması gerekiyor.
Temmuz verileri, işsizliğin yeniden yükseldiğini, istihdamın önemli ölçüde azaldığını ve
özellikle gençler ile kadınlar açısından sorunların devam ettiğini gösteriyor. Atıl işgücünün
yüzde 30'un üzerine çıkması ise ekonomideki en önemli uyarı işaretlerinden biri olarak
görülmeli.
Ekonomide kalıcı bir iyileşme için sadece enflasyonun düşmesi veya büyüme rakamlarının
artması yeterli olmayacak. Vatandaşın günlük hayatında gerçek bir rahatlama hissedebilmesi
için üretimin, yatırımın ve en önemlisi nitelikli istihdamın artması gerekiyor.
Çünkü güçlü bir ekonomi, sadece büyüyen rakamlarla değil; iş bulan, gelir elde eden ve
geleceğe güvenle bakabilen insanlarla ölçülür.
Kaynak: TÜİK
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]