Orta Doğu’daki son krizin ana aktörlerinden biri olan İran İslam Cumhuriyeti hem bölgesel
hem de küresel aktörlerle yürüttüğü müzakere süreçlerinde kendi ulusal çıkarlarını korumaya
büyük özen gösteriyor. Özellikle ABD ve Batı ile yürütülen müzakerelerde Tahran’ın
koşulları, yalnızca nükleer meseleleri değil askeri, ekonomik ve stratejik hedefleri de
içeriyor.
Son haftalarda iki taraf arasında yürütülen diplomasi, zaman zaman ateşkes haberleriyle
gündeme gelmiş olsa da birçok gözlemci görüşmelerin hâlâ derin çelişkilerle dolu olduğunu
belirtiyor. Geçici bir ateşkes sağlanmış olsa bile bu durum, kalıcı bir siyasi çözüm için gereken
koşulların bütününü ortadan kaldırmış değil.
Tahran’ın Temel Talepleri
İran’ın müzakere masasına otururken ortaya koyduğu koşulların merkezinde askeri
gerilimlerin sona erdirilmesi duruyor. Reuters’e göre bir İran yetkilisi, Tahran’ın ABD’nin
saldırılarını tamamen durdurmasını ve tekrarlanmayacağına dair bağlayıcı güvence
vermesini temel ön koşul olarak koyduğunu söyledi. Ayrıca İran, geçici ateşkesten ziyade
kalıcı bir barış anlaşması talep ediyor.
Bu çerçevede İran’ın ileri sürdüğü bir diğer şart, Hürmüz Boğazı üzerinde egemenlik iddiası
ve geçiş ücretleri hakkındaki talepler. Tahran, stratejik öneme sahip bu su yolunu kendi
kontrolü altında tutmayı ve gemilerden geçiş ücreti almayı müzakere masasında açıkça dile
getiriyor. Bu talep, küresel enerji piyasaları üzerinde doğrudan bir etki yaratma potansiyeline
sahip.
Kısacası İran, sadece askeri saldırıların durmasını değil aynı zamanda siyasi-sosyoekonomik
taleplerini de masaya koyuyor; bunların başında gelir kaybı ve zarar gören altyapı için
tazminat sağlanması geliyor. Bu talepler Washington için kabul edilmesi zor maddeler olarak
değerlendiriliyor.
Nükleer Program ve Yaptırımlar
Müzakerelerin bir diğer merkezi konusu İran’ın nükleer programı. Tahran yönetimi, nükleer
zenginleştirme faaliyetlerinin “barışçıl” olduğunu ve nükleer silah peşinde olmadığını sık sık
vurguluyor. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin nükleer silah arayışında
olmadığını belirterek bunu doğrulamaya hazır olduklarını söylemişti.
Bununla birlikte, İran’ın bu pozisyonu, uluslararası toplum ve özellikle ABD açısından kabul
edilmesi kolay bir garanti değil. İran’ın uranyum zenginleştirme hakkının korunması
konusundaki talebi, Washington’un “zenginleştirme faaliyetinin sınırlandırılması”
beklentisiyle çelişiyor. Bu çelişki, önceki müzakere turları boyunca defalarca kez gündeme
geldi.

Öte yandan, yaptırımların kaldırılması İran için bir diğer vazgeçilmez koşul. Tahran, ekonomik
istikrarını yeniden tesis edebilmek için ABD ve Batı tarafından uygulanan tüm finansal ve
ticari yaptırımların geniş kapsamlı şekilde kaldırılmasını istiyor. Bazı uzmanlar, İran’ın
müzakerelerde en büyük kozunun ekonomik zorluklar olduğunu ve yaptırımların
kaldırılmasını pazarlık gücünü artırdığını belirtiyor.
Müzakere Stratejisi ve Denge Arayışı
Uzmanlar İran’ın müzakere stratejisini, klasik “bazaar (pazar) diplomasisi” ne benzetiyor:
sabırlı, karşı tarafın her hamlesine cevap vermeye hazır, fakat esnekliği sınırlı. İran’ın son
süreçte dışişlerinde önemli bir rol oynayan deneyimli diplomatlarından biri olan Abbas
Araqçi, bu yaklaşımı vurgulayan isimlerden biri. Araqçi’nin, müzakerelerde hem sert çizgiyi
hem de pragmatik esnekliği dengede tutmaya çalıştığı ifade ediliyor.
Ancak bu strateji, aynı zamanda yolun sonunda bir çıkmaza dönüşme riski de taşıyor.
Uzmanlar, İran’ın tutumunun hem Washington’da hem de Batı’da “maksimalist” olarak
algılandığını belirtiyor, bu durum ise her iki tarafın da esneme kapasitesini zorlayarak
tıkanıklığa yol açıyor. Bu nedenle diplomatik süreçler sıklıkla geçici ateşkeslerle bölünürken,
kalıcı bir siyasi çözümün ne şekilde ortaya çıkacağı belirsizliğini koruyor.
Güven Sorunları ve Bölgede Çatlaklar
Kuşkusuz müzakerelerdeki en büyük engellerden biri güven eksikliği. İran, geçmiş dönemde
Batı’nın saldırgan tutumuna maruz kaldığını ileri sürerken, ABD ve müttefikleri de İran’ın
nükleer programına ilişkin şüphelerini açıkça ifade ediyor. Bu karşılıklı güvensizlik, masada
ciddi güvence mekanizmalarının kurulmasını zorunlu kılıyor.
Ayrıca bölgesel aktörlerin konumu da müzakereleri şekillendiriyor. İsrail ve Körfez ülkeleri,
İran’ın nükleer kapasitesine ve bölgesel nüfuzuna ilişkin ciddi kaygılar taşıyorlar. Bunlar,
İran’ın sadece ABD ile değil aynı zamanda bölgesel aktörlerle bir güven tesis etme
zorunluluğunu da doğuruyor.
Sonuç: Zorluklar ve Olasılıklar
Tüm bu unsurlar göz önüne alındığında, İran’ın müzakere koşulları yalnızca teknik konularla
sınırlı değil; aynı zamanda stratejik, ekonomik ve güvenlikle ilgili derin talepleri içeriyor. Bu
talepler hem Washington hem de Tahran’ın ulusal çıkarları arasında hassas bir denge kurma
çabası olarak okunabilir.
Son dönemde elde edilen geçici ateşkese rağmen, iki tarafın kalıcı bir çözüme ulaşabilmesi
için mevcut engellerin aşılması gerekiyor. Bu ise zaman, karşılıklı esneklik ve güven tesisine
dayalı ciddi diplomatik çabalar gerektiriyor. Uluslararası toplumun arabuluculuk rolü bu
denklemi kolaylaştırabilir; ancak nihai sonuç, tarafların kendi ulusal çıkarlarını ne kadar
esnetebileceklerine bağlı.