Soma Belediye Başkanı Sercan Okur, İzmir’de “Tablo Değil Duruş Sergiledi.”
Dün İzmir’de klasik bir “belediye etkinliği” beklentisi ile Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi Sanat Galerisi’nde bir sergi açılışına gittim. Ama açık konuşayım; ne klasik bir “belediye etkinliği” vardı ne de propaganda…36 sanatçının eserleri ile destek verdiği “Darkale/Tarhala – Karanlıktan Işığa” harika bir sergi olmuş ve sergiye katılan Soma Belediye Başkanı Sercan Okur’un “vakur duruşu” ve adeta sergideki en güzel tablo gibiydi. İçinde kocaman bir “Soma Aşkı” vardı.

Duvarlarda tablolar, kürsü konuşmaları, birkaç protokol fotoğrafı…Tamam da benim gözüm Başkanda…Biz gazetecilier bir çok Belediye başkanı ile roportajlar ve haberlerle bir araya geliriz ama bu kez farklıydı… Bir tarafta emek, Bir tarafta estetik ikisi de Soma. Siyaset genelde birini seçer. O ise ikisini birlikte taşıyor.
Ben Soma Belediye Başkanı Sercan Okur’la daha ropörtaja başlar başlamaz; Bana daha ilk cümlesi : “Burada başka belediyelerde sergi yaptı mı? Ne evet, ne hayır diyebildim…Onun gözlerindeki Soma aşkına saygımdan “En güzeli bu oldu Başkanım” dedim.

“Bazen bir şehir, kendini anlatacak bir cümle arar. Bazen de bir insan, o şehrin cümlesi olur. Bence bugün Soma’nın cümlesi bir konuşma değil, o cümlenin adı: Sercan Okur…” Çünkü o Göreve gelir gelmez kürsüye çıkan yeni Belediye Başkanları gibi, klasik siyasi cümleler kurmadı. Alkış alacak sloganlar da söylemedi. İlk icraat olarak CHP Parti Rozetini çıkartarak: “Artık yalnızca bir partinin değil, herkesin başkanı olacağım diyecek yürekliliği gösterdi.” Türkiye’de siyaset çok konuşur ama az susar. O gün Soma’da siyaset ilk defa sustu. Çünkü orada ideoloji değil sorumluluk konuşmaya başladı. Rozeti emanet etmek, aslında gücü iade etmektir. Bu, “ben kazandım” değil “biz kazandık”demektir. Ve o gün Soma’da seçim bitti…Bütün siyasi partilerin tek yürek olduğu yeni bir iklim başladı…Soma için; Ortak irade, ortak akıl ve ortak sevda. Ak Parti, CHP, MHP, İyi Parti hepsi el ele verdi ve “Söz konusu Soma ise gerisi teferruat “dediler. Tabii tüm sivil toplum örgütleri, oda başkanları, işçiler, belediye çalışanları, muhtarlar da Soma’nın gelecek meselelerini birlikte yüklendiler.
İkinci icraat olarakta; Başkan Okur ihale açmadı. Bir tabela değiştirmedi. Bir fotoğraf astırmadı. Eline matkabı aldı. Kapıyı söktü. Makamın kapısını…Bu, sembol değil devrimdir. Çünkü Türkiye’de makam odası kutsaldır. Vatandaş kapıya kadar gelir, içeri girmez. Başkan halkın içine değil, halk başkanın içine çağrılır. Soma’da o gün tersine döndü. Kapı kalktı. Mesafe kalktı. Protokol kalktı. Ve belediye, nihayet belediye oldu.
Ropörtajım devam ederken; Henüz kendinizi tanıtır mısınız sorusunu bitirmemiştim ki; söylediği cümle aslında serginin değil, meselenin özeti oldu: “Soma’nın sadece kömür karasıyla, termik santralin bacasından çıkan dumanın grisiyle anılmaması için Soma’yı tanıtmaya İzmir’den başlamaya karar verdik.” İşte o an anladım. Bu sergi turizm etkinliği değil, bir algı mücadelesi. Başkan iddialı: En iyi zeytinyağı ve tahin helvası bizde diyor…Meraklandım ama Soma’da tatmadan fikir beyan edemem…Hemen hemen her konudan bahsettik, söyleşimizin sonlarına doğru bize katılan Karabağlar Belediye Başkanı Helil İnay Kınay’da Başkan’a tam desteğini ve Soma’nın ne denli önemli olduğunu: “Soma’nın yalnız bırakılmaması gerektiğini”… “Bu kentin sadece acıyla hatırlanmasının haksızlık olduğunu”…”Kültürünün, tarihinin görünmesi gerektiğini” bir kez daha vurguladı.

Açılış konuşmasını yapan Turizm Rehberi ve Sanatçı Mehmet Gülümser, “Bugün burada yalnızca bir sergi açılışı için değil, bir köyün hafızasına, bir toprağın sesine ve sanatın birleştirici gücüne tanıklık etmek için bir araya gelmiş buluyoruz” “Eserlerin her birinde Soma, Darkale köyünün; doğası, insanı, hafızası ve duygusu kendi renkleriyle yorumlandı. Bu sergi yalnızca tabloların bir araya gelişi değil aynı zamanda dayanışmanın, ortak vicdanın, kültürel sorumluluğun bir ifadesidir” diye konuştu.
Gülümser, “Biz ilk Soma’ya gittiğimizde, arabada yer yoktu. Sercan Okur’a yer vermek istedim asla kabul etmedi ve şoförün yanındaki basamaklara yere oturdu. O an bu kentin geleceği adına umutlandım. Bir belediye başkanının makamı değil insanlığı seçtiğine tanık oldum. Ondan sonra biz de yüreği kent için atan bu belediye başkanı için bir şeyler yapmalıyız dedik. Bu sergi o alçak gönüllükten doğmuştur. Alçakgönüllülükten sanatın dayanışmasına vardık” ifadelerini kullandı.

Evet yazımın başında da söylediğim gibi bu bir duruş meselesi. Bu yaklaşım tesadüf değil. Manisa’da uzun süredir yerel yönetimde farklı bir dil kuruluyor.Sokağa inen, temas eden, iletişim kuran… Bu çizginin önemli isimlerinden biri de Rahmetli Ferdi Zeyrek… Bence Soma Belediye Başkanı Sercan Okur’da Efsane Başkan Zeyrek’in Manisa’ya, Somaya emaneti… Soma’da gördüğüm yönetim tarzı da aynı anlayışın devamı gibi. Proje anlatan değil dinleyen, mesafe koyan değil yaklaşan, protokol kuran değil, ilişki kuran... Yerel yönetim aslında tam olarak da bu.

Soma Türkiye’de bir kelime değil, bir duygudur. Acının coğrafyasıdır. Ama bir şehir yalnızca acıyla yaşayamaz. Bu yüzden Darkale sergisi önemli. Çünkü bu bir turizm faaliyeti değil, kimlik mücadelesi. Soma artık sadece yeraltı değil yerüstü anlatısı kuruyor. Sergiye ve organizasyona büyük emek veren Araştırmacı/ Sanatçı Sait Tunç’un çabasını ve rehberlerin katkısını bende alkışlıyorum…

Bu sergi bir belediye etkinliği değil, kolektif
vicdan hareketi.
Dün BaşkanıSercan Okur aynı gün iki yerdeydi: Sabah işçilerin yanında, akşam sanatın yanında aslında ikisi de aynı yerdi. Biri ekmeği korumak Biri kimliği korumak. Bir belediye başkanı şehrin sadece yollarından değil, hafızasından da sorumludur.
Bir başkanı projeleriyle ölçebilirsiniz.
Ama karakteriyle anlarsınız.
Rozetini çıkarıyorsa → ayrıştırmayacaktır
Kapıyı söküyorsa → ulaşılabilir olacaktır
Basamakta oturuyorsa → kibirlenmeyecektir
Eylemde duruyorsa → kaçmayacaktır
Sergi açıyorsa → geleceği düşünecektir
İşte Soma’nın ruhuna uygun başkan budur.

Soma’nın ruhu nedir?
Dirençtir.Dayanışmadır. Alın teridir. Ve en önemlisi: Birbirini bırakmamaktır.

İzmir’e Açık Çağrı
Şimdi iş bize düşüyor. İzmir ile Soma arası yaklaşık 1 saat. Biz hafta sonu kahvaltı için 120 km gidiyoruz. Deniz manzarası için şehir değiştiriyoruz. Ama yanı başımızdaki bir kentin yeniden ayağa kalkma çabasını görmezden gelebiliyoruz. Unutmayın bazen en uzak mesafe ilgisizliktir. Bu sergi yalnızca duvarda kalmamalı. Darkale yalnızca tabloda yaşamamalı. İzmirli tur şirketlerine çağrı yapıyorum: Rotanıza Soma’yı ekleyin. Okullara çağrı yapıyorum: Çocukları AVM’ye değil hafızaya götürün. Sanat topluluklarına çağrı yapıyorum: Bir gününüzü kahve zincirinde değil köy meydanında geçirin. Çünkü turizm sadece tatil değildir. Sahip çıkmaktır.

Bu sergi bir davet. Turistik değil vicdani.
Turlar düzenlenmeli. Fotoğrafçılar, gezginler, kulüpler rotaya eklemeli. Çünkü bir yere turist gitmesi ekonomi sağlar Ama komşu gitmesi moral sağlar. Soma’nın şu an ihtiyacı olan şey tam olarak bu.

Soma kendini yeniden anlatmaya çalışıyor. Kömürden kültüre geçiş kolay değildir.
Ekonomiden kimliğe dönüşüm zaman ister. Ama destek görmezse yarım kalır. İzmir bugün Karşıyaka sahilinde yürüyebiliyorsa, Alaçatı sokaklarında fotoğraf çekebiliyorsa, Foça’da gün batımı izleyebiliyorsa… Bu, bir zamanlar birilerinin o yerlere gitmesi saye-sinde oldu. Şimdi sıra Soma’da.

Ben bugün bir kişiyi değil, bir anlayışı bilginize emenet ettim. Rozetsiz yönetimi, Kapısız belediyeyi, Mesafesiz siyaseti... Soma’nın geleceği yalnız Soma’nın değil. Bu ülkenin yerel yönetim sınavıdır.

Şimdi soru şu: Biz sadece izleyen mi olacağız yoksa giden mi? Hadi İzmir… Bu sefer tatil için değil, destek için yola çık. Bir saatlik mesafede bir şehir yeniden doğmaya çalışıyor. Ve bazen bir şehre gitmek, bir şehri kurtarır.