2026-2028 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program’ın (OVP) basın duyurusunda, programın temel amaçları ve bu temel amaçlar doğrultusunda Türkiye'nin dengeli, sürdürülebilir ve kapsayıcı büyüme hedeflerine ulaşması için ön koşul olan yapısal değişiklikleri hayata geçirecek temel politika alanları belirtilmiştir.

Geçen iki yazımda, bu politika alanlarından;

1- Makroekonomik ve finansal istikrarın kalıcı hale getirilmesi

2- Araştırma-geliştirme ve yenilik kapasitesinin artırılması,

3- Yeşil ve dijital dönüşüm odaklı teknolojik gelişimin desteklenmesi konularındaki görüşlerimi aktarmıştım.

Bu hafta ise,

1- Beşeri sermayenin değişen demografik yapıyı dikkate alarak nitelik ve beceri düzeyinin güçlendirilmesi ve işgücü verimliliğinin artırılması,

2- İşgücü piyasasının etkinliğinin, işgücüne katılımın ve istihdam kapasitesinin yükseltilmesi,

3- Yatırım ve iş yapma ortamının iyileştirilmesi, öngörülebilirliğin güçlendirilmesi,

4- Kamu mali çerçevesinin güçlendirilmesi ve kayıt dışı ekonominin azaltılması konularındaki görüşlerimi özet olarak aktaracağım.

Beşeri Sermayenin Değişen Demografik Yapıyı Dikkate Alarak Nitelik ve Beceri Düzeyinin Güçlendirilmesi ve İşgücü Verimliliğinin Artırılması: Her şehirde üniversitenin bulunduğu, rektörünün ve öğretim üyesinin bırakalım uluslararasını yurt içinde bile atıfta bulunulacak bir makalesinin bulunmadığı; mezun olan gençlerinin istihdam edilmediği; yetiştiği ortamdaki insanların kültür düzeyi ve ailelerin eğitim seviyesinin düşük olduğu; 6,5 milyon ev gencinin bulunduğu ve meslek liselerinin işlevsel olmadığı bir ülkede nitelikli, becerikli, verimliliğin artmasının sağlayacak bir beşeri sermayeye ulaşılması mümkün müdür?

Zaman zaman İzmir Milli Kütüphaneye gidiyorum. Kütüphaneye gelenlerin %90’a yakınını gençler oluşturuyor. Ancak bu gençlerin kütüphaneye kitap okuma ve araştırmaya değil ders çalışmak için geldiklerini gözlemliyorum. Oysa ki beşeri sermayenin güçlendirilmesi için özellikle genç kuşakların cep telefonu ve tabletlerle zaman öldüreceklerine daha çok okumaları ve araştırma yapmaları, okullarda da ezbere dayalı değil, üretime yönelik eğitim ve öğretimin olması gerekmektedir.

Ülkemizde üretime yönelik eğitim ve öğretimin verildiği en güzel örnek Köy Enstitüleridir.

Diğer bir örnek de, çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği Nazilli’de devlet eliyle kurulan ilk Türk basma fabrikası olan Nazilli Basma Sanayi Fabrikası’dır. Bu fabrikada sadece basma üretilmez; bu fabrika üretim, eğitim, sanat ve spor faaliyetlerin iç içe geçtiği geçtiği sosyal bir kurum idi. Bu bağlamda, teknoloji ve sanayi alanında yapılacak uygulamalı eğitim ve öğretim ülkede çağdaşlaşmayı sağlayacaktır.

İşgücü piyasasının etkinliğinin, işgücüne katılımın ve istihdam kapasitesinin yükseltilmesi: Ocak/2025 ayı için TÜİK tarafından açıklanan mevsim etkisinden arındırılmış rakamlara göre 15 yaş ve üzeri nüfusun 66 milyon 163 bin, toplam işgücünün sayısının 35 milyon 534 bin ve işsiz sayısının ise 3 milyon 2 bin kişi ve işsizlik oranın %8,4, genç nüfustaki işsizlik oranının %14,9 olduğu bildirilmiştir. Ülkemizde halen geniş tanımlı işsizliğin DİS-Ar’a göre %32’ye ulaştığı, yani 13 milyon kişinin işsiz olduğu bildirilmektedir. Geniş tanımlı işsizlik sayısı, resmi işsiz sayısına çalışmaya hazır olduğu halde iş aramayanlar ile mevsimlik çalışanların eklenmesi ile bulunmaktadır.

Artık ülkede tarımdan para kazanamayan genç nüfusun kentlere taşınmış olması nedeniyle tarım ve hayvancılıkla uğraşan insanların ortalama yaşının 58,5’e yükselmesi, yanlış ve eksik tarım politikaları nedeniyle tarımın GSMH’den aldığı pay yüzde 5’lere inmiştir. Kırsal kesimden şehirlere göç eden insanlara istihdam yaratılamaması, ülkenin büyümesinin istihdam yaratmayan hizmet sektörü ile sağlanmış olması ve işgücü maliyetlerinin iş insanına yüksek gelmesi nedenleri ile işgücü piyasasının etkinliği, işgücüne katılımın ve istihdam kapasitesinin yükseltilmesini güçleştirmektedir.

Yatırım ve iş yapma ortamının iyileştirilmesi, öngörülebilirliğin güçlendirilmesi: Önceki ve bu yazımızda belirttiğimiz olumsuzluklar, yatırım ve iş yapma ortamının iyileştirilmesi ve öngörülebilirliği güçleştirmektedir.

Kuvvetler ayrılığının olmadığı, organların diğer organların eylemlerini engellediği ve gücün paylaşmaya teşvik edilmediği, ekonomisi dış etkilere fazlası ile açık ve kırılgan bir ülkede güçlü bir öngörülebilirlikten söz etmek zordur.

Örneğin, sadece Eylül ayı içinde yaşanan olaylar bile, yani 2 Eylül 2025 tarihinde CHP İl Başkanlığı’na kayyım atanması,15 Eylül 2025 tarihinde CHP’nin kapatılması davasının ertelenmesi ve 19 Eylül’deki YSK’nin CHP kurultayının iptali başvurusuna ret kararı bile ülkede yatırım yapacak iç ve dış yatırımcıya güvenli bir ortam ve öngörülebilirlik sağlamayacaktır.

Kamu mali çerçevesinin güçlendirilmesi ve kayıt dışı ekonominin azaltılması:

Hizmetler sektöründen ziyade katma değeri yüksek mal üreten, bu üretim sayesinde zenginleşen, üretimi tamamen özel sektöre devretmeyen, vergilerini hakkaniyete uygun olarak toplayan bir kamunun mali çerçevesi güçlü olacaktır. Oysa ülkemizde iktidarlar yakın planda bütçeye gelir sağlamak adına kamuya ait üretim merkezlerini ya özelleştirmişler ya da kapatmışlardır.

Hakkaniyete uygun bir vergi politikası için kayıt dışı ekonominin küçülmesi şarttır. Bunun için de toplumu oluşturan bireylerin yeterince eğitimli, ahlaklı olması gerekmektedir.

Ülkemizdeki kayıt dışılıkla ilgili olarak yüksek rakamlar zikredilmektedir. Hazine ve Maliye Bakanlığı teşkilatı içinde yer alan Risk Analiz Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele Eylem Planı 2023-2025 dahil olmak üzere resmi raporlarda bir rakam verilmemekle birlikte, Türkiye’de kayıt dışı ekonominin %30 ile %40 arasında olduğu tahmin edilmektedir.

Bireycilikten ziyade bireysel düşünen, çıkarcı insanlardan oluşan bir toplumda kayıt dışı ekonominin azaltılması vergisini ödeyen bir topluma dönüşmesi ve dolayısıyla, kamu mali çerçevesinin güçlendirilmesi çok zordur.