İyonlaştırıcı radyasyona maruz kalmanın, gelecekte kanser vakalarını, özellikle de lösemiyi artırdığına dair güçlü kanıtlar bulunmaktadır. Bunun arkasındaki mekanizma iyi anlaşılsa da, risk seviyesini tahmin eden nicel modeller hâlâ tartışma konusudur. En yaygın kabul gören model, iyonlaştırıcı radyasyona bağlı kanser vakalarının, etkili radyasyon dozuyla doğrusal olarak, her sievert başına %5,5 oranında arttığını öne sürmektedir. Eğer bu doğruysa, doğal arka plan radyasyonu, halk sağlığı için en tehlikeli radyasyon kaynağıdır; tıbbi görüntüleme ise bunu takip etmektedir. Ayrıca, invazif olmayan kanserlerin çoğunluğu, ultraviyole radyasyondan kaynaklanan melanom dışı cilt kanserleridir.
Radyasyon kaynakları
Radyasyon maruziyetinin birçok kaynağı bulunmaktadır ve bunlar arasında doğal arka plan radyasyonu, tıbbi prosedürler, mesleki maruziyetler ve nükleer kazalar yer alır. Aşağıda bazı önemli katkıda bulunanlar açıklanmıştır.
Radon
Radon, iyonlaştırıcı radyasyona maruz kalan insanların büyük çoğunluğundan sorumludur. Genellikle bireylerin arka plan radyasyon dozuna en büyük katkıyı sağlar ve coğrafi olarak değişkenlik gösterir. Doğal kaynaklardan gelen radon gazı, özellikle kapalı alanlarda birikebilir ve bazı kaynak sularında da bulunur. Epidemiyolojik kanıtlar, akciğer kanseri ile yüksek radon konsantrasyonları arasında güçlü bir ilişki olduğunu göstermektedir. ABD Çevre Koruma Ajansı'na göre, radon kaynaklı akciğer kanseri ölümleri her yıl 21.000 olarak kaydedilmekte ve bu sayı sigara içiminden sonra ikinci sırada yer almaktadır. Dolayısıyla, yüksek radon konsantrasyonlarının bulunduğu bölgelerde, radon önemli bir iç mekan hava kirleticisi olarak kabul edilmektedir.
Konutlarda radon gazına maruz kalmanın, pasif içicilikle benzer kanser riskleri taşıdığı bilinmektedir. Radyasyon, radon gazına maruz kalma ve tütün kullanma gibi diğer kanserojen etkenlerle birleştiğinde, daha güçlü bir kanser kaynağı oluşturur.
Tıbbi radyasyon maruziyeti
Sanayileşmiş ülkelerde tıbbi görüntüleme, bireylerin doğal arka plan radyasyonu kadar radyasyon dozuna maruz kalmasına neden olmaktadır. 1990'dan 2006'ya kadar tıbbi görüntülemeden Amerikalılara verilen toplu doz altı kat artmıştır. Bu artış, çoğunlukla geleneksel radyografilerden işlem başına çok daha fazla doz veren 3B taramaların yaygınlaşmasından kaynaklanmaktadır. BT taramaları, halkın tıbbi görüntüleme dozunun yarısını oluşturarak, ABD'deki mevcut kanser vakalarının %0,4'ünden sorumlu olduğu tahmin edilmektedir. Ancak bu tahminler, tartışmalara yol açmaktadır.
Sadece 2007 yılında ABD'de yapılan BT taramalarının, gelecekte 29.000 yeni kanser vakasına yol açacağı tahmin edilmektedir. Bu tahmin, BT taraması yapılan hastaların yaşam beklentisinin genel nüfusla aynı olmadığını öne süren Amerikan Radyoloji Koleji (ACR) tarafından eleştirilmiştir. Bu eleştiriler, kanser hesaplama modelinin tüm vücut radyasyon maruziyetine dayandığı ve dolayısıyla hatalı olduğu argümanlarına dayanmaktadır.
Bu bilgiler ışığında, iyonlaştırıcı radyasyona maruz kalmanın riskleri ve nedenleri hakkında daha fazla farkındalık geliştirmek önemlidir.




