Bir çocuk, sadece dersini dinlemek için sırasına oturuyor.
Dört çocuk geliyor… ve o sıraya vuruyor.
Aslında o sıraya değil; güven duygusuna, aidiyete, “ben buradayım” diyebilme hakkına vuruyorlar.
Sonra bir anne devreye giriyor.
Ne diyor?
“Birbirinizi sevmek zorunda değilsiniz, uzak durun.”
Haklı gibi görünen ama eksik bir cümle bu.
Çünkü mesele “sevmek” değil.
Mesele zarar vermemek.
Sevmek zorunda değilsin.
Ama saygı göstermek zorundasın.
Uzak durabilirsin.
Ama gidip vuramazsın.
Slogan 1:
Sevgi zorunlu değil, şiddetsizlik zorunludur.
Bugün sınıfta sıraya vuruluyor,
yarın okul basılıyor.
Bugün “çocuk işte” deniyor,
yarın “nasıl bu hale geldi?” diye soruluyor.
Aslında cevap çok basit:
Bu hale birlikte getirdik.
Çocuğuna “uzak dur” demek kolay.
Ama “yanlış yaptın” demek zor.
Çünkü yüzleşmek zor.
Çünkü sınır koymak emek ister.
Bir çocuğa sınır koymazsanız,
o sınırı başkasının bedeninde arar.
Bir çocuk düşünün…
Nezaketi bilmiyor.
Çünkü öğretilmedi.
Empati kuramıyor.
Çünkü model görmedi.
“Hayır” kelimesini duymamış.
Çünkü evde herkes ona “tamam” demiş.
Sonra büyüyor…
Bir kıza nasıl davranacağını bilmiyor.
Bir arkadaşına nasıl yaklaşacağını bilmiyor.
Bir öfkeyi nasıl yöneteceğini hiç bilmiyor.
Ve biz şaşırıyoruz:
“Kadına şiddet neden bitmiyor?”
Slogan 2:
Nezaket öğrenilir, şiddet de.
Okullar çaresiz mi?
Bir yere kadar… evet.
Çünkü okul, eğitimin sadece bir parçası.
Geri kalan büyük kısmı evde başlıyor.
Öğretmen disiplin verir,
ama karakteri aile şekillendirir.
Şimdi biraz acı ama gerçek bir espri yapalım:
Biz çocuklara matematikte dört işlem öğretiyoruz…
ama hayatta en gerekli işlem olan
“öfkeyi böl, saygıyı çoğalt” dersini atlıyoruz.
Gülüyoruz ama durum komik değil.
Bir çocuk başka bir çocuğun sırasına vurduğunda,
aslında toplumun geleceğine küçük bir çatlak atıyor.
O çatlaklar birleşince…
bir gün koca bir kırılma oluyor.
Slogan 3:
Küçük zorbalık yoktur, büyüyecek zorbalık vardır.
Peki ne yapmalı?
Önce doğru cümleyi kurmalıyız:
“Sevmek zorunda değilsiniz ama zarar vermek yasak.”
Sonra net olmalıyız:
Şiddetin bahanesi olmaz.
Şiddetin “ama”sı olmaz.
Şiddetin “çocuk işte”si olmaz.
Ve en önemlisi…
Çocuklara şunu öğretmeliyiz:
Güç, vurmak değildir.
Güç, kendini tutabilmektir.
Bugün sıraya vurulan o çocuk,
yarın hayata küsmesin diye…
Bugün vurana “dur” demek zorundayız.
Çünkü mesele bir sıra değil.
Mesele bir nesil.
Son söz:
Bir çocuğu susturursanız, bir zorbayı büyütürsünüz.
Bir zorbayı durdurursanız, bir toplumu korursunuz.