Saat sabahın 05.00'i…
İnsan bu saatte neden uyanır?
İşe gitmek için mi? Bir yere yetişmek için mi? Yoksa erkenden yola çıkıp hayatın telaşına mı karışmak için?
Benimki bunların hiçbiri değil.
Ben bugün balık tutmaya gidiyorum!
Hem de öyle kıyıdan oltayı denize atıp beklemek yok. Tekneyle açılacağız. Ege'nin serin sularında, birbirinden güzel adaların çevresinde balık peşine düşeceğiz.


Heyecan büyük!
Akşamdan hazırlıklarımı yapmışım. Yemler tamam, oltalar hazır. Sabahın köründe yataktan kalkmamın tek bir nedeni var: Bugün nasibimizde hangi balıklar var?
İzmir'den yarım saatlik bir araba yolculuğunun ardından Urla İskele'ye ulaşıyorum.
URİT'in karşısında, girişte teknemiz bizi bekliyor.


Teknenin adı Urla Tekne Turu.
Bizi Savaş Nergis Kaptan ve eşi Tuğçe Nergis karşılıyor.
Tekne pırıl pırıl. Her yer tertipli, düzenli. Belli ki bu iş yalnızca tekneyi denize çıkarmaktan ibaret görülmüyor. Misafirlerin rahatlığı, güvenliği ve keyfi de düşünülüyor.
Saat 06.30…


Diğer misafirler de birer birer geliyor. Kimi eşini almış yanına, kimi çocuğunu… Daha tekne hareket etmeden insanın içini ısıtan bir manzara oluşuyor.
Tam bir aile tablosu!
Herkes yerini alıyor. Son hazırlıklar yapılıyor.
Derken Savaş Kaptan'ın o güven veren sesi duyuluyor:


“HEPİNİZ HOŞ GELDİNİZ. DEMİR ALIYORUM. BEREKETLİ OLSUN!”
İşte şimdi başlıyoruz!
URLA’NIN MAVİ SULARINDA BALIK PEŞİNDE…
Tekne ağır ağır kıyıdan uzaklaşırken İzmir'in telaşı da geride kalıyor.
Önümüzde Pınarlı Adası, Çiçek Adası, Hekim Adası, Uzun Ada, Alman Adası…
Ve çevrelerindeki balık meraları.
Savaş Kaptan rotasını çiziyor, biz de oltalarımızı hazırlıyoruz. Tekne bir meraya yanaşıyor, oltalar denize iniyor. Ardından başka bir noktaya geçiyoruz.
Artık herkesin gözü oltasında!
Dünyanın bütün meselelerini karada bırakmışız. Günlük koşuşturmalar, bitmeyen işler, telefonlar, stres…
Hepsi kıyıda kalmış.
Şimdi tek bir meselemiz var:
“Acaba balık gelecek mi?”


İnsanın hayatında bazen böyle küçük mutluluklara ihtiyacı oluyor. Bir oltanın ucundaki hareket, insanı çocuklar gibi sevindirmeye yetiyor.
Hele bir de oltayı çektiğinizde ucunda güzel bir balık varsa…
İşte o zaman keyfinize diyecek yok!


KAPTAN DENİZDE, TUĞÇE HANIM MUTFAKTA!
Biz denizin ortasında balıkla mücadele ederken teknede bir başka hareketlilik yaşanıyor.
Tuğçe Hanım, demlediği mis gibi çayları misafirlere servis ediyor.
Sabahın serinliğinde, Ege'nin ortasında, denizin kokusunu içinize çekerek içtiğiniz o çayın tadını anlatmak kolay değil.
Ardından sıcacık bir mercimek çorbası geliyor.
Düşünsenize…
Bir yanda masmavi deniz, bir yanda oltalar, öte yanda sıcacık çorba!
İnsan daha ne ister?
Sabahın o erken saatinde çay da çorba da öyle güzel gidiyor ki anlatamam.
Savaş Kaptan denizde rotayı ve balık meralarını yönetirken Tuğçe Hanım da teknedeki misafirlerin keyfini düşünüyor.
Anlaşılan bu teknede iş bölümü belli

Kaptan balığın yerini biliyor, Tuğçe Hanım da insanın gönlünü nasıl kazanacağını!
KOVALAR DOLUYOR, SEVİNÇ ÇIĞLIKLARI YÜKSELİYOR!
Sabah ilerledikçe teknedeki heyecan da artıyor.
Bir bakıyoruz, kovalar dolmaya başlamış.
Kiminde mercan, kiminde lidaki, kiminde çipura…
Kalamar tutan var, ahtapot yakalayan bile!
Teknede balık tutmanın kendine özgü bir heyecanı var. Hele oltanız bir anda ağırlaşırsa…
Önce bir dikkat kesiliyorsunuz. Sonra makarayı çevirmeye başlıyorsunuz. Balık suyun yüzüne yaklaştıkça heyecan doruğa çıkıyor.
Bir de balık oltaya gelenler arasında kadınlar varsa…
Sevinç çığlıkları bütün güverteyi sarıyor!
Balık geldi mi, teknenin öbür ucundakiler bile haberdar oluyor. Herkes birbirinin sevincine ortak oluyor.
Zaten bu turun güzelliği de burada.
Kimse kimsenin rakibi değil. Herkes aynı heyecanın, aynı mutluluğun peşinde.
Birinin kovasına balık girdi mi diğerleri de seviniyor. Arada tatlı bir rekabet yaşanmıyor değil elbette!
İnsanoğlu işte…
Dostluk başka, oltaya balık takılması başka!
DENİZDEKİ EN ÖNEMLİ SORU: HANGİ YEME GELDİ?
Balıkçılıkta bir de işin meraklısı var.
Biri güzel bir balık yakaladı mı hemen sorular başlıyor:
“Ne geldi?”
“Kaç numara iğne kullandın?”
“Peki, hangi yeme geldi?”
Özellikle son soru çok önemli!
Çünkü balıkçılıkta yalnızca oltayı denize atmak yetmiyor. Doğru yemi seçmek, mevsimi bilmek, suyun durumunu ve balığın alışkanlıklarını tanımak da gerekiyor.
Sülünes, sardalya, çimçim, mamun…
Herkesin çantasında ayrı bir hazırlık, aklında ayrı bir hesap var.
Ama balığın da kendi hesabı var mı, onu henüz çözebilmiş değiliz!
Bazen en güzel yemi hazırlıyorsunuz, balık oralı bile olmuyor. Yanınızdaki birinin oltasına ise peş peşe balık geliyor.
İşte o zaman insanın aklına şu soru düşüyor:
“Acaba benim balıklarla aramda kişisel bir mesele mi var?”
Şaka bir yana, bu turlara katılmayı düşünenlerin yem konusunda önceden bilgi alması önemli. Rezervasyon sırasında 0531 262 75 35 numaralı telefondan iletişime geçtiğinizde, mevsime ve deniz koşullarına göre hangi yemleri getirmenizin uygun olacağı konusunda tavsiye alabiliyorsunuz.
Böylece hazırlığınızı da ona göre yapıyorsunuz.
ÖĞLE YEMEĞİ VAKTİ, KOVALAR NEREDEYSE DOLU!
Öğleye doğru yemek servisi başladığında kovaların hali görülmeye değer.
Balıklar birikmiş, yüzler gülüyor. Hatta bazı misafirler ikinci kovayı istemeye başlamış bile!
Sabah tekneye binerken aklımızda tek soru vardı: “Balık tutabilecek miyiz?”
Şimdi ise mesele neredeyse şu noktaya gelmiş durumda:
“Bunları eve nasıl götüreceğiz?”
Denizin ortasında, ailece ya da dostlarla geçirilen bir günün keyfi başka oluyor. Birlikte gülüyorsunuz, birbirinize takılıyorsunuz, balık yakalayanı alkışlıyorsunuz.
Kimi zaman oltanız boş kalıyor, kimi zaman peş peşe balık geliyor.
Ama günün sonunda anlıyorsunuz ki asıl mesele yalnızca kovayı doldurmak değil.
İnsan bazen bir günlüğüne de olsa hayatın yükünü omuzlarından indirmek, sevdikleriyle güzel vakit geçirmek ve kendine zaman ayırmak istiyor.
Deniz insana bunu fazlasıyla veriyor.
SAATLER NASIL GEÇTİ, ANLAMADIK!
Sabahın erken saatlerinde çıktığımız bu yolculukta zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyoruz.
Güneş yükseliyor, deniz başka bir renge bürünüyor. Adalar geride kalıyor, yeni balık meralarına uğruyoruz.
Kimi oltasını hazırlıyor, kimi çayını yudumluyor, kimi de tuttuğu balıkları sayıyor.
Bir bakıyoruz, günün sonuna gelmişiz.
Ve Savaş Kaptan'ın sesi yeniden duyuluyor:


“OLTALARI SON KEZ ATIN, DÖNÜŞE GEÇİYORUZ!”
İşte o an, güzel bir rüyadan uyanır gibi oluyoruz.
İnsan denizde geçen güzel saatlerin bitmesini istemiyor. Ama her güzel günün bir sonu var.
Oltalar son kez suya iniyor. Son balıklar bekleniyor. Ardından dönüş hazırlıkları başlıyor.
Urla İskele'ye doğru yol alırken geriye yalnızca dolu kovalar kalmıyor.
Güzel anılar, kahkahalar, yeni dostluklar ve insanın içine işleyen bir huzur da bizimle birlikte dönüyor.
Stresimizi denizde bırakmışız. Yorgunluğumuzu unutmuşuz. Bir günlüğüne de olsa hayatın telaşından uzaklaşmışız.
TEŞEKKÜRLER SAVAŞ KAPTAN, TEŞEKKÜRLER TUĞÇE HANIM…
Bir gazeteci olarak nice insan tanıdım, nice hikaye dinledim. Ama bazen en güzel hikayeler, büyük olayların içinde değil, hayatın küçük mutluluklarında saklıdır.
Bir tekne yolculuğunda, paylaşılan bir bardak çayda, sıcacık bir çorbada, oltaya gelen bir balığın sevincinde…
Savaş Nergis Kaptan ve eşi Tuğçe Nergis, bize yalnızca balık tutacağımız bir gün yaşatmadı. Aynı zamanda dostluğun, paylaşmanın ve denizin tadını çıkarmanın ne demek olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Misafirlerini güler yüzle karşılayan, denizde güvenli ve keyifli bir gün geçirmeleri için emek veren bu güzel ekibe teşekkür borçluyuz.
Teşekkürler Savaş Kaptan…
Teşekkürler Tuğçe Hanım…
Ege'nin maviliklerinde, balıkların peşinde geçirdiğimiz bu güzel günü unutmayacağız.
En kısa zamanda yeniden görüşmek üzere…
Çünkü bazı yolculuklar vardır, bittiğinde insanın aklında tek bir düşünce kalır:
“Bir dahaki tur ne zaman?”