Düne kadar birbirlerine yoldaşım, mücadele arkadaşım diye sarılanlar, bugün birbirlerini hainlikle, rantçılıkla, hırsızlıkla suçluyor. Peki, dün kim doğru söylüyordu, bugün kim?
Bir söz vardır:
“Yollar ayrılmadan yoldaş belli olmaz…”
Ne kadar doğru bir söz değil mi?
Bugün CHP ile Yeni Parti arasındaki siyasi kavgaya baktıkça insanın aklına ister istemez bu söz geliyor.
Düne kadar aynı partide siyaset yapanlar…
Aynı kürsülerde konuşanlar…
Aynı sloganları atanlar…
Birbirlerine “Yoldaşım”, “Mücadele arkadaşım” diye hitap edenler…
Bugün birbirlerine ağızlarına geleni söylüyor.
Hain diyorlar…
Rantçı diyorlar…
Hırsız diyorlar…
Dönek diyorlar…
Makam sevdalısı, yalaka diyorlar…
İnsan ister istemez soruyor:
Hani siz yoldaştınız? Hani aynı dava uğruna mücadele ediyordunuz? Hani birbirinize güveniyordunuz?
Ne oldu da bir gecede bütün bu dostluklar düşmanlığa dönüştü?
Dün yere göğe sığdıramadığınız insanlar bugün nasıl oldu da birdenbire bu kadar kötüleşti?
Dün birlikte siyaset yaptığınız, birlikte karar aldığınız, birlikte yol yürüdüğünüz insanları bugün bu kadar ağır suçlamalarla hedef alıyorsanız, vatandaş da haklı olarak şunu sorar:
Madem bu insanlar söyledikleriniz gibiydi, dün neden yanlarındaydınız?
Yok, eğer dün anlattıklarınız doğruysa, bugün neden birbirinizi suçluyorsunuz?
İşte asıl mesele burada!
DÜN MELEKTİLER, BUGÜN ŞEYTAN MI OLDULAR?
Siyasette fikir ayrılığı olur. Görüşler değişir. İnsanlar yollarını ayırabilir. Bunların hepsi demokrasinin doğal parçalarıdır.
Ama yollar ayrılır ayrılmaz dünün yol arkadaşlarını hırsızlıkla, hainlikle, rantçılıkla suçlamaya başlarsanız, orada durup düşünmek gerekir.
Çünkü siyasetçinin sözü yalnızca rakibini değil, geçmişini de bağlar.
Bir insan dün yan yana durduğu kişiyi bugün ağır suçlamalarla hedef alıyorsa, vatandaşın aklına şu soru gelir:
Dün mü yalan söylüyordunuz, bugün mü?
Dün birbirinize övgüler dizerken mi samimiydiniz, bugün birbirinize hakaret ederken mi?
Birlikteyken herkes dürüst, namuslu, vatansever…
Ayrılınca herkes hain, hırsız, rantçı!
Böyle bir tablo karşısında vatandaşın güven duymasını nasıl bekliyorsunuz?
Daha düne kadar aynı masada oturanlar, aynı kararların altına imza atanlar, aynı siyasi mücadeleyi verenler bugün birbirlerini suçluyorsa, insan sormaz mı:
Siz birbirinizi tanımıyor muydunuz, yoksa işinize geldiği sürece mi görmüyordunuz?
DEMEK Kİ YOLDAŞ DEĞİL, ÇIKARDAŞMIŞSINIZ!
Kusura bakmayın ama ortaya çıkan görüntü, insana başka bir şey düşündürmüyor.
Demek ki mesele dava değilmiş!
Demek ki mesele ilkeler değilmiş!
Demek ki mesele ülkenin, milletin çıkarları değilmiş!
Demek ki siz yoldaş değil, çıkardaşmışsınız!
Çünkü gerçek yoldaşlık, yalnızca aynı safta dururken birbirine sahip çıkmak değildir. Yoldaşlık, çıkarlar çatıştığında da ilkelerinden vazgeçmemektir.
Makamlar, koltuklar, siyasi hesaplar değişince dostluklar da değişiyorsa orada yoldaşlıktan söz edilemez.
Dün aynı insanlara alkış tutup bugün birbirinize karşı en ağır suçlamaları sıralıyorsanız, bunun hesabını önce kendi vicdanınıza vermelisiniz.
Üstelik bu kavga yalnızca sizi ilgilendirmiyor.
Siz birbirinizi suçladıkça, yıllardır size güvenen, sandığa gidip oyunuzu veren insanlar da sorgulamaya başlıyor.
“Biz kime inanmışız?” diye soruyor.
“Bizi yıllarca kandırdılar mı?” diye düşünüyor.
Siyasetçinin en büyük kaybı, rakibine yenilmesi değildir.
Siyasetçinin en büyük kaybı, vatandaşın gözündeki güvenini yitirmesidir.
YÜKSEL ÇAKMUR SİZE BOŞUNA MI SESLENDİ?
Allah uzun ömür versin, İzmir Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Yüksel Çakmur yıllar önce çok anlamlı bir söz söylemişti:
“Kimse kavgalı eve kız vermez…”
Ne kadar doğru!
Düşünün…
Bir eve gideceksiniz. O evde herkes birbirine bağırıyor, herkes birbirini suçluyor, kimse kimseye güvenmiyor.
O eve huzur içinde girer misiniz?
Önce kendi aranızdaki meseleyi çözmeniz gerekmez mi?
Peki, vatandaşın karşısına çıkıp ülkeyi yönetmeye talip olanlar, kendi aralarındaki sorunları çözemiyorsa bu ülkenin sorunlarını nasıl çözecek?
Kendi partisinde huzuru sağlayamayan, kendi yol arkadaşlarıyla ortak bir zeminde buluşamayan bir siyasi hareket, toplumun tamamına nasıl güven verecek?
İktidar olmak istiyorsanız önce birbirinize güvenmeyi öğreneceksiniz.
Millete umut vermek istiyorsanız önce kendi içinizdeki umudu tüketmeyeceksiniz.
Çünkü kendi evinde kavga edenlerin, komşusuna huzur vaat etmesi kolay değildir.
Yüksel Çakmur'un yıllar önceki uyarısı bugün hala geçerliliğini koruyor.
Ama anlaşılan o ki bazıları ders almamış.
BU KAVGADAN KİM KAZANIYOR?
Gelelim işin siyasi hesabına…
CHP bölünmeden önceki oy potansiyeliyle, bölünme sonrasındaki tablo aynı mı?
Siyasi anketlerdeki son durum ne gösteriyor?
Bunlar elbette rakamlarla, araştırmalarla değerlendirilmesi gereken konular. Ancak ortada değişmeyen bir gerçek var: Birbirine düşen, enerjisini kendi iç kavgasına harcayan bir siyasi hareket, seçmene güven vermekte zorlanır.
Vatandaş sizden kavga değil, çözüm bekliyor.
Hakaret değil, proje bekliyor.
Birbirinizi suçlamanızı değil, hayat pahalılığına, işsizliğe, adalete ve ülkenin geleceğine ilişkin ne yapacağınızı duymak istiyor.
Siz ise dönüp dolaşıp kendi kavganızı anlatıyorsunuz.
Peki, bu kavgayla mı iktidara yürüyeceksiniz?
Bu öfkeyle mi yüzde 50 artı 1'i bulacaksınız?
Birbirinize hain, hırsız, rantçı diyerek mi seçmenin gönlünü kazanacaksınız?
Güldürmeyin insanı!
Seçmen artık yalnızca kimin ne söylediğine değil, kimin ne yaptığına da bakıyor. Dün başka, bugün başka konuşan siyasetçiye karşı mesafesini koruyor.
Çünkü vatandaşın hafızası var.
Dün söylenen sözleri de hatırlıyor, bugün söylenenleri de duyuyor.
Ve bütün bunları yan yana koyup kendi kararını veriyor.
SON SÖZÜM, YOLDAŞLARA!
Siyaset, insanları bir araya getirebilir. Ama makam hırsı, kişisel hesaplar ve bitmeyen koltuk kavgaları, en yakın yol arkadaşlarını bile birbirine düşürebilir.
İşte bu yüzden insanın gerçek niyeti, her şey yolundayken değil, işler tersine döndüğünde ortaya çıkar.
Aynı masada otururken herkes dost olabilir.
Aynı hedefe yürürken herkes yoldaş görünebilir.
Asıl mesele, yollar ayrıldığında ne yaptığınızdır.
Dün birlikte yürüdüğünüz insanları bugün suçlarken, aslında kendi geçmişinizi de sorgulanır hale getiriyorsunuz.
Vatandaş da sizi izliyor.
Kim haklı, kim haksız; elbette bunun kararını somut gerçekler ve hukuk verir. Ama bu karşılıklı suçlamaların siyasi faturasını kimin ödeyeceği belli:
Güvenini kaybeden siyasetçi…
Ve umutları bir kez daha kırılan seçmen!
Ben yıllardır gazetecilik yapıyorum. Nice siyasi dostlukların kurulduğunu, nice ittifakların dağıldığını gördüm.
Bir kez daha anlıyorum ki siyaset, insanın gerçek karakterini en çok çıkarları sarsıldığında ortaya çıkarıyor.
O yüzden en baştaki sözü bir kez daha hatırlatmak istiyorum:
YOLLAR AYRILMADAN YOLDAŞ BELLİ OLMAZ!
Yollar ayrıldı.
Maskeler düştü mü?
Onun kararını da artık vatandaş versin!