Bornova Cemevi’ndeki kırk yemeğinde Güzel Eğrilmez abimi anmak için mikrofona çıktım. Anlatacak çok şeyim, söyleyecek çok sözüm vardı. Ama sıra duygularımı dile getirmeye gelince boğazım düğümlendi. Kelimeler boğazımda kaldı. Çünkü bazı insanları anlatmak kolaydır da onlara olan borcunuzu, sevginizi ve özleminizi anlatmak o kadar kolay değildir.
Bazı insanlar vardır; hayatınızdan geçip gitmez, hayatınızın bir parçası olur.
Yıllar geçer, yaşlar ilerler, yollar ayrılır. Ama onların size yaptığı iyilikler, uzattıkları yardım eli, yüreğinize bıraktıkları izler hiç silinmez.
İşte benim için Güzel Eğrilmez böyle bir insandı.
Geçtiğimiz günlerde, Güzel abimizin ölümünün 40. günü dolayısıyla Bornova Cem Evi'nde düzenlenen kırk yemeğinde bir araya geldik.
Ama o gün orada yalnızca bir dostu, bir ağabeyi anmak için toplanmamıştık. Bir ömrün iyiliklerini, insanlığını, geride bıraktığı güzel izleri ve hiç eksilmeyen sevgisini paylaşmak için bir aradaydık.
Güzel abimizin çocukları, torunları, yakınları, dostları…
Herkesin yüzünde başka bir hatıra, yüreğinde başka bir özlem vardı.
Slayt gösterisinde Güzel abimizin çocuklarıyla, torunlarıyla ve özellikle kızıyla çekilmiş fotoğrafları ekrana yansıdıkça, sanki zaman geriye akıyordu.
Bir fotoğraf karesinde bir baba, bir başkasında bir dede, diğerinde ailesiyle mutlu bir insan…
Fotoğraflar konuşmuyordu belki ama anlattıkları çok şey vardı.
Bir zamanlar birlikte gülünmüş günler, yaşanmış anılar, sarılmalar, aile sofraları…
Ve şimdi bütün bunlara uzaktan bakmak zorunda kalan insanlar.
İnsanın içi acıyor.
Çünkü fotoğraflar bazen bir insanın yokluğunu, binlerce kelimeden daha güçlü anlatıyor.
AŞIK VEYSEL TÜRKÜLERİYLE BİR BAŞKA HÜZÜN
O günün en anlamlı yanlarından biri de ünlü göz doktorumuz, Güzel abimizin oğlu Prof. Dr. Sait Eğrilmez'in, kornea bağışlarını artırmak amacıyla kurduğu Kornea Grubu'nun Aşık Veysel türküleriyle anmaya katılmasıydı.
Aşık Veysel'in türküleri, zaten insanın yüreğinin en hassas yerine dokunur.
Hele bir de sevdiğiniz bir insanın ardından söyleniyorsa…
Türküler başka türlü gelir kulağınıza.
Sözler başka türlü dokunur yüreğinize.
O gün müzik, yalnızca bir anma programına eşlik etmiyordu. Hayatın geçiciliğini, insan sevgisini, iyiliği ve geride bırakılan izleri hatırlatıyordu.
Bir yanda babalarını, dedelerini, sevdiklerini kaybetmenin hüznünü yaşayan bir aile…
Diğer yanda onun hatırasını yaşatmak, insanlara umut olmak ve kornea bağışlarıyla başka hayatlara ışık tutmak için bir araya gelen insanlar…
İşte insanın geride bırakabileceği en güzel miraslardan biri de budur.
Bir insanın ömrü sona erebilir ama onun adına yaşatılan iyilikler, başka insanların hayatında yaşamaya devam eder.
MİKROFONA ÇIKTIM AMA KONUŞAMADIM…
O gün Güzel abimizi yakından tanıyanlar söz aldı. Onunla yaşadıkları anıları anlattılar. Kimi bir iyiliğini hatırladı, kimi bir dostluğunu, kimi de hayatında bıraktığı izleri…
Sıra bana geldiğinde ben de mikrofona çıktım.
Anlatacak çok şeyim vardı.
Yıllar öncesine uzanan hatıralarımız, bana yaptığı iyilikler, hayatımda bıraktığı izler…
Hepsi bir bir gözümün önünden geçiyordu.
Ama insan bazen en iyi bildiği insanı anlatırken bile kelimeleri bulamıyor.
Mikrofon elimdeydi.
Konuşmam gerekiyordu.
Fakat boğazım düğümlendi.
İnanın, neredeyse konuşmayı unutacaktım.
Çünkü karşımda yalnızca bir insanın fotoğrafları yoktu. Benim geçmişim, çocukluk ve gençlik yıllarım, unutamadığım iyilikler ve hayatımda özel bir yere sahip olan bir ağabeyimin hatırası vardı.
Gazetecilik mesleğinde yıllarca mikrofon tuttum. Sayısız insanla konuştum, pek çok olayı haberleştirdim, nice insanın hikayesini yazdım.
Ama insanın kendi hikayesi söz konusu olduğunda durum değişiyor.
Hele anlatmaya çalıştığınız kişi, size zamanında el uzatmış, emeği geçmiş, hayatınızın bir döneminde yanınızda durmuş biriyse…
İşte o zaman gazeteciliğiniz, kelimelere hakimiyetiniz, mesleki tecrübeniz bir yana kalıyor.
Yüreğiniz konuşmak istiyor ama gözleriniz doluyor.
Ben o gün bunu yaşadım.
Belki anlatmak istediklerimin tamamını anlatamadım. Belki bazı cümleler yarım kaldı. Belki de söylemek istediklerimin en önemlilerini içimde saklamak zorunda kaldım.
Ama inanıyorum ki Güzel abimiz beni anlamıştır.
Çünkü bazı duyguların kelimelere ihtiyacı yoktur.
DİVRİĞİ'DEN İZMİR'E UZANAN BİR İYİLİK HİKAYESİ
Güzel Eğrilmez, Sivas'ın Divriği ilçesinden İzmir'e uzanan hayat yolculuğunda yalnızca kendi ailesi için mücadele eden bir insan olmadı.
Çocukları daha iyi eğitim alsın, daha iyi bir geleceğe sahip olsun diye emek verdi. Hayatın zorluklarını gördü, çalıştı, çabaladı.
Ama onu benim gözümde asıl büyüten, sahip olduğu imkanlardan çok, yüreğinin zenginliğiydi.
Mehtap Mahallesi'ndeki ihtiyaç sahibi öğrencilere uzanan yardım eli, insanlara verdiği destek, çevresindeki insanlarla kurduğu gönül bağı…
Bunlar öyle kolay unutulacak şeyler değil.
İnsan bu dünyadan giderken yanında makamını, unvanını, malını mülkünü götüremiyor.
Geriye ne kalıyor?
İnsanların yüreğinde bıraktığı izler…
Bir çocuğun eğitimine yapılan katkı, bir ailenin yüzünü güldüren yardım, zor gününde yanında durulan bir dost…
İşte gerçek zenginlik bunlar.
Güzel abimiz, benim hayatımda da unutulmaz bir iz bıraktı. Onun bana yaptıklarını, verdiği desteği, gösterdiği yakınlığı hiçbir zaman unutmadım.
Aradan yıllar geçti.
Hayat bizi farklı yollardan geçirdi. Ben gazetecilik mesleğinde yıllarımı geride bıraktım. Ama bazı insanlara duyduğunuz minnet, zamanla azalmak yerine daha da büyüyor.
Çünkü yaş aldıkça insan daha iyi anlıyor.
Bir elin omzunuza dokunmasının, bir insanın size inanmasının, zor bir dönemde yanınızda durmasının ne kadar kıymetli olduğunu…
Ben Güzel abime duyduğum vefayı hiçbir zaman unutmadım. Onun ardından yazdığım yazıda da bunları anlatmaya çalıştım.
KIRK GÜN GEÇTİ AMA…
Güzel abimizin aramızdan ayrılışının üzerinden kırk gün geçti.
Takvim yaprakları ilerliyor. Günler geçiyor. Hayat kendi akışında devam ediyor.
Ama geride kalanlar için zaman her zaman aynı hızda ilerlemiyor.
Bir fotoğrafa bakarken, bir türkü dinlerken, bir anıyı hatırlarken insan yeniden o günlere dönüyor.
Bornova Cem Evi'ndeki o buluşma bana bir kez daha gösterdi ki Güzel abimiz yalnızca ailesinin değil, hayatına dokunduğu pek çok insanın gönlünde yer edinmiş.
Çocuklarının, torunlarının, dostlarının ve onu tanıyanların anlattıkları bunun en güzel kanıtıydı.
Onun ardından duyulan özlem, paylaşılan anılar ve yaşatılan iyilikler, bir ömrün nasıl anlam kazandığını anlatıyordu.
Belki artık aramızda değil.
Belki telefon açıp sesini duyamayacağız. Belki bir gün yeniden karşılaşıp sohbet edemeyeceğiz.
Ama onunla yaşadığımız anılar bizimle.
Bize öğrettikleri bizimle.
İnsanlığından kalan izler bizimle…
Ve ben inanıyorum ki bir insan, kendisini sevenlerin yüreğinde yaşamaya devam ettiği sürece bütünüyle kaybolmaz.
Sevgili Güzel abim…
O gün mikrofona çıktım ama sana söylemek istediklerimin hepsini söyleyemedim.
Boğazım düğümlendi. Kelimelerim eksik kaldı.
Şimdi sana bir kez daha seslenmek istiyorum.
Sana olan vefa borcumu, bana yaptığın iyilikleri ve hayatımda bıraktığın izleri hiçbir zaman unutmayacağım.
Keşke bir kez daha karşılıklı oturup sohbet edebilseydik.
Keşke sana, hayatıma kattığın güzellikler için bir kez daha teşekkür edebilseydim.
Ama artık biliyorum ki bazı teşekkürler, insanın içinde ömür boyu taşınıyor.
Senin hatıran da benim yüreğimde hep yaşayacak.
Mekanın cennet olsun Güzel abim.
Senin adın gibi güzel olan hatıran, seni sevenlerin yüreğinde yaşamaya devam edecek.
Çünkü bazı insanlar ölür…
Ama iyilikleri ölmez.
Bazı insanlar gider…
Ama sevgileri gitmez.
Ve bazı ağabeyler vardır ki insan, aradan yıllar geçse de onları hep GÜZEL ABİM diye anar.