Canım Kadın,

Hayatta en çok eksikliğini hissettiğimiz şey, çoğu zaman yetişkinliğimizde en çok peşinden koştuğumuz şeye dönüşür.

Belki çocukken seni dinleyen bir baba istedin. Belki "Yanındayım." diyen bir omuz. Belki sadece koşulsuz sevildiğini hissetmek istedin. Bunlar olmadığında, beden unutmuyor. Zihin yıllar geçse de yeni ilişkilerde eski eksikliği tamamlamaya çalışıyor.

Bu yüzden bazen bir partnerden sadece sevgi beklemiyorsun. Güvende hissetmeyi, görülmeyi, onaylanmayı, korunmayı da bekliyorsun. Fark etmeden ona, aslında çocukluğunda alamadığın duyguları teslim ediyorsun.

Ama burada bilmen gereken çok önemli bir şey var.

Hiçbir insan, senin çocukluğunu yeniden yazamaz. Hiçbir ilişki, geçmişte eksik kalan her duyguyu tek başına tamamlayamaz. Çünkü bir ilişkinin görevi seni iyileştirmek değil; sen iyileşirken sana eşlik etmektir.

Bu yüzden kendine kızma. Eğer bazen fazla bağlanıyor, fazla kırılıyor ya da terk edilmekten çok korkuyorsan, belki de sorun sevme biçiminde değil; geçmişten bugüne taşınan ihtiyaçlarındadır.

İyileşme, babanı suçlamakla başlamaz. Yaşadığın eksikliğin hayatındaki izlerini fark etmekle başlar. Fark ettiğinde ise artık geçmişin direksiyonda olmadığını anlarsın. O zaman ilişkilerine yük değil, sevgi götürmeye başlarsın.

Bugünkü küçük egzersizin:

Sessiz bir yere otur ve kendine şu soruyu sor:

"Bir ilişkide en çok neyi bekliyorum?"

Sonra ikinci soruyu ekle:

"Bunu ilk kez kimden beklemiştim?"

Cevabını değiştirmeye çalışma. Sadece fark et. Çünkü fark edilen yara, iyileşmeye başlar.

Canım Kadın,

Geçmişin seni şekillendirmiş olabilir ama geleceğini belirlemek zorunda değil. Çocukluğunda alamadığın sevgiyi aramak yerine, bugün kendine verebildiğin güveni büyüttüğünde, ilişkilerin de değişmeye başlar.

Çünkü en sağlam sevgi; eksik bir çocuğun çığlığıyla değil, kendini tanımış bir kadının huzuruyla kurulur.

Bugün bu yazıyı, ihtiyacı olan ya da sevdiğin bir kadına gönder. Belki de onun duymaya en çok ihtiyaç duyduğu şey, geçmişinin kaderi olmadığını hatırlamaktır.