Canım Kadın,
Bazen bir insanın davranışını değiştirmeye çalışmaktan yorulursun.
Ağzına geleni söyler, “Ben böyleyim” der. İstediği gibi davranır, sen sustukça bunu normal kabul eder. Sen kırıldıkça biraz daha susar, biraz daha idare eder, biraz daha alttan alırsın.
Sonra bir gün kendine dönüp sorarsın:
“Ben neden bu kadar yoruldum?”
Belki de cevabı çok basittir.
Çünkü uzun zamandır sana ait olmayan bir sorumluluğu taşıyorsundur: Başkasının sınırını öğretmek.
Bir insanın sana nasıl davranacağını tamamen kontrol edemezsin. Ama sana nasıl davranılmasına izin vereceğin konusunda söz sahibisin.
Sınır koymak karşı tarafı cezalandırmak değildir.
“Böyle konuşulduğunda bu konuşmanın içinde kalmayacağım.”
“Benimle bu şekilde konuşulmasını kabul etmiyorum.”
“Bunu yapmak istemiyorum.”
“Hayır.”
Bazen en güçlü cümleler uzun açıklamalar değildir.
Kısa, sakin ve tutarlı cümlelerdir.
Çünkü sürekli kendini anlatmaya çalıştığında, sınırın bir tartışmaya dönüşebilir. Oysa sınır, karşındaki insanın seni ikna etmesini beklediğin bir rica değildir.
Canım Kadın,
Burada çok önemli bir ayrım var:
İdare etmek ile anlayış göstermek aynı şey değildir.
Anlayış, karşı tarafın davranışının nedenini görebilmektir.
İdare etmek ise bazen kendi rahatsızlığını sürekli bastırıp karşı tarafın davranışının devam etmesine izin vermektir.
Ve sen her seferinde “Boş ver, büyütmeyeyim” dediğinde, karşındaki insan davranışının bir sonucu olmadığını öğrenebilir.
Bu yüzden mesele yalnızca başkasının haddini bilmesi değildir.
Mesele, senin kendi sınırını bilmen ve o sınırı koruyabilmendir.
KÜÇÜK BİR SINIR EGZERSİZİ
Hayatında seni en çok yoran üç kişiyi düşün.
Her biri için şu cümleyi tamamla:
“Bu kişi benim hangi sınırımı tekrar tekrar aşıyor?”
Sonra ikinci soruyu sor:
“Ben bu sınır aşıldığında ne yapıyorum?”
Susuyor muyum?
Açıklamaya mı çalışıyorum?
Tartışmaya mı giriyorum?
Yoksa gerçekten bir davranış değişikliği yapıyor muyum?
Şimdi kendin için tek bir sınır belirle.
Bu kez sınırını öfkeyle değil, sakinlikle ifade et.
Çünkü sınırın gücü sesinin yüksekliğinden değil, arkasında durabilmenden gelir.
Canım Kadın,
Herkesi memnun etmek için kendinden vazgeçmek zorunda değilsin.
Birinin seni yanlış anlamaması için sonsuz açıklamalar yapmak zorunda değilsin.
Sana saygısız davranan birini sürekli anlamaya çalışırken kendine yapılan saygısızlığı görmezden gelmek zorunda da değilsin.
Nazik olabilirsin.
Anlayışlı olabilirsin.
Kalbin yumuşak olabilir.
Ama bunların hiçbiri sınırsız olmak zorunda olduğun anlamına gelmez.
Bazen hayatındaki en büyük değişim, birinin değişmesiyle değil, senin artık aynı davranışa aynı şekilde karşılık vermemenle başlar.
Bugün kendine şunu hatırlat:
“Ben kimseyle savaşmak zorunda değilim. Ama kendimi korumak için sınır koyabilirim. İdare etmek zorunda değilim. Saygı görmek benim de hakkım.”
Canım Kadın,
Sınır koyduğunda bazı insanlar rahatsız olabilir.
Bu, sınırının yanlış olduğu anlamına gelmez.
Belki de ilk kez seni eskisi kadar kolay yönetemeyeceklerini fark etmişlerdir.
Senin görevin herkesin rahatını korumak değil.
Kendi iç huzurunu da koruyabilmek.
Bugün bu yazıyı ihtiyacı olan ya da sevdiğin bir kadına da gönder. Belki onun da artık idare etmek yerine kendisi için bir sınır koymaya ihtiyacı vardır.