Yapay zekâ artık hayatımızın dışında duran, gelecekte kullanılacak bir teknoloji olmaktan çıktı. Bugün
iş dünyasından eğitime, sağlıktan finansa, üretimden tarıma, medyadan kamu hizmetlerine kadar
hemen her alanda yapay zekâ uygulamalarını konuşuyoruz. Ancak dikkat çekici bir gelişme daha var:
Yapay zekânın sağlayacağı faydalardan söz ederken artık riskleri de çok daha fazla konuşmaya
başladık.
Peki neden?
Bence bunun en önemli nedeni, yapay zekânın artık yalnızca bir teknoloji olmaktan çıkıp ekonomik ve
sosyal hayatın doğrudan bir parçası haline gelmesidir. Bir teknolojinin etkisi ne kadar büyürse,
beraberinde getirdiği risklerin de o kadar ciddi biçimde ele alınması gerekir.
Dün yapay zekâ denildiğinde aklımıza daha çok robotlar, otomasyon ve bilim kurgu filmleri geliyordu.
Bugün ise çalışanların iş yapma biçimini değiştiren, şirketlerin karar süreçlerine giren, insanların
bilgiye ulaşma yöntemini dönüştüren bir sistemden söz ediyoruz.
Dolayısıyla mesele artık “Yapay zekâ gelişecek mi?” sorusu değildir. Asıl soru, “Yapay zekâyı nasıl
yöneteceğiz?” sorusudur.
İş kaybı endişesi neden büyüyor?
Yapay zekâ tartışmalarının en önemli başlıklarından biri istihdam.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, yapay zekânın bütün işleri ortadan kaldıracağı düşüncesine
kapılmamaktır. Daha gerçekçi yaklaşım, bazı işlerin ortadan kalkması veya küçülmesiyle birlikte yeni
işlerin ortaya çıkabileceğini kabul etmektir.
Ancak geçiş sürecinin kolay olacağını düşünmek de doğru değildir.
Özellikle rutin ofis işleri, veri girişi, basit müşteri hizmetleri, bazı muhasebe işlemleri, standart içerik
üretimi ve tekrarlayan analizler yapay zekâdan daha fazla etkilenebilir.
Benim burada üzerinde durduğum konu şudur: Teknoloji işsizliği tek başına yaratmaz; fakat
çalışanların sahip olduğu beceriler ile işletmelerin ihtiyaç duyduğu beceriler arasındaki farkı
büyütebilir.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde eğitim ve mesleki dönüşüm çok daha önemli hale gelecektir.
Bir çalışanın “Ben yıllardır bu işi yapıyorum” demesi, gelecekte aynı işi aynı yöntemle yapabileceği
anlamına gelmeyebilir. İş dünyası değişirken çalışanların da kendilerini yenilemesi gerekecektir.
Asıl risk yanlış bilgi olabilir
Yapay zekânın riskleri arasında belki de en fazla önemsenmesi gereken konulardan biri yanlış bilgi
üretimi.
Yapay zekâ çok hızlı şekilde metin, görüntü, ses ve video oluşturabiliyor. Bu büyük bir fırsat. Ancak
aynı teknoloji gerçeğe çok benzeyen sahte içeriklerin üretilmesini de kolaylaştırıyor.
Bir kişinin söylemediği bir sözü söylemiş gibi gösteren görüntüler, gerçek olmayan fotoğraflar, yapay
ses kayıtları ve sahte belgeler artık çok daha kolay hazırlanabiliyor.
Burada sorun yalnızca bireysel dolandırıcılık değildir. Ekonomik kararlar da yanlış bilgiden
etkilenebilir.
Bir şirket hakkında yayılan sahte haber hisse fiyatlarını etkileyebilir. Bir bankayla ilgili yanlış bilgi
müşteriler arasında paniğe yol açabilir. Bir ürün hakkında oluşturulan sahte yorumlar tüketicinin
kararını değiştirebilir.
Dolayısıyla dijital dünyada “gördüm, inandım” döneminin sona erdiğini düşünüyorum.
Artık bilgiye ulaşmak kadar, bilginin doğruluğunu kontrol etmek de ekonomik bir beceri haline
geliyor.
Kişisel veriler konusu
Yapay zekânın gelişmesiyle birlikte veri konusu da daha önemli hale geldi.
Çünkü yapay zekâ sistemlerinin güçlü olabilmesinde veri büyük önem taşıyor. İnsanların tercihleri,
davranışları, alışkanlıkları ve dijital faaliyetleri çeşitli sistemler tarafından analiz edilebiliyor.
Bu durum şirketler açısından önemli fırsatlar sunuyor. Müşterinin ne istediğini daha iyi anlamak,
üretimi talebe göre planlamak ve hizmet kalitesini artırmak mümkün.
Fakat burada ciddi bir denge sorunu var.
Şirketler tüketiciye daha iyi hizmet sunmak isterken kişisel verilerin korunması da gerekiyor.
Bence geleceğin en önemli tartışmalarından biri “Veriden ne kadar faydalanabiliriz?” sorusuyla
“Bireyin mahremiyetini nasıl koruyabiliriz?” sorusu arasında yaşanacak.
Yapay zekâ şirketleri de değiştiriyor
İşletmeler açısından yapay zekâya yalnızca maliyet düşürücü bir araç olarak bakmak büyük hata olur.
Evet, yapay zekâ bazı maliyetleri azaltabilir. Rutin işlemleri hızlandırabilir, hata oranını düşürebilir,
müşteri hizmetlerini geliştirebilir ve üretim süreçlerini daha verimli hale getirebilir.
Ama asıl dönüşüm karar mekanizmalarında yaşanacak.
Talep tahmini yapan, stokları yöneten, finansal verileri analiz eden, enerji tüketimini izleyen ve
müşterilerin davranışlarını değerlendiren yapay zekâ sistemleri şirketlerin yönetim anlayışını
değiştirecek.
Burada özellikle KOBİ'ler açısından önemli bir konu var.
Büyük şirketlerin yapay zekâ yatırımları yapabilmesi daha kolay olabilir. Ancak küçük işletmelerin bu
dönüşümün gerisinde kalması, rekabet açısından yeni bir eşitsizlik yaratabilir.
Bu nedenle yapay zekâ yatırımlarının yalnızca teknoloji şirketlerinin meselesi olmadığını
düşünüyorum. Türkiye'nin üretim gücü, KOBİ'lerin rekabetçiliği ve ihracat kapasitesi açısından da
değerlendirilmesi gerekiyor.
İnsan faktörü ortadan kalkacak mı?
Ben yapay zekâ tartışmalarında en çok “İnsan mı, makine mi?” şeklindeki yaklaşımın yanlış olduğunu
düşünüyorum.
Asıl mesele insan ile makinenin nasıl birlikte çalışacağıdır.
Yapay zekâ çok hızlı hesaplama yapabilir. Büyük miktardaki veriyi saniyeler içinde inceleyebilir. Fakat
ekonomik hayat yalnızca veriden oluşmuyor.
Bir müşterinin güvenini kazanmak, çalışan motivasyonunu anlamak, etik bir karar vermek, kriz
döneminde sorumluluk almak ve toplumsal sonuçları değerlendirmek hâlâ insan faktörünü önemli
kılıyor.
Bu nedenle geleceğin başarılı çalışanının yalnızca yapay zekâdan korkmayan değil, yapay zekâyı doğru
kullanabilen kişi olacağını düşünüyorum.
Riskleri konuşmak teknolojiye karşı çıkmak değildir
Burada önemli bir ayrım yapmamız gerekiyor.
Yapay zekânın risklerinden söz etmek, yapay zekâya karşı olmak anlamına gelmez.
Tam tersine, teknolojiden daha fazla yararlanabilmek için riskleri önceden görmek gerekir.
Otomobil icat edildiğinde trafik kuralları ortaya çıktı. Elektrik yaygınlaştığında güvenlik standartları
geliştirildi. İnternet büyüdükçe siber güvenlik önem kazandı.
Yapay zekâ için de benzer bir sürecin yaşanması kaçınılmaz.
Kurallar, denetim mekanizmaları, veri güvenliği standartları, şeffaflık ilkeleri ve insan denetimi gibi
konular artık teknolojinin ayrılmaz parçaları olmalıdır.
Türkiye açısından büyük fırsat
Türkiye açısından yapay zekâ konusu yalnızca riskler üzerinden değerlendirilmemeli.
Üretim, savunma sanayii, tarım, lojistik, finans, sağlık, enerji ve kamu hizmetlerinde yapay zekânın
ciddi verimlilik fırsatları bulunuyor.
Özellikle enerji maliyetlerinin yüksek olduğu, rekabetin arttığı ve şirketlerin verimlilik aradığı bir
dönemde yapay zekâ işletmeler için önemli bir araç olabilir.
Tarımda doğru sulama ve gübreleme, sanayide arıza tahmini, lojistikte rota optimizasyonu, finans
sektöründe risk analizi ve perakendede talep tahmini gibi uygulamalar ekonomik değer yaratabilir.
Fakat bunun için teknoloji satın almak yeterli değildir.
İnsan kaynağı, veri altyapısı, eğitim ve doğru yönetim anlayışı da aynı anda geliştirilmelidir.
Son söz
Bugün herkesin yapay zekânın risklerinden bahsetmesinin temel nedeni aslında oldukça basit: Yapay
zekâ artık hayatımızı gerçekten değiştirecek kadar güçlü bir noktaya geldi.
Güç arttıkça sorumluluk da artıyor.
Önümüzdeki dönemde yapay zekâ konusunda iki uç yaklaşımın da doğru olmadığını düşünüyorum.
Bir tarafta “Yapay zekâ her şeyi çözecek” anlayışı, diğer tarafta “Yapay zekâ her şeyi yok edecek”
korkusu var.
Gerçek ise muhtemelen bu iki yaklaşımın arasında.
Yapay zekâ bazı meslekleri dönüştürecek, bazı işleri azaltacak, yeni iş alanları oluşturacak, şirketlerin
verimliliğini artıracak ve tüketicilerin hayatını kolaylaştıracak. Aynı zamanda yanlış bilgi, veri güvenliği,
siber tehditler, iş gücü dönüşümü ve etik sorunlar gibi yeni problemleri de beraberinde getirecek.
Bence yapılması gereken yapay zekâdan korkmak değil, yapay zekâ çağının kurallarını doğru
belirlemektir.
Çünkü mesele artık yapay zekânın gelip gelmeyeceği değildir.
Yapay zekâ zaten geldi.
Şimdi önemli olan, bu teknolojinin insan için nasıl daha güvenli, adil, verimli ve ekonomik olarak
faydalı hale getirileceğidir.
Asıl yarış da burada başlayacaktır.
Kaynak: Euronews
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
[email protected]