Bazı olaylar vardır ki mahkeme salonlarından önce toplumun vicdanında yargılanır.
Buca'da yaşanan son gelişmeler de tam olarak böyledir.
İzmir'in en büyük ilçelerinden birinde belediyeye yönelik operasyon yapılması ve görevdeki Belediye Başkanı ile önceki dönem belediye başkanının tutuklanması, yalnızca hukuki bir mesele değildir. Bu olay aynı zamanda siyasi sorumluluk, ahlaki hesap verme ve kamu vicdanı açısından da değerlendirilmek zorundadır.
Bugün herkes tutuklamaları konuşuyor.
Oysa asıl sorulması gereken soru şudur:
Bu noktaya nasıl gelindi?
Çünkü hiçbir siyasi tablo bir gecede oluşmaz. Her sonucun bir başlangıcı, her krizin bir mimarı vardır.
Hatırlayalım...
CHP, yerel seçimler öncesinde Buca Belediye Başkan adayı olarak Suat Nezir'i açıklamıştı. Ankara'da düzenlenen toplantıda dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, tüm Türkiye'nin gözleri önünde Suat Nezir'in elini kaldırmış ve onu Buca'nın adayı olarak tanıtmıştı.
Her şey netti.
Partinin kararı verilmişti.
Buca'nın adayı belliydi.
Fakat sonra ne oldu?
Neden birkaç gün içinde bu karar değiştirildi?
Neden kamuoyuna açıklanan aday geri çekildi?
Neden yerine başka bir isim getirildi?
Ve en önemlisi...
Bu değişikliğin arkasındaki siyasi irade kimdi?
Bugün yaşananların ardından bu sorular artık geçmişe ait değildir. Tam tersine, bugünü anlamanın anahtarıdır.
Siyaset sadece başarıların değil, yanlış tercihlerin de sorumluluğunu taşımak zorundadır.
Eğer bir siyasi mekanizma liyakati değil sadakati tercih ettiyse...
Eğer halkın iradesi yerine dar kadroların hesapları öne çıktıysa...
Eğer belediyeler hizmet üretecek kurumlar olmaktan çıkarılıp siyasi güç alanları olarak görüldüyse...
Ortaya çıkan sonuçların siyasi sorumluluğunu da birilerinin üstlenmesi gerekir.
Türkiye'de yıllardır aynı soru soruluyor:
"Bu işlerin siyasi ayağı yok mu?"
Eğer bu soru başka dosyalar için soruluyorsa, Buca için de sorulmalıdır.
Çünkü demokrasi, yalnızca seçim kazanmak değil; alınan kararların hesabını verebilmektir.
Adalet yalnızca mahkeme salonlarında aranmaz.
Adalet, kamuoyuna doğruyu anlatabilme cesaretidir.
Adalet, geçmişte alınan kararların arkasında durabilmektir.
Adalet, yanlış yapıldıysa bunu kabul edebilmektir.
Bu nedenle bugün sadece yargının vereceği kararlar beklenmemelidir.
Buca halkının da cevap beklediği sorular vardır.
O dönem CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu, kamuoyuna ilan edilen Suat Nezir’in adaylığının neden alınıp yerine Erhan Kılıç’ın getirildiğini açıklamalıdır.
O dönemde sürece etki eden siyasi aktörler, hangi gerekçelerle bu tercihin yapıldığını anlatmalıdır.
Suat Nezir’e, “Meclis üyerini karışma onları biz belirleriz…” diyen milletvekili kimdi?
Suat Nezir, “Beni adaylıktan haberim olmadan aldılar..” derken, “Hayır kendisi adaylıktan çekildi..” diyen milletvekili kimdi?
Gerçek hesaplaşma yalnızca hukuk önünde değil, tarih önünde de yapılır.
Ve tarih bazen mahkemelerden daha acımasızdır.
Bugün Buca'nın beklediği şey suçlu ilan etmek değil; gerçeği öğrenmektir.
Çünkü hakikat olmadan adalet olmaz.
Adalet olmadan güven olmaz.
Güven olmadan da siyaset ayakta kalamaz.
Son Söz: Uğradığı büyük haksızlığa rağmen, partisinden desteğini hiç kesmeyen Suat Nezir’i kutluyorum. Bakalım herkesle helalleşmeyi hedefleyen Kılıçdaroğlu, Suat Nezir ve Bucalılarla nasıl helalleşecek?