Bir kenti anlamak için o kentin sokaklarında yürümek gerekir.
Bir kentin nabzını tutmak için esnafın çayını içmek, sanayicinin derdini dinlemek, siyasetçinin kapısını çalmak, vatandaşın öfkesine ve sevincine tanıklık etmek gerekir.
Gazetecilik masa başında yapılmaz.
Gazetecilik dört duvar arasına hapsedilemez.
Gazetecilik eve sığmaz.
Çünkü gazetecilik, hayatın tam ortasında yapılan bir meslektir.
Gazeteci; sokakta, meydanda, belediye koridorlarında, adliyede, limanda, fabrikada, kahvede ve gerektiğinde gecenin bir yarısı olay yerindedir. Haberi hisseder, kokusunu alır, peşine düşer. Ekrana bakarak değil, insanlara dokunarak gazetecilik yapar.
Bu yüzden Demirören Grubu’nun Hürriyet, Posta ve Milliyet Gazetesi İzmir Bürosu’nu kapattığı, çalışanlarına "Artık evden çalışacaksınız" talimatı verdiğini, yıllardır tüm Ege’ye hizmet veren bu büroların tüm gazete arşivini kağıtçılara hurda olarak sattığını çok büyük üzüntü ve acı ile öğrendim.
Bu karar sadece bir büroyu kapatma kararı değildir.
Bu karar, Türkiye'nin üçüncü büyük kentinin gazetecilik hafızasına vurulan ağır bir darbedir.
Daha da kötüsü, bu kararın satır aralarında yıllardır Anadolu'nun karşı karşıya kaldığı o eski bakış açısı gizlidir:
"Her şey İstanbul'dan görülür."
Hayır, görülmez.
İzmir, İstanbul'dan bakılarak anlaşılabilecek bir şehir değildir.
Ege'nin ekonomisini, tarımını, turizmini, sanayisini, siyasetini ve sosyal hayatını birkaç bilgisayar ekranından takip ederek gazetecilik yaptığınızı sanabilirsiniz ama gerçeği yakalayamazsınız.
Çünkü gerçek hayat, Zoom toplantılarında değil sokaktadır.
Gazetecilik aynı zamanda ortak akıldır.
Sabah büroya girildiğinde başlayan tartışmalardır.
Bir muhabirin getirdiği bilgiye diğerinin itiraz etmesidir.
Bir haberin başlığı için yapılan hararetli tartışmalardır.
Birlikte düşünüp birlikte üretmektir.
Gazeteyi gazete yapan da budur.
Şimdi yıllarını bu mesleğe vermiş gazetecilere "Evinizden çalışın" deniliyor.
Tasarruf adı altında yapılan bu uygulama, aslında gazeteciliğin ruhundan yapılan tasarruftur.
Oysa gazetecilik maliyet kalemi değil, kamu hizmetidir.
Bugün bir büro kapanır.
Yarın bir şehir görmezden gelinir.
Sonra bir bölgenin sesi duyulmaz olur.
En sonunda da gazeteler halktan kopar.
Türkiye'de medyanın yaşadığı güven kaybının sebeplerinden biri de tam olarak budur.
Sahadan uzaklaşan gazetecilik, toplumdan da uzaklaşır.
En çok da Hürriyet Ege'de görev yapan meslektaşlarım adına üzülüyorum.
Çünkü onlar yıllardır Ege'nin sesini duyurmak için yağmur çamur demeden çalışan, gecesini gündüzüne katan insanlar.
Şimdi ise gazetecilik yapmaları değil, evlerinde oturmaları isteniyor.
Bu, sadece çalışanlara değil; İzmir'e, Ege'ye ve yerel gazeteciliğe yapılmış büyük bir haksızlıktır.
Umarım bu yanlıştan dönülür.
Çünkü bazı meslekler vardır ki uzaktan yapılabilir.
Ama gazetecilik onlardan biri değildir.
Gazeteci evden çalışabilir.
Haber evden yazılabilir.
Ancak gazetecilik eve sığmaz.