Yazının başlığına bakıp, “ne alaka” dediğini duyar gibiyim. Bilgisayarın başına oturdum.
Niyetim, ülkenin gündemini, vatandaşın derdini, emeklinin sıkıntısını, işçinin geçim kavgasını yazmaktı.
Kalemi elime almadan önce, CHP’de yaşanan kurultay tartışmalarına ve mahkeme kararları sonrasında yeniden gündeme gelen Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarına göz attım.
Gördüğüm manzara karşısında şaşırdım mı?
Hayır.
Çünkü konuşulan yine millet değildi.
Konuşulan yine geçim sıkıntısı değildi.
Konuşulan yine çiftçinin kuruyan tarlası, emeklinin boşalan cebi, işsizin umutsuzluğu değildi.
Tek mesele CHP koltuğuydu.
Ana muhalefet partisinin gündeminde kurultay vardı, parti içi hesaplaşmalar vardı, koltuk kavgası vardı.
Oysa siyaset, millete hizmet için yapılır.
Milletin derdi konuşulmuyorsa, parti içi tartışmaların vatandaşa ne faydası vardır?
Daha birkaç gün önce yapılan ara yerel seçimlerde CHP'nin aldığı sonuçlar ortada.
Millet sandığa gitmiş, tercihini yapmış. Ama CHP’nin mahkeme kararıyla geri dönen Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, seçim sonuçlarından çok parti içindeki hesaplaşmalardan bahsediyor.
Madem ülkenin en önemli sorunu CHP’de kimin genel başkan olacağıymış...
O halde ben de bugün siyaseti bir kenara bırakıp futboldan söz edeceğim.
Hiç değilse orada mücadele var.
Hiç değilse orada sonuç almak için ter döken insanlar var.
Öncelikle Türk Milli Takımımıza Dünya Kupası yolunda başarılar diliyorum.
Bu ülkenin gençlerine güveniyorum.
Çünkü Türk gençleri fırsat verildiğinde neler başarabileceğini defalarca gösterdi.
Bunun en somut örneğini de futbolda görüyoruz.
Galatasaray'ı üst üste şampiyonluklara taşıyan Okan Buruk'u kutlamak gerekir.
Yıllardır milyonlarca dolar ödenerek getirilen, "dünyanın en iyisi" diye pazarlanan yabancı teknik adamlara karşı bir Türk teknik adamın ortaya koyduğu başarı tesadüf değildir.
Bu başarı, bilgiyle, emekle ve inançla çalışıldığında Türk insanının hiç kimseden geri olmadığının kanıtıdır.
Aynı gerçeği Fenerbahçe'de de görmek istiyorum.
Gönül verdiğim kulüpte yıllardır çözüm yabancılarda arandı.
Teknik direktörler geldi, gitti.
Futbolcular geldi, gitti.
Milyonlarca dolar harcandı.
Ama başarı gelmedi.
Efsane Başkan Aziz Yıldırım gelir gelmez bu gerçeği gördü ve Fenerbahçe’yi en son şampiyon yapan, efsane futbolcusu ve teknik direktörü Aykut Kocaman ile anlaştı.
Fakat, Başkan Yıldırım’ın yeniden Türk futbolunu bilen, bu ülkenin insanını tanıyan isimlere yönelme düşüncesi bile bazı çevreleri rahatsız ediyor.
Neden?
Bu ülkenin yetiştirdiği bir teknik adamın başarılı olabileceğine neden inanılmıyor?
Başkan Yıldırım’ı ve göreve getirdiği Aykut Kocaman’ı destekliyor ve iki Türk teknik direktörün saha kenarında olduğu Fenerbahçe-Galatasaray derbisini heyecanla bekliyorum.
Bir isteğim daha var bu takımların ilk 11’indeki Türk futbolcu sayısının yabancılardan fazla olması ve İstiklal Marşı’nı seyirci ile birlikte okuması.
Ben kafatasçı değilim.
Ama Türk olmaktan gurur duyuyorum.
Ve Türk insanının fırsat verildiğinde dünyanın her yerinde başarı elde edebileceğine inanıyorum.
Bugün futbolumuzun en büyük sorunu da budur.
Yabancı hayranlığı.
Sahaya bakıyorsunuz...
11 yabancı futbolcu.
Kenarda yabancı teknik direktör.
Tribünde milyonlarca Türk taraftar.
Peki ortada Türk futboluna kalan ne?
Avrupa'da bir kupa gelse bile, Türk futbolcusu o başarı hikâyesinin neresinde olacak?
Kendi takımında forma bulamayan gençler, Milli Takım'a nasıl hazırlanacak?
Türk futbolu nasıl gelişecek?
Nasıl yeni Arda'lar, Hakan'lar, Rüştü'ler, Aykut'lar yetişecek?
Futbol sadece transfer yapmak değildir.
Futbol yatırım yapmaktır.
Futbol insan yetiştirmektir.
Futbol geleceği inşa etmektir.
Türkiye, futbol tüccarlarının gelip milyon dolarları bavullarına doldurup gittiği bir pazar olmamalıdır.
Türk futbolu kurtulacaksa, Türk gençleri kurtaracaktır.
Türk sporu yükselecekse, Türk sporcular yükseltecektir.
Türk futbolunun geleceği dövizle satın alınacak yabancı isimlerde değil, kendi evlatlarına duyacağı güvendedir.
Unutmayın, kendine güvenen toplumlar kendi kahramanlarını yaratır.