Ortadoğu'da yıllardır bitmeyen gerilim, son günlerde yeniden tehlikeli bir noktaya ulaştı. Dünyanın en etkili gazetelerinden New York Times'ın ortaya attığı iddiaya göre ABD, Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani aracılığıyla İran'a bir ateşkes önerisi iletti. Ancak Tahran yönetimi bu teklifi kabul etmedi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise yaptığı açıklamada, "Bizim arabulucu bulmak gibi bir sorunumuz yok. Sorun Amerika'nın tutumu." diyerek Washington'u suçladı.
Bu gelişme, sadece ABD ile İran arasındaki ilişkileri değil, tüm Ortadoğu'nun geleceğini yakından ilgilendiriyor. Çünkü bölgede yaşanacak yeni bir savaşın etkisi yalnızca taraf ülkelerle sınırlı kalmayacak; petrol fiyatlarından gıda maliyetlerine, enflasyondan uluslararası ticarete kadar dünyanın dört bir yanında hissedilecek.
Bugün milyonlarca insanın aklındaki soru aynı: Taraflar neden masaya oturamıyor?
Aslında bu sorunun cevabı oldukça basit. ABD ile İran arasında yıllardır süren büyük bir güven sorunu bulunuyor. Taraflar birbirlerinin verdiği sözlere tam olarak güvenmiyor. Bir taraf ateşkes teklif ederken diğer taraf bunun zaman kazanmak için yapıldığını düşünüyor. Böyle olunca diplomasi başlamadan sona eriyor.
İran'ın reddettiği iddia edilen ateşkes teklifinin zamanlaması da dikkat çekiyor. Bölgede askeri hareketliliğin arttığı, karşılıklı tehditlerin yükseldiği bir dönemde gelen bu teklif, birçok uzman tarafından "gerilimi kontrol altına alma girişimi" olarak değerlendiriliyor. Ancak Tahran yönetimi, önce ABD'nin politikalarında değişiklik görmesi gerektiğini savunuyor.
İran Dışişleri Bakanı Arakçi'nin "Sorun arabulucu değil, Amerika'nın tutumu." sözleri de aslında bunu anlatıyor. İran'a göre sorun mesajların nasıl iletildiği değil, Washington'un bölge politikası ve uyguladığı baskılar.
Bu noktada Irak'ın rolü de oldukça önemli. Son yıllarda Irak hem ABD hem de İran ile konuşabilen az sayıdaki ülkelerden biri haline geldi. Bağdat yönetimi, zaman zaman iki taraf arasında mesaj taşıyan bir köprü görevi üstleniyor. Çünkü Irak, olası bir savaşın en ağır sonuçlarını yaşayacak ülkelerin başında geliyor.
Yeni bir çatışmanın başlaması halinde ilk etkilenecek alan enerji piyasaları olacaktır. İran dünyanın önemli petrol üreticilerinden biri. Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı ise küresel enerji ticaretinin can damarı olarak kabul ediliyor. Bölgede yaşanacak herhangi bir askeri gerilim, petrol tankerlerinin geçişini zorlaştırabilir.
Bunun sonucu ise dünyanın her ülkesinde hissedilir. Petrol fiyatları yükselir. Akaryakıt zamlanır. Ulaşım maliyetleri artar. Fabrikaların üretim giderleri yükselir. Market raflarındaki ürünlerin fiyatları bile bundan etkilenir.
Türkiye de bu gelişmelerden doğrudan etkilenebilecek ülkeler arasında bulunuyor. Çünkü Türkiye enerji ihtiyacının önemli bölümünü ithalat yoluyla karşılıyor. Petrol fiyatlarındaki yükseliş, cari açığın büyümesine neden olabilir. Döviz ihtiyacının artması ise ekonomik dengeleri zorlayabilir.
Bunun yanında uluslararası taşımacılıkta yaşanabilecek aksaklıklar da ihracatçıları olumsuz etkileyebilir. Deniz taşımacılığında sigorta maliyetlerinin yükselmesi, navlun ücretlerinin artması ve teslimat sürelerinin uzaması hem üreticiyi hem de tüketiciyi zor durumda bırakabilir.
Ekonomik açıdan bakıldığında savaşın kazananı olmaz. Tarih bunu defalarca gösterdi. Silahlar konuşmaya başladığında sadece askerler değil, halk da büyük bedeller ödüyor. İşsizlik artıyor, yatırımlar azalıyor, ekonomik büyüme yavaşlıyor ve enflasyon yükseliyor.
Bu nedenle uluslararası toplumun en büyük beklentisi, tarafların yeniden diplomasi masasına dönmesidir. Ateşkes teklifleri kabul edilmese bile diyalog kanallarının tamamen kapanmaması büyük önem taşıyor. Çünkü konuşmanın bittiği yerde çatışma başlıyor.
ABD ile İran arasındaki kriz sadece iki ülkenin meselesi olmaktan çoktan çıktı. Avrupa'dan Asya'ya, Afrika'dan Amerika kıtasına kadar birçok ülke bu gerilimin ekonomik ve siyasi sonuçlarını yakından hissediyor. Bu nedenle Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kuruluşlar da taraflara itidal çağrısı yapıyor.
Önümüzdeki günlerde yeni diplomatik girişimlerin yapılması bekleniyor. Irak, Umman, Katar ve diğer bazı bölge ülkelerinin yeniden devreye girmesi sürpriz olmayacaktır. Ancak kalıcı çözüm için tarafların karşılıklı güven oluşturacak adımlar atması gerekiyor.
Sonuç olarak New York Times'ın gündeme taşıdığı ateşkes iddiası, Ortadoğu'daki hassas dengelerin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. İran'ın teklifi reddetmesi, gerilimin devam edeceğine işaret etse de diplomasinin tamamen sona erdiği anlamına gelmiyor.
Dünya bugün yeni bir savaş istemiyor. İnsanlar artık silah sesleri yerine barış haberleri duymak istiyor. Çünkü savaşın faturası sadece cephede değil; evlerde, pazarlarda, fabrikalarda ve sofralarda da ödeniyor. Bu nedenle tüm tarafların sağduyu ile hareket etmesi, yalnızca bölgenin değil, küresel ekonominin ve milyonlarca insanın geleceği açısından hayati önem taşıyor.
ZAFER ÖZCİVAN