Ören, 2014 yılına kadar belediyeydi.
Kazım Turan, daha çok genç bir siyasetçiyken (yanılmıyorsam 29 yaşındaydı) 1989 yılında CHP’den aday oldu ve Ören’in ilk belediye başkanı seçildi.
Tam 10 yıl CHP’li belediye başkanı olarak görev yaptı.
Üstelik başarılıydı.
Ören’i sadece Muğla’nın değil, Türkiye’nin tanıdığı bir turizm beldesi haline getirdi.
CHP’nin Ören’deki oyları yüzde 50’nin üzerine çıktı.
Ama siyasette bazen başarı da yetmez.
Hatta bazı durumlarda başarı, insanın önündeki en büyük engel haline gelebilir.
Kazım Turan’ın CHP içinde kalmasını zorlaştıran gelişmeler yaşandı.
O da 2009 seçimlerinde DSP’den aday oldu.
Düşünün…
Ören’de o tarihe kadar ciddi bir siyasi iddiası olmayan DSP’nin adayı olarak seçime girdi.
Ve aldığı yaklaşık yüzde 38 oyla hem AK Parti hem de CHP adayının önüne geçti.
Sonrasında yeniden CHP’ye döndü ve 2014 yılında Ören’in Milas’ın mahallesi yapılmasına kadar belediye başkanlığını sürdürdü.
Ören’in ilk ve son belediye başkanı oldu.
Şimdi biraz geriye, 2006 yılına gidelim.
Ören’de festival var.
Türkiye’nin dört bir yanından insanlar gelmiş.
Ben de o dönemde Yeni Asır muhabiriyim.
Festivali haber yapmak için Ören’e gittim.
Başkan Kazım Turan’la birlikte festival alanını gezerken dönemin CHP Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’la karşılaştık.
Turan ile Topuz tokalaştı.
Ben de gazeteci refleksiyle fotoğraflarını çektim.
Ertesi gün gazeteye döndüm.
Ören’i, festivali ve yaşananları anlatan geniş bir röportaj hazırladım.
Yeni Asır’da tam sayfa yayınlandı.
Yedi fotoğraf kullandım.
Bunlardan biri de CHP’li iki siyasetçinin tokalaşırken çekilmiş fotoğrafıydı.
Fotoğrafın altında da şu ifadeyi kullandık:
“CHP Muğla Milletvekili Fevzi Topuz da festival için Ören’e geldi ve Başkan Turan’a destek verdi.”
Öğleden sonra telefonum çaldı.
Arayan Fevzi Topuz’du.
Doğrusu teşekkür edeceğini düşündüm.
Ama öyle olmadı.
Fotoğrafın altındaki “Başkan Turan’a destek verdi” ifadesini neden kullandığımızı sordu.
Şaşırdım.
“Sayın vekilim, sorun nedir?” diye sordum.
Bana açıkça,
“Ben Kazım Turan’a destek vermedim. Bu fotoğrafın altına yazılan doğru değil” dedi.
İnanın çok şaşırdım.
Aynı partinin milletvekili…
Aynı partinin belediye başkanı…
Üstelik Muğla gibi bir yerde başarılı bir belediye başkanlığı yapan bir partili…
Ama milletvekili, onun başarısına destek verdiği şeklinde anlaşılmak bile istemiyordu.
Neden?
Sonradan araştırdım.
Parti içindeki gruplaşmalar, aynı partide olduklarını bile unutturacak noktaya gelmişti.
Mesele Kazım Turan’ın başarısı değildi belki.
Mesele, o başarının kime yakın olduğu ve yarın kimi nereye taşıyabileceğiydi.
Çünkü siyasette bazen bugün alkışladığınız bir insanın, yarın sizin önünüze geçmesinden korkabilirsiniz.
Başarılı bir belediye başkanı…
Yarın Milas Belediye Başkanı olabilir.
Daha sonra Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı olabilir.
Milletvekili olabilir.
Ve bir gün sizin önünüze geçebilir.
İşte siyaset böyle hesaplara teslim olduğunda, parti içindeki dayanışma da kaybolmaya başlar.
Kazım Turan CHP’de barınamadı.
Partisinden ayrıldı.
Ama buna rağmen siyasi hayatını sürdürdü ve Ören halkının desteğini almaya devam etti.
YILLAR GEÇTİ, DEĞİŞEN NE OLDU?
Şimdi bugüne gelin.
Bugün CHP’nin içinde yaşananlara bakıyorum.
Dünkü yol arkadaşları birbirlerine ağır sözler söylüyor.
Birbirlerini suçluyorlar.
Sosyal medya adeta parti içi hesaplaşma meydanına dönüşmüş durumda.
Ben bunları görünce 2006 yılındaki o telefon konuşmasını hatırlıyorum.
Ve kendi kendime soruyorum:
Yıllar geçti ama değişen ne oldu?
O gün aynı partideki insanlar birbirlerinin başarısından rahatsız olabiliyordu.
Bugün de aynı partideki insanlar birbirlerinin yanında durmak yerine birbirlerine karşı konumlanabiliyor.
Demek ki mesele bugünün meselesi değil.
Bugün sadece duvar yıkıldı.
İçerideki çatlak ise çok daha eskiden vardı.
ÖREN ŞİMDİ NE HALDE?
Kazım Turan bugün torunlarıyla vakit geçiriyor.
Fevzi Topuz ise hala siyasetin içinde.
Son seçimde CHP’den Milas Belediye Başkanı seçildi.
Hayat devam ediyor.
Ama Ören de devam ediyor.
Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada Örenliler grubuna üye oldum.
Ören’i ve Örenlileri çok sevdiğimi yazdım.
Altına bir Örenlinin yaptığı yorum ise beni gerçekten üzdü.
Yorum aynen şöyle:
“Nevzat bey örenin çok ihtiyacı var okul hastane yol köprü gibi denizi pisliyorlar şikayet edilmesine rağmen bir çözüm bulunmuyor biraz gazetede yazarsanız teşekkür ederim. Maalesef bizim ören’de yönetici yok ne belediye ne kaymakam ne vali ne yetkili bir müdür. Senin anlayacağın Allah’tan başka sahibi yok. Unutulmuş cennetten bir köşe. Siz de biliyorsunuz denizi havası süper yerdi…”
İmla hataları var.
Ama inanın, anlatılan sorunların yanında imla hatalarının lafı bile olmaz.
Çünkü o mesajın içinde bir vatandaşın çaresizliği var.
Bir beldenin sahipsiz bırakıldığına dair inanç var.
Bir zamanlar Türkiye’nin tanıdığı turizm merkezlerinden biri olan Ören’in bugün okul, hastane, yol, köprü ve deniz kirliliği gibi sorunlarla anılması ise ayrıca düşündürücü.
Buradan Milas’ın yöneticilerine bir çağrı yapmak istiyorum:
Ören’i sadece yaz aylarında hatırlamayın.
Ören’in turistine gösterdiğiniz ilgiyi Örenlinize de gösterin.
Çünkü Ören’in ihtiyacı yeni siyasi hesaplar değil.
Hizmet.
İhtiyacı yeni kavgalar değil.
Çözüm.
İhtiyacı birbirine laf yetiştiren siyasetçiler değil.
Kendisini dinleyen yöneticiler.
Ve en önemlisi…
Ören’in yeniden “sahibi var” dedirtecek bir yönetime ihtiyacı var.
Ben gazeteciyim.
Gördüğümü yazarım.
Duyduğumu araştırırım.
Tanık olduğumu unutmam.
2006 yılında Ören’de çektiğim bir fotoğraf bugün hala aklımda.
İki CHP’li siyasetçi tokalaşıyor.
Ben o gün o fotoğrafa baktığımda birlik gördüm.
Yıllar sonra geriye dönüp baktığımda ise siyasetin görünmeyen tarafını gördüm.
Çünkü bazen bir fotoğrafta görünen, gerçeğin tamamı değildir.
Asıl hikaye, kadrajın dışında yaşanır.
Bugün CHP’de yaşananlara baktığımda da aynı şeyi görüyorum.
Bir parti bir günde bölünmez.
Önce gönüller bölünür.
Asıl bölünme çok daha önce başlamıştır.
Ve benim 20 yıl önce Ören’de gördüğüm şey tam da buydu.
Bugün yaşananları görünce aklıma tek bir cümle geliyor:
CHP bugün bölünmedi.
CHP, yıllardır içinde taşıdığı bölünmüşlüğü bugün dışarıya gösterdi.
Gerisi sadece sonuç…
Asıl mesele ise şu:
Bir siyasi parti, rakipleriyle mücadele ederken güçlenir.
Kendi içindekilerle mücadele etmeye başladığında ise, kaybettiği şey sadece insanları değil, kendi hikayesini de olur.