Devletler bazen öyle kararlar alırlar ki bu kararın anlamını yalnızca günlük siyasi değerlendirmelerle ölçemezsiniz.
Gerçekten de zamanı geldiğinde öyle kararlar verilir ve ona uygun öyle adımlar atılır ki; etkisi bir savcının soruşturmasından çok öte bir devletin neyi korumaya karar verdiğini gösterir.
Otuz beş yıla yakın hukukun içinde olan biri olarak “Ailem Güvende” operasyonunu ben böyle okuyorum.
Bu operasyon, Cumhuriyet tarihimizin belki de en stratejik, en hayati ve geleceğimizi doğrudan tayin edecek devlet kararlarından biridir.
Devlet, yıllardır "özgürlük", "bireysel tercih" ya da "modernleşme" gibi süslü kavramların, sözde masum renklerin, uluslararası fonların ve dijital mecraların arkasına sığınılıp doğrudan çocuklarımız ve toplumun bel kemiği olan aile yapımız hedef alan zihniyete “dur” deme kararını vermiştir.
Dışarıdan aktarılan milyonlarca dolarlık finansman ağlarıyla, bu toprakların bin yıllık kültürüne, fıtratına ve ahlak anlayışına tamamen aykırı olan fikirleri meşrulaştırmak isteyen karanlık ve zehirli zihniyetin deşifre edilmesi, meselenin masum bir hak arayışı olmadığını, aksine milli bağımsızlığımızı hedef alan küresel bir kuşatma olduğunu net bir şekilde gözler önüne sermiştir.
Gerçekten de bir milleti silahsız işgal etmenin en kestirme yolu, onu ailesiz, çocuksuz ve neticede geleceksiz bırakmaktır.
Çünkü bir milletin geleceği, sahip olduğu ekonomik güç kadar ailesini, çocuklarını ve toplumsal değerlerini koruyabilme iradesine de bağlıdır.
İşte bu nedenle, aileyi ve çocuklarımızı hedef alan küresel baskılar, medya manipülasyonları ve lobi girişimleri karşısında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en küçük bir geri adım atmaması, milletimizin bekası için zorunluluktur.
Bu iradenin arkasında, günlük bir siyaset anlayışının değil devletin en üst düzeyde milletin bekasına dair hem kararı hem de kararlılığı olduğunu anlıyoruz.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllardır aile kurumunun korunmasına yönelik izlediği politikalar, ve duruşu, tartışmasız bir lider sorumluluğudur.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in operasyon sürecindeki kararlı tutumu ise ayrıca dikkat çekicidir.
Gürlek’in hukuk çerçevesinden sapmaksızın devletin, çocukları ve aileyi koruma ödevini kararlılıkla yerine getirmesi, yargının milletin değerlerini koruma noktasındaki en güçlü teminat olduğunu doğrulamaktadır.
Açıkçası yargının bu kararlı ve dik duruşu içimize su serpmektedir.
Yine önemle belirtmem gerekir ki Akın Gürlek’in bu süreçteki yaklaşımı, devletin hukuk içinde kalarak da güçlü adımlar atabileceğini, sonuçlar alabileceğini göstermiştir.
Toplumda oluşan “Cezasızlık” algısının kırıldığını görmek, bir hukuk adamı olarak son derece sevindiricidir.
Bu operasyonun sonuçlarını hep birlikte takip edeceğiz.
Fakat daha şimdiden ortaya çıkan bir gerçek vardır:
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, çocukları ve aileyi ilgilendiren alanda kararını açıkça ilan etmiştir.
Cumhuriyet tarihinin geleceği bakımından bu ve bunun gibi operasyonları önemli kılan da budur.
Bugün çocuklarımızı ve aileyi korumak, aslında geleceğin Türkiye’sini korumaktır.
"Ailem Güvende" operasyonu ile devletin verdiği bu karar, yalnızca bir soruşturma değil; milletimizin çocuklarını, aile yapısını ve kültürel varlığını koruma iradesinin devlet eliyle yeniden teyididir.
“Ailem Güvende” operasyonu, Türkiye’nin geleceğine atılmış tarihi bir adımdır.
Bu mücadelenin arkasında durmak, evlatlarımızın yarınlarına sahip çıkmak demektir.
Devlet bu sorumluluğu yerine getirirken cesaret göstermiştir; şimdi milletimizin bu iradeye sahip çıkma zamanı gelmiştir.
Ve bu irade, Türkiye’yi daha güçlü bir geleceğe taşıyacaktır.