Çağla Öz olayı yalnızca gösterişli bir düğün, kilolarca altın ve bir magazin haberi değildir. Bu olay, sosyal medya eliyle topluma dayatılan tehlikeli hayat anlayışının geldiği noktadır.
Haberlerde yer alan eski dava dosyasına göre; Çağla Öz’ün bugün evli olduğu kişinin geçmişte annesiyle duyg
usal ilişki yaşadığını söylediği, daha sonra henüz reşit olmayan Çağla Öz ile ilişki kurduğu ve “reşit olmayanla cinsel ilişki” suçundan mahkûm edildiği aktarılmaktadır. Bugün ise bütün bu karanlık geçmişin üzeri altınlarla, pahalı arabalarla ve şaşaalı bir düğünle kapatılmaya çalışılmaktadır.
Topluma sunulan hikâye şudur: Geçmiş önemli değildir, ahlak önemli değildir, paranın nereden kazanıldığı önemli değildir. Yeter ki çok paran, pahalı araban ve gösterecek altının olsun!
İşte asıl toplumsal çürüme budur.
Bu fenomenlerin ortak özelliği üretmek değil, tüketimi sergilemektir. Emeklerini, mesleklerini ve vergilerini değil; çantalarını, arabalarını, mücevherlerini ve kendilerine harcanan parayı gösterirler. Genç kızlara “Oku, çalış, meslek sahibi ol, kendi ayaklarının üzerinde dur” demiyorlar. Verdikleri mesaj çok daha tehlikeli:
“Zengin bir erkek bul. Parasının kaynağını sorma. Geçmişini sorgulama. Sana pahalı hediyeler alıyorsa sus ve gösterişli hayatını sergile.”
Böylece çalışmak neredeyse aptallık, bir erkeğin gölgesinde onun parasıyla yaşamak ise başarı sayılıyor. Kadının ekonomik bağımsızlığı küçümsenirken erkek parasıyla yaşamak olağanlaştırılıyor. Mafyatik görüntü güç, kıskançlık sevgi, baskı sahiplenme, kaynağı belirsiz para ise başarı gibi pazarlanıyor.
Bir kadının değerinin kendi bilgisiyle, emeğiyle ve karakteriyle değil; yanındaki erkeğin servetiyle ölçüldüğü bir düzen kuruluyor. Kadına “Kendi hayatını kur” denilmiyor; “Seni yaşatacak bir erkek bul” deniliyor. Bu anlayış kadını özgürleştirmez, erkeğin parasına ve insafına bağımlı hâle getirir.
Böyle bir hayat kızlarımıza örnek olamaz.
Annesinin geçmişte ilişki yaşadığı ileri sürülen bir erkekle daha sonra kurulan ilişkinin ve reşit olunmayan döneme ilişkin mahkûmiyetle sonuçlandığı bildirilen olayların üzeri düğün altınlarıyla örtülemez. Böylesine ağır bir geçmiş, “masal gibi aşk” başlığıyla topluma sunulamaz. Burada alkışlanacak bir aşk hikâyesi değil; sorgulanması gereken ciddi bir ahlaki, sosyolojik ve hukuki tablo vardır.
Her gün bu görüntüleri izleyen genç kız ne hissediyor?
Asgari ücretle çalışan annesini yetersiz görüyor. Kendi mütevazı hayatından utanıyor. Okumanın, çalışmanın ve yıllarca emek vermenin karşılığını alamayacağını düşünüyor. Pahalı çantalara, lüks arabalara ve kolay paraya ulaşmayı hayatın tek başarısı sanıyor.
Sonra kendisine bu hayatı vadeden; yaşça çok büyük, baskıcı, mafyatik tavırlar sergileyen, suç çevreleriyle anılan veya parasının kaynağı belli olmayan erkekleri bir çıkış kapısı olarak görebiliyor. Evinden kaçabiliyor, ailesinden kopabiliyor, eğitimini bırakabiliyor ve geri dönüşü olmayan olayların içine sürüklenebiliyor.
Çünkü sosyal medya ona tehlikeyi değil, yalnızca altınları gösteriyor. Baskıyı değil, pahalı hediyeleri gösteriyor. Yaşanan karanlığı değil, lüks arabaları gösteriyor. Kadının nasıl bir hayat yaşayacağını değil, o hayattan paylaşacağı fotoğrafları gösteriyor.
Bunun sonu çoğu zaman özgürlük değildir. Ekonomik bağımlılık, şiddet, istismar, sömürü ve kaybolan hayatlardır. Kızlarımız bir sosyal medya yalanının peşinden evlerinden kaçmasın, eğitimlerini bırakmasın, şiddete uğramasın ve geleceklerini kaybetmesin.
Ben dişiyle tırnağıyla çalışan bir kadın olarak soruyorum:
Alın teriyle kazanılan para neden görünmezken kaynağı açıklanamayan servet milyonlarca insana başarı diye izlettiriliyor?
Neden çalışan kadın değil, kendisine para harcatan kadın alkışlanıyor?
Neden eğitim, emek, meslek ve dürüstlük değil; gösteriş, tüketim ve kolay para rol model hâline getiriliyor?
Neden sabah erkenden işe giden, çocuk büyüten, üreten ve vergisini ödeyen kadınlar hayatın yükünü taşırken; hiçbir üretimi görünmeyen kişiler birkaç pahalı çanta ve otomobille “başarılı kadın” ilan ediliyor?
Bu düzen, dürüstçe çalışan insanlara açıkça şunu söylüyor: “Sen boşuna çalışıyorsun.”
Toplumsal yozlaşma tam da burada başlıyor. Çalışmanın aptallık, kısa yoldan zenginleşmenin zekâ; ahlakın gereksiz, gösterişin üstünlük sayıldığı yerde toplumun değerleri çürümeye başlar. İnsanlar artık paranın nasıl kazanıldığını değil, ne kadar harcandığını konuşur. Servetin kaynağını soranlar kıskanç, sergilenen şatafata hayran olanlar çağdaş kabul edilir.
Oysa zenginlik, hiçbir ahlaksızlığı temizlemez. Pahalı bir araba kötü bir geçmişi silmez. Kilolarca altın, sağlıksız bir ilişkiyi aşk masalına dönüştürmez. Para, hiç kimseye dokunulmazlık ve saygınlık belgesi vermez.
Buradan Adalet Bakanlığına, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına, RTÜK’e, BTK’ye ve sosyal medya platformlarına açıkça sesleniyorum:
Suçu, şiddeti, istismarı, mafyatik ilişkileri ve kaynağı açıklanamayan zenginliği özendiren hesaplar derhâl mercek altına alınmalıdır. Hukuka aykırı içerikler kaldırılmalı; suçtan veya istismardan beslenen hesaplar hakkında erişimin engellenmesi ve kapatılması dâhil gerekli bütün yasal işlemler uygulanmalıdır.
Fenomenlerin reklam ve ticari gelirleri, vergi kayıtları ve para hareketleri etkin biçimde denetlenmelidir. Kaynağı açıklanamayan servetin sosyal medya üzerinden gösterilmesi bir başarı hikâyesi gibi pazarlanamamalıdır. Çocukları ve gençleri tehlikeli ilişkilere, kolay paraya ve suç kültürüne özendiren yayınlara karşı özel bir hukuki düzenleme yapılmalıdır.
Bu bir magazin meselesi değildir. Bu, çocuklarımızın geleceği ve toplumun ahlaki sağlığı meselesidir.
Paranın her ayıbı örttüğü, şatafatın her karanlık geçmişi akladığı, çalışmanın aptallık; bir erkeğin parasıyla yaşamanın başarı sayıldığı bu çürümeye artık seyirci kalınamaz.
Bugün sustuğumuz her gösteri, yarın bir genç kızın yanlış bir hayatı kurtuluş sanmasına neden olabilir. Bugün alkışlanan her kaynağı belirsiz servet, yarın alın teriyle çalışan başka bir kadına “Sen başarısızsın” duygusu verebilir. Bugün denetlenmeyen her fenomen hesabı, yarın bir çocuğun zihnine zehirli bir hayat modeli yerleştirebilir.
Bu nedenle Adalet Bakanlığını ve ilgili bütün kurumları göreve çağırıyorum: Suçu, istismarı, mafyatik ilişkileri ve kaynağı açıklanamayan zenginliği normalleştiren dijital düzen derhâl denetlenmelidir. Gençleri zehirleyen bu gösteri ekonomisine artık son verilmelidir.
Çünkü mesele bir fenomenin kaç bilezik taktığı değildir. Mesele, milyonlarca genç kıza hangi hayatın değerli olduğunun öğretildiğidir.
Kızlarımızın önüne bir erkeğin parasına sığınmayı başarı diye koymayın. Onlara okuyarak, çalışarak, üreterek ve kendi ayakları üzerinde durarak kazanabilecekleri bir gelecek bırakın.
Bir toplumun çöküşü, kötülüğün ortaya çıkmasıyla başlamaz; kötülüğün alkışlanmasıyla başlar.
Bugün karar verme zamanıdır:
Altının parıltısını mı koruyacağız, kızlarımızın geleceğini mi?